YENİ PARADOKSLAR VE DERİNLEŞEN KRİZ

1990’ların başından itibaren krizlere müptela hale gelen Türkiye ekonomisi, 2016 yılı içerisinde yeni bir kriz türbülansına girmiş durumda. Krizi tetikleyen birkaç temel nedenden bahsetmek mümkün.

Birinci neden; iç siyasette artan riskler ve etkin olmayan ekonomi politikalardır.

İkinci neden; dış etkidir. ABD’de faiz oranlarının hızla artacağı beklentisi, uluslararası spekülatif sermayenin daha güvenli limanlara çekilmesine neden olmaktadır. Ek olarak ABD’de başkanlık seçimini Trump’ın kazanmasının yarattığı şok etkisi.

İkinci neden bütün çevre ekonomileri etkiyen bir faktördür. Türkiye’de krizin derinleşmesinde birinci etkenin daha baskın olduğu görülüyor. Zira diğer çevre ülkeler üzerinde bu şok azalırken, kurlar toparlanmaya başlarken, TL’nin negatif ayrışması devam ediyor.

Gelinen noktada yaşadığımız krizden ekonomiyi düze çıkaracak enstrümanlar, hem yetersiz hem de etkisiz kalıyor. Merkez Bankası (MB), üzerindeki siyasi baskı nedeniyle para politikası araçlarını zamanında etkili bir biçimde kullanamıyor. Sarayın döviz kuru ve faiz arasında (ideolojik referanslı) tercih nedeniyle, kur artışının önü açık bırakılmış, faiz oranlarının yükselmemesi için açık baskı uygulanmıştır. MB müdahalede geç kaldıkça kur artışında ipin ucu kaçıyor. Panik artıyor, güven kaybı derinleşiyor. Saray ve hükümet olanları yine bilinmeyen bir ‘lobiye’ bağlıyor.

Ekonomide 2016’nın son çeyrek dönemine ait veriler geldikçe tablo daha da netleşiyor. Ekonomideki tabloda paradoksal bir dizi sonucun ortaya çıktığını görüyoruz. Bunları şu şekilde sıralamak mümkün:

Kur artışı ile enflasyon arasındaki paradoks. Aralık ayı enflasyon verilerinin tahminlerden yüksek gelmesine (% 8,5) paralel olarak dolar ve euro TL karşısında % 30 civarında değerlenmiştir. Yüksek enflasyon nedeniyle reel faiz geliri düşmüştür. Türkiye, % 8 faizle en yüksek faiz veren konumda olmasına rağmen, % 8,5’lik enflasyonla reel faiz 0, 53’e geriliyor. Buna karşın Brezilya’da  reel faiz net % 5,45, Rusya’da %3, Meksika’da %3’tür. Çin, Hindistan, Endonezya, Polonya ve Filipinler’in nominal faizi Türkiye’den daha düşük olmasına rağmen reel faizde Türkiye’nin oldukça üzerinde bir orana sahip.

Düşük reel faiz, finansal sermaye hareketlerinin çıkmasının en temel nedenlerinden biridir. Diğer yandan TL’nin değer kaybetmesi ithal girdi ve meta fiyatlarının artmasına yani enflasyona yol açması kaçınılmazdır. Artan enflasyon oranı reel faiz getirisini aşağıya çekecektir. Kur artışları henüz tam anlamıyla fiyatlara yansımamıştır. 2017’de etkisini göreceğimiz bu sonuç, enflasyonu beklentilerin üzerine çıkaracaktır. Gittikçe kur, enflasyon sarmalı daha da derinleşecektir.

Enflasyonun dinamikleri arasında da paradoksal bir durumla karşı karşıyayız. 2016 Aralık ayı enflasyon verilerinden çıkan sonuca göre gıda da enflasyon düşerken, buradan gelen (2015’de %13,51 iken, 2016’da %5,02’ye geriledi) olumlu etki, devletin zam ve vergileriyle üç katı (2015’te %4,30’dan 2016’da %14,13’e) olumsuz etkisi ortaya çıkmıştır. Yani devletin gelirleri arttırmak için vergi ve cezalara yüklendikçe bu enflasyon rakamlarının yükselmesini getirmiştir.

Dış sermaye akımları ile döviz kurları arasında da bir paradoks yaşanıyor. Her şeyden önce spekülatif sermaye akımlarının çıkış yaşaması, döviz kurlarının yukarı çıkışını daha da hızlandıracaktır. Kurların yükseleceği beklentisi TL’nin değer kaybı, hisse senedi ve devlet tahvil gelirlerinin reel olarak erimesi anlamına gelir ki, bu ortamda yüksek faizin bir esprisi kalmamaktadır. Bu da sermaye girişlerini yavaşlatır. Veya eksiye dönmesine neden olur. Merkez Bankası’nın verileri, döviz kurunun iniş çıkışı ile yabancı sermaye yatırımlarının gelişi arasında zıt yönlü bir ilişki olduğunu göstermiştir. 2016 Ocak-Nisan ayları arasında döviz kurunun yönü aşağı doğru giderken, bu dönemde net sermaye girişi 1.315 ile 1.669 milyon dolar arasındadır. Mayıs ayında tekrar yükselişe geçen kur ile net dış girişi eksiye dönmüştür.

Stagflasyon riski: 1970’lerde iktisat literatürüne giren bir olgu. Durgunluk içinde enflasyon olarak tanımlanıyor. Bir yandan emtia fiyatları artarken, diğer yandan büyüme yavaşlıyor. İşsizlik (%12) artıyor. Kur artışından kaynaklı enflasyon artışı 2017 de kaçınılmaz görünürken, ekonominin daha da küçüleceğine ilişkin yeterince veri açıklanmış durumda.

Özetlersek; 2016 yılı her yönüyle kayıp bir yıl oldu. Çatışmalar, darbe girişimleri, OHAL uygulamaları, KHK’lerle karikatürleştirilen demokrasi ve parlamenter sistem, kayyumlar, baskılar, gözaltılar, işkenceler, tutuklamalar, diktatörlüğe hızla sürükleniş…Memleketin siyasi manzarası bu. Ekonomideki manzara bundan daha iç açıcı değil. İktisadi kriz ile siyasi kriz örtüşmüş vaziyette. Karşılıklı olarak bir birini besliyor, yapısal hale getiriyor. Ufukta bir çıkış görünmüyor. En azından yakın gelecekte.

Related Articles