Yeni Hitler ve suç ortakları-Aykan Sever

 

Efrîn’i işgal girişiminde uluslararası güçlerin Erdoğan rejimi ile nasıl suç ortaklığı yaptığı belgelemek için uzun uzadıya değerlendirmelere gerek yok. Pazartesi günü Fransa’nın çağrısı ve muhtemelen Erdoğan rejiminin baskısıyla gündemi değiştirilen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Toplantısı’nda (BMGK) konuşulanlara bakmaya yeter.

Bu toplantıda sadece İdlib ve Doğu Guta’yı görüşüp Erdoğan rejimini Efrîn’de “ölçülü olmaya” çağırmanın cinayete ortak olmaktan başka bir anlamı yoktur. Bir kez daha emperyal güçler, “stratejik beklentiler” hesabıyla Efrîn’de filizlenen “yeni yaşam” umudunu boğma yönünde atılan adımların destekleyicisi olacaklarını, güce-şiddete-ırkçılığa dayalı siyasetin hamisi olacaklarını belgelediler.

Erdoğan rejimi içeride kurduğu, oturtmaya çalıştığı diktatörlüğü savaşlar ve fetih arzusunu kamçılayarak kalıcılaştırmaya çalışıyor. Bu yaklaşımın nihayetinde dayandığı yer yüzyıl önce gerçekleştirilmiş olan Ermeni Soykırımı’ndan farklı değil. Erdoğan rejimi Kürtlere karşı uygulamaya koyduğu soykırım politikalarıyla aynı zamanda gelecek nesillerin de (tıpkı Ermeni Soykırımı’nda olduğu gibi) boynuna ağır değirmen taşları misali suç yaftaları asıyor.

Bu gelişme karşısında Erdoğan rejiminin zombileşmiş köleleri bir yana uluslararası güçlerinde ortak olması adeta kendi akıbetlerini hazırlamak anlamına geliyor. Hatırlanacağı üzere 1939’da Hitler orduları Polonya’yı işgal ederek 2. Dünya Savaşı’nı başlatmıştı. Batılı güçler (ABD de dahil) Hitler’in bu hamlesiyle yetineceği, iştahının kapanacağı beklentisiyle sessiz kalmışlardı. Tabii sadece bu değil öncesi de Franco-Mussolini-Hitler ittifakının sol karşısındaki terörüne destek vermişlerdi. Tarih sesiz kalanların da Hitler tarafından kapılarının çalındığı günleri gösterdi. Faşizme karşı direnmek için fazlasıyla geç kalınmıştı. Şimdi merak ediyorum, acaba dünya Erdoğan rejimine “Dur!” demek için Yunanistan mı Bulgaristan’nın mı işgalini bekleyecek?

Bilmediklerimiz elbette var. Fakat bütün bunların dışında bildiğimiz bir şey varsa o da, Efrîn’de yaşayan halkların canları pahasına “yeni bir dünya” yaratma umudunu sonuna kadar savunacakları.

ABD’nin “yeni savunma” stratejisi

ABD Savunma Bakanı J. Mattis ülkesinin “yeni” ulusal “savunma” stratejisini geçen hafta açıkladı. Tırnaklardan da anlaşılacağı üzeri bu belgede yeni namına fazla bir şey olmadığı gibi kesinlikle bir savunma değil saldırı stratejisi. ABD’nin hegemonya kurma arayışını temsil eden ve sadece bir kısmı açıklanan belgede yeni olan bir şey varsa ilki Trump yönetiminden çok Pentagon’un ağırlığının hissedilmesi olabilir. İkincisi Çin ve Rusya’yı hedef gösteren “terörizmden ziyade büyük güçlerle rekabet” yaklaşımı. Bu da çok yeni değil aksine bir süredir yürürlükte olan politikaların açıkça söylenmesi anlamına geliyor.

Bu yönelimin postmodern karakterli 3. Dünya Savaşı’ının çatışma alanlarını artırması kaçınılmaz. Hali hazırda Ukrayna cephesinin yeniden hareketlendiğini görüyoruz. Bunlardan biri daha önceden değindiğimiz Afganistan, Pakistan, Hindistan’ın kuzeyi ve başta Sincan olmak üzere Çin’in kendisi de bölgesel çatışmalara dahil edilmesi olabilir. Bir diğeri ise tırmanmakta olan (Erdoğan rejiminin de dahil olduğu) Etiyopya-Sudan ve Mısır arasındaki gerilim. Uzaktaki bir başka olasılık ise Güney Amerika’da Venezuela-Kolombiya sürtüşmesinin çatışmaya dönüşmesi. Bu belgede kritik olan şeylerden biri de savaş sanayine daha fazla ödenek ayrılması. Bunun anlamı diplomasi yerine militarizmin ABD dış siyasetinin temel enstrümanı olmayı sürdüreceği ve maalesef daha çok savaş göreceğimiz.

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles