Vietkong’dan YPG’ye halkların haklı savaşı-Doğan Özgüden

50 yıl önce Vietnam halkının verdiği mücadeleye koşut mücadele veren Kürt halkıyla beraber olmak kendisine ‘demokratım, devrimciyim’ diyen herkesin görevidir.


Sabah Brüksel’de daha şafak sökmemiş… Ekranıma yıllardır alışageldiğim türden tehdit dolu bir mesaj düşüyor… Türk Özel Kuvvetler facebook’undan “Asrın lideri Erdoğan” referansıyla:

“Hükümetten dev adım… PKK destekçileri vatandaşlıktan atılıyor. PKK’ya aktif olarak destek veren herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından atılacak ve Türkiye’ye girişi yasaklanacak… Beğenip paylaşın… Görmeyen duymayan kalmasın…”

Dert değil, zaten İnci’yle birlikte Evren-Özal dönemlerinde iki kez vatandaşlıktan atılmışız. Tekrar atmaya kalksalar nüfus ve konsolosluk kayıtlarında adımızı ve adresimizi bulabilecekleri bile kuşkulu…

Tam da bu haftaki yazımı yazmaya başlayacağım sırada ekranıma iki önemli yazı düşüyor:

Hasan Cemal’in 44 yıl önceye giderek Ecevit’in Kıbrıs fütuhatını anımsatan “1974 Kıbrıs’tan 2018 Afrin’e” başlıklı yazısı. Diğeri ise Demir Küçükaydın’ın kendi sayfasında yer alan “Afrin’in gölgesinde Tet Saldırısı -68’in Ellinci yılı” başlıklı yazısı…

Arka arkaya bir solukta okuduğum iki yazı da beni son derece duygulandırıyor ve düşündürüyor.

Gerçi İnci de, ben de 68 kuşağından değil, 50’ler kuşağındanız ama, kavganın yoğunlaştığı 68 döneminin, coşkular, sevinçler ve de hüzünler dolu, 12 Mart faşist darbesiyle noktalı virgül konulan o efsane dönemin de militanları ve canlı tanığıyız.

Biz 60’lı yıllarda Türkiye işçi sınıfının öncülüğünde sosyalist örgütlenmeyi savunan Ant Dergisi‘ni çıkartırken Hasan Cemal, Doğan Avcıoğlu’nun çıkarttığı Devrim Gazetesi‘nin sorumlu yönetmeniydi. Demir Küçükaydın ise, sosyalist gençlerin oluşturduğu Fikir Kulüpleri Federasyonu, Devrimci Öğrenci Birliği ve Dev-Genç’in militanıydı.

Hasan Cemal yazıyor:

“Yıl 1974, Ecevit Kıbrıs fatihi… Kamuoyu kendinden geçmiş halde savaş havaları yaşıyor. Gazeteler sanki savaş bülteni, her sabah çığlık çığlığa çıkıyor. Elinde zeytin dalı, başında savaş miğferiyle çeşit çeşit Ecevit posteri çarşı pazarda yok satıyor. Ecevit kurmaylarına gelince… Onlar da kendilerinden çok emin. ‘Kıbrıs Barış Harekâtı’nın CHP’ye getireceği büyük seçim zaferini, tabii kapalı kapılar arkasında, dillendirmeye başlamışlar bile…”

44 yıl öncesine gidiyorum.

1974… Brüksel’de İnfo-Türk yayınlarına başladığımız, Mustafa Suphi belgelerini ilk kez Türkiyeli okuyucuya ulaştırmak için seferber olduğumuz günler… Belçika’da Yunan faşist diktatörlüğünden kaçıp gelmiş büyük bir sürgün kitlesi var, çoğu da Yunan Komünist Partisi üyesi. Sık sık beraberiz, Yunan albaylarına ve Türk generallerine karşı ortak mücadele veriyoruz.

Nikos Sampson darbesini izleyen günlerde Türkiye’nin “Atilla Harekatı” adı altında başlattığı 20 Temmuz askeri operasyonu, Albaylar Cuntası’nın çizmeleri altındaki Yunanistan’a da demokratikleşme olanağını sağladığı için her yerde alkışlanıyor…

Cuntanın havlu attığı geceyi anımsıyorum. Komünisti, sosyalisti, anjarşisti, liberaliyle sürgün Yunanlılar bir an önce ülkelerine kavuşabilmek için Atina’ya uçak, tren, otobüs rezervasyonu yaptırıyorlar.

Yunan Cuntası’nın çöküşünü Güney Garı yakınlarındaki bir Yunan tavernasında birlikte sirtaki yaparak kutluyoruz.

Türkiye’de tüm sol’un desteğini de alarak iktidar olmuş bir karaoğlan var… Kendisinin ve de çevresinin militarist show’larına karşın Türkiye’yi de demokratikleştireceği beklentisiyle TKP ve yandaşları da dahil solcularımızın büyük bölümü Ecevitçi kesilmiş durumda…

Hasan Cemal yazısında “Evet, 20 Temmuz 1974’te Türkiye’nin Kıbrıs’a çıkmasının haklı ve meşru nedenleri genel kabul görüyordu” diyor.

Oysa Yunanistan’da bir gecede her şey değişmiş… Sağcı Karamanlis yönetiminde sadece albaylar cuntasının sürgüne zorladığı solcular değil, 2. Dünya Savaşı’nın sonunda Sovyetler Birliği ve Balkanlar’daki müttefiklerinin verdiği ödünler yüzünden General Markos önderliğindeki içsavaşı sona erdirmek zorunda kalarak sosyalist ülkelere sığınan komünistler de yıllar sonra ülkelerine dönebiliyorlardı.

Biz Türkiyeli sürgünler bu gelişmeleri hem sevinçle, hem de solun desteğiyle iktidara gelmiş olan Kıbrıs fatihi Ecevit bir türlü demokratikleşme yolunda ciddi adımlar atmadığı için içimiz burkularak izliyorduk.

Üstelik 20 Temmuz 1974 Kıbrıs operasyonu Yunanistan’da bir askeri diktatörlüğün yıkılmasına olanak verdiği için tüm dünyada anlayışla karşılanırken, yine Ecevit’in komutasında14 Ağustos 1974’te başlatılan ve Kuzey Kıbrıs’ı Türk Ordusu’nun işgali altında bir sömürge haline getiren “Ayşe tatile çıksın” kod adlı işgal operasyonu Türkiye’yi diplomatik planda tam bir tecride götürecekti. Türk Ordusu’nun işgali altında 1975’te “Kıbrıs Türk Federe Devleti” adı altında kurulan ve 15 Kasım 1983’te “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti” adını alan TC sömürgesi, Azerbaycan da dahil, dünyanın hiçbir devleti tarafından devlet olarak tanınmayacaktı.

44 yıldır süregelen bu askeri işgalin son skandalı, yıllardır demokratik hakların savunmasını yapan sol eğilimliAfrika Gazetesi‘nin bir hafta önce Afrin işgalini eleştirdiği için Türk Ordusu’nun himayesindeki Erdoğan fedaileri tarafından basılıp tarümar edilmesi…

Evet… 1974’ten beri hem Yunanistan hem de Kıbrıs Cumhuriyeti  insan haklarına saygı konusunda yeterince güvence verdikleri için Avrupa Birliği’ne dahil edilirken, Türkiye hâlâ bekleme odasında.

Kıbrıs Operasyonu’nun 44 yıl sonra yeni bir versiyonunu Afrin’de sahneye koyan Erdoğan’ın beklentisi belli ki Ecevit’in 1977 seçimlerindeki “fatih” imajlı performansını yakalayabilmek…

Afrin fethedilebilir mi? Bu operasyon daha sonra Türkiye sınırının güneyinde Irak’a kadar uzanan yeni bir Türk sömürgesi yaratmaya kadar varabilir mi?

İşte tam da bu noktada Demir Küçükaydın’ın yazısı tarihten ders almayı bilecek zeka seviyesine sahip kişiler için önemli bir anımsatmada bulunuyor:

“68’i herkes duymuştur ve bilir. Şimdi yetmişine dayanmış ve işi bitmiş benim kuşağım 68 kuşağı diye bilinir.

“Ama 68’in 30 Ocak’ta (yani dün) Vietnam’da Tet Saldırısı’yla başladığını hatırlayan ve bilen pek yoktur. Bu yıl Tet Saldırısı üzerine hemen hiçbir şey çıkmadı dense yeridir. 68 üzerine yazılar muhtemelen Mayıs ayında, yazılacaktır. Ama 68 aslında 30 Ocak’ta Tet Saldırısı’yla başlamıştı.

“30 Ocak 1968’de Vietnam’daki Budistlerin yeni yıl (Tet) tatilinde seksen bin Vietkong gerillası ve kuzey Vietnamlı savaşçı, yüze yakın yerde aynı anda bir saldırı başlatmıştı, ABD’ye ve onun desteklediği Güney Vietnam diktatörünün ordusuna karşı, Amerikan Elçiliği’ne bile saldırılmıştı. Bu saldırı üzerine bütün dünya tam bir şok yaşamıştı. Bu saldırının şokuyla beş ay sonra Londra, Berlin, Paris, İstanbul’da üniversitelerde ayaklanmalar başlayacaktı.”

“Bu saldırıyla birlikte ilk kez ABD’nin Vietnam’da yürüttüğü savaşın haklılığı ve ABD ordusunun gücü tüm dünyada sorgulanır olmuştu.

“Tet saldırısıyla adeta özdeşleşmiş olan Güney Vietnamlı Polis Generalinin bir gerillayı infaz ederken çekilmiş resmi, dünyanın dört bir yanındaki 68 isyanının tohumlarını atmıştı.

“İşte şimdi Afrin’e saldıran Türk devleti ve Erdoğan-Ergenekon İslamcı-Türkçü faşist rejimi de böyle yenilecek.”

Demir’in yazısını okuyunca 50 yıl öncesine gittim.

Bu saldırıdan birkaç hafta önceydi. TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar’ın da yargıçları arasında yer aldığı Russell Mahkemesi, Vietnam ‘da işlediği savaş suçları nedeniyle ABD’yi mahkum etmişti:

ABD emperyalizminin hizmetindeki Babıali medyasının ve de anamuhalefet partisi “ortanın solu”ndaki CHP’nin suspus olduğu o günlerde Vietkong gerillalarının ve Kuzey Vietnam Ordusu’nun Tet Saldırısı’nı Ant Dergisi‘nin 6 Şubat 1968 tarihli sayısında “Amerikan Hezimeti” başlığıyla kapak yapmıştık.

O sayıya yazdığım başyazıda şöyle diyordum:

“Türkiye’nin cüce politikacıları, temsil ettikleri egemen sınıfların çıkarlarını perde arkasında çevirdikleri küçük oyunlarla korumaya ve sürdürmeye çalışırken dünyanın öteki ucunda bir avuç yürekli insan tarihin seyrini değiştirecek bir ölüm kalım mücadelesine girmiştir… Askeri bakımdan kısa vadeli sonuçları ne olursa olsun, yiğit Vietnam halkının en modern ve kahredici silahlarla donatılmış yarım milyon Amerikan askerine canlarını hiçe sayarak saldırması, ezilen ve sömürülen halkların emperyalizme karşı mücadelesinin napalm bombalarıyla, uçak gemileriyle, işkencelerle, jenosid fiilleriyle dahi önlenemeyeceğini bütün dünyaya ispat etmiştir.”

“Amerika, Vietnam halkından yediği şamarla bütün prestijini yitirmiş, saldırgan Johnson yönetimi, bırakın dünya halklarını, en sadık muttefikleri ve hatta kendi halkı nezdinde dahi rezil olmuştur.”

“Vietnam halkının mücadelesi, aynı zamanda Türkiye ve Türkiye gibi Amerikan hegemonyası altında bulunan ülkelerin de kurtuluşu için verilen bir mücadeledir.”

Evet, 50 yıl öncesinin Vietnam direnişine koşut bir savaşımı günümüzde islamcı-faşist Erdoğan’ın CHP, MHP, İyiP ve VP desteğiyle başlattığı Afrin Operasyonu’na karşı kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, çocuğuyla Kürt halkı yiğitçe yürütmektedir.

Vietnam halkının direnişi o yıllarda Sovyetler Birliği, Çin Halk Cumhuriyeti ve Batı dünyasının tüm ilerici ve demokratik güçleri tarafından desteklenmekteydi.

Ne ki bugün, Daeş’e karşı verdiği özverili mücadeleden dolayı Suriye Kürtlerini vazgeçilmez müttefik sayan süper güçler Türkiye’nin şantajları karşısında vefasızlığın ve ihanetin en kusturucu örneklerini vermekte…

Bu bakımdan Kürt halkının mücadelesi 50 yıl önce Vietnam halkının verdiği mücadeleye oranla daha zor koşullar altında yürütülmekte.

Bu mücadelesinde Kürt halkıyla beraber olmak, onu tüm uluslararası platformlarda desteklemek, islamcı faşist Erdoğan yönetiminin müstevli karakterini sürekli teşhir etmek kendisine “demokratım, devrimciyim” diyen herkesin görevidir.

Bu sözüm özellikle de yarım yüzyıldır tüm kamuoyunu “ortanın solu” aldatmacasıyla avutan ve birkaç gün sonra kurultayını toplayacak olan CHP’nin, varsa ya da kaldıysa, gerçekten demokrat, ilerici üyelerinedir.

Artı Gerçek

 

Related Articles