Zombiler ordusu-Abdurrahman Aydın

Al-Masdar’ın internet sitesine 1 Şubat sabahı iki haber düştü. Biri Kürt güçlerinin DAİŞ’e karşı Suriye’nin doğusundaki ilk gerçek zaferini kazandığını duyuruyordu. Fırat’ın doğu kıyısında bulunan Garanij çok sert çatışmalara sahne olmuştu. Öyle ki bu küçük şehirde neredeyse Reqa’da kullanıldığı kadar bombalı arabanın kullanıldığını rapor ediyor ajanslar. Reqa gibi sembolik anlamı yüksek bir kent için verilen ‘mücadeleye’ eşdeğer bir mücadele veriyorsa DAİŞ, yok olmakta olduğunun farkındadır. Evet, bitiyorlar ve Türkiye destekli gruplar da bu bitişin farkında. Bu nedenle savaşma motivasyonları yok. T.C. destekli grupları savaşa motive edebilecek tek bir öğe olabilir: İdlib. Orada da Rusya izin vermiyor, vermeyecektir de.

Diğer haber ise Özgür Suriye Ordusu adlı oluşumun kimi çekirdek öğelerinin kendilerine biçilmiş ‘misyon’la bağlarını kopararak şimdilerde bölgenin merkezine doğru ilerlemekte olan Esad güçlerine karşı savaşmak için konum aldıklarını duyuruyordu. 31 Ocak Çarşamba günü İdlib bölgesinde bir hayli kalabalık protesto gösterilerinin yapılmış olduğunu belirtiyordu bu haber. Protestocular, Türkiye’nin liderliği altında savaşan ‘isyancı grupların’ Efrîn’deki saldırılarına son vermelerini ve bunun yerine Suriye Ordusuna karşı savaşmalarını talep etmişler.

İki haber de bir şeyi ortaya koyuyor: Efrîn’e saldıran Türkiye destekli grupların Efrîn’de gerçek bir savaşma motivasyonu bulmalarının imkânı yok. Her hal ve şart altında Türkiye’nin mayın eşeği durumundalar. Özellikle de ‘zafer gösterileri’ bunu ortaya koyuyor. Biraz dikkatli bir bakış, bu gösterilerde, bundan birkaç sene önceki histerik (bu cinsiyetçi sözcüğü kullandığım için bağışlayın) ve çılgın hallerinin taklidini yaptıklarını görecektir. Daha önce bu grupların insanın aklını dumura uğratan zevklenme hallerine, kelimenin her anlamıyla pornografik bir zevk durumuna tanıklık ediyorduk, ‘sahadan’ gelen zafer çılgınlıklarında. Şimdi ise zevklenmiyorlar; bir zevki taklit ediyorlar. Eskiden ilkokullarda yapılan yıl sonu müsamerelerine benzer bir müsamere bu. Bitmişliğin ardından gelen, bir eksikliğin, bir eksilmenin olmadığını vurgulamaya çalışan kaygılı bir hal… Ne kadar vurgulanırsa o kadar görünür oluyor bu eksiklik. Açıkça yenilmiş durumdalar ve şimdi kendilerinin olmayan bir kavgada dövüşmeleri isteniyor. Elbette kendilerinin kavgası olarak gördükleri kavganın da pis, kokuşmuş olmadığını söylemek anlamına gelmiyor bu. Ama aradaki ciddi motivasyon farkını vurgulamak istiyorum. Onlar açısından hiçbir gerçek amacı olmayan bir savaş bu. Yok olsalar kimsenin umurunda olmayacak. Bu dünyada var olma halinden çoktan düşmüş bir hortlaklar, bir zombiler ordusu bu. Kendi anlam ve simge sistemleri açısından da bu dünyada var olma nedenini yitirdiği halde bir başkasının itelemesiyle varlığını sürdüren, bir başkasının kendi varoluş amaçları doğrultusunda sürekli ruh üflediği bir zombiler ordusu… En son Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan bir “Kuvâ-yi Milliye” ruhu üfledi bu hortlağa. Yanlış anlaşılma olmasın. Kuvâ-yi Milliye’nin yediği nanelerin bir ilkel sermaye birikimi tarzı olduğuna zaten kuşkum yok. Bir varlığı emanet bir ruhla donatma girişiminin sözünü etmeye çalışıyorum.

Peki, neden sürekli bir ruh üfleme girişimi var? Ola ki bu ruhu üfleyen özne, tam da kendi kendisine de bu ruhu üflemek zorundadır! Bunun da kendi varoluşunu haklı çıkarmaya, meşru kılmaya çalışmaktan başka anlamı yok. Kojeve, başka bir bağlamda, “Otorite, kurmaya çalıştıkça dağılır” saptamasında bulunuyordu; otorite ile iktidar arasında bir ayrıma giderek. Çünkü otorite ya kendiliğinden vardır ya da yoktur; otorite kurmaya çalışmak bunun yokluğuna işaret eder. Çok benzeri bir durum, genel siyasal manzarayla ilgili olarak da geçerliliğini koruyor. Bir varoluşu sürekli haklı çıkarmaya çalışan biri, tam da o varoluşun haksızlığını, gayri-meşruluğunu ortaya koyar.

O halde Efrîn’e yönelik saldırı, var olmak için hiçbir sebebi kalmamış olduğu halde var olmaya devam eden bir iktidar-söylem biçiminin de cismine bir ruh arayışından kaynaklanıyor. Siyasal teorinin terimleriyle dile getirilirse, iç politika ile dış politikanın birbirinin içinde eridiği bir durum içerisinde, eskisiyle-yenisiyle bir siyasal ölü durumuna gelmiş olan Türk Devletinin, değişmek yerine, dış politik gerilimlerle içeriye bir ruh üfleme girişimidir söz konusu olan. Ortaya çıkan da devasa bir histeri, bir çılgınlık durumu… Bu çılgınlık halini ikinci bir ‘Kurtuluş Savaşı’ (!) olarak sunmaları, aslında Kurtuluş addedilen şeyin gerçekleştiği sıradaki genel Türklük ruhuna ilişkin de bir şeyler anlatmıyor mu bir yandan da?

Bu denklem içerisinde Türkiye destekli gruplar da Türk Milli Kimliğinin yeniden inşası sırasındaki mayın eşeklerinden fazlası değiller. Çünkü her şey bir kenara, hiçbir zafer umudu olmayan bir savaşa sürülmüş durumdalar. Yani en ihtimal dışı senaryoyu tahayyül etsek: Diyelim ki Efrîn bunların eline geçti. Eee? Özerk bir yerleri mi olacak? İdlib’deki kardeşleri de buraya çekilerek, hep beraber burayı mı yönetecekler? Bu savaşın onlar açısından hiçbir vaadi yok. Türk devletine küçük de olsa bir vaadi var: İç milli kimliğe geçici bir ruh üflemesi. Ama hem Türkiye hem de bu zombiler ordusu, Putin’in birer piyonu gibi görünüyorlar. Satranç tahtasında belirli bir yere sürdü bunları ve orada tutuyor. Çünkü QSD’ye “Efrîn’i rejime bırakın” teklifinin kesin olarak reddedileceğini herhalde Putin de biliyordu. O halde amacı ne?

535
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles