Vergi toplamada iltizam dönemine mi geçiliyor?

AKP hükümetinin, Osmanlı’ya dönme çabaları yalnızca siyasi, kültürel ve dinsel alanla sınırlı değil.  Ekonomi cephesinde de Osmanlılık özlemi kendini açığa vuruyor. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi, geçtiğimiz günlerde hükümetin yapmayı düşündüğü yapısal reformlar hakkında kapsamlı açıklamalar yaptı. Bunlardan en dikkat çekeni, vergi dairelerinin özelleşmesine ilişkin olanıydı. İltizam sistemini çağrıştıran bu reformların hayata geçirilmesi, vergi mükelleflerinin taşeron tahsildarın inisiyatifine bırakılması anlamına gelecektir. Bunun ne kadar sorunlu ve ciddi tehlikeler barındırdığını anlamak için İltizam sistemine yakından bakmak gerek.
İltizam sistemi neydi? Uygulandığında hangi sonuçlara yol açmıştı?
İltizam sistemi, Osmanlı Devleti’nde yükselme döneminde merkezden uzak vilayetlerde, sıkı kontroller eşliğinde uygulanıyordu. Duraklama ve gerileme döneminde sıkça kullanılan bir vergi toplama sistemi haline getirildi.
Coğrafi keşiflerle Akdeniz limanlarının önemini yitirmesi, eski ticaret yollarının farklı coğrafyalara kayması ile Osmanlı’nın da gelirleri azalmaya başladı. Buna büyüme paradoksuna düşüş, artan savaş harcamaları, yükselen mal ve hizmet fiyatları da eklenince hazinenin nakit ihtiyacı artıyordu. Ayrıca batı karşısında teknolojik, askeri ve bilimsel gerileme devlet bütçesini olumsuz etkiliyor, yetkilileri yeni önlemler almaya zorluyordu.
İltizam sistemi bu şartlarda yaygın olarak uygulanmaya konuldu.
İltizam alan kişilere mültezim denilirdi. Mültezimler, açık attırma usulü (ihale) ile bir bölgenin vergi toplama hakkını satın alırdı. Mültezim, ihaleyi kazandığında devlete ödemesini peşinen yapardı. Daha sonra bölgesine gider yıl içinde halktan vergi toplardı. Amaç devlete ödediğinden fazlasını alarak kara geçmekti. Mültezimlerin daha fazla vergi toplamak için halka baskı ve şiddet uygulamalarını arttırdılar. Bunun sonucunda birçok sorun ortaya çıktı. Halk tarafından seçilen ‘ayan’ adı verilen kişilerin vergi tahsilatı konusunda yetkilendirilmesinin yolu da açıldı. Bununla bir denge kurulması hedeflenmekteydi.
Ayanlar, başlangıçta mültezimlere karşı halkı korumaktaydılar. Ancak zamanla mültezimlerle uzlaşarak pozisyonlarını güçlendirmeye başladılar. Mültezimler, vergi dışında halktan “bid”at (adet)  adı altında zamanla gelenekleşen paralar almaya, deyim yerindeyse halkın ümüğünü kurutmaya başladılar.  Ayanlar, özellikle Osmanlı’nın son dönemlerinde güçlendiler. Giderek iktidara kafa tutmaya başladılar.
Vergi toplamada başvurulan iltizam sistemi, Osmanlı’da köylü isyanlarının ortaya çıkmasında önemli rol oynamıştır. Köylünün belini büken vergi yükü çift bozmaya neden olmuş ve isyanlarla sonuçlanmıştı. 16. Ve 17. yüzyılda Celali İsyanları patlak verdi. Şeyh Celal, Baba Zünnun, Kalender Çelebi ve Karayazıcı isyanlarından oluşan bu isyan  dalgasına Celali İsyanları deniyor.
Bugüne dönelim. AKP hükümeti neden vergi tahsilatını özelleştirmek, taşeronlaştırmak istemektedir? Devlet neden artık vergi tahsilatı yapamamaktadır?
Neo- liberal iktisat politikalarının sadık uygulayıcısı AKP, kendisinden önceki iktidarların ekonomi politikalarını fütursuzca devam ettirdi. 1990’ların ortasında başlayan özelleştirmeler, son 15 yıllık AKP iktidarında neredeyse tamamlandı.
Artı değer üreten karlı kamu kuruluşları özelleştirildi. Devletin önemli gelir kaynakları kesildi. İstikrarsız büyüme ve sık tekrarlanan krizlerle gelir dağılımı ve yoksulluk artarken, vergi yükü çalışan geniş toplum kesimlerine yüklendi. Toplam vergiler içindeki kurumlar vergisi ve servet vergisinin payı azalırken, kaynağından kesilen gelir vergisi, KDV, özel tüketim vergilerinin payı trajik şekilde arttı. Vergi politikası gelir dağılımını bozucu etkiye dönüştü.
Sürekli seçim ve referandumlar, sermayeye yönelik popülist politikaların uygulamasını yaygın hale geldi. Art arda çıkarılan vergi afları, vergilerini düzenli ödeyen mükelleflerin vergi ödeme motivasyonunu yok ediyor. Vergi afları,  tahsil edilemeyen vergilerin tahsilini artırmaktan ziyade, düzenli vergi verenlerin sayısını ve miktarını azaltıyor. Döneminde tahsil edilmeyen vergi miktarı hızla artmaya devam ediyor.
Vergi dairelerinin, tahsilatlarının özelleştirilmesi işte tam da bu ekonomi politik ortamda gündeme geldi. Sorun vergi dairelerinin etkin çalışmaması, çalışanların performansının kötü olması değildir. Sorun, vergi verecek mükellefin bunu ödeyemeyecek noktaya gelmiş olmasıdır. Bütün vergi yükü orta ve alt sınıflara yüklenmiş durumda. Hükümet vergi toplamayı taşeronlara vererek siyasi baskıdan kurtulmak istemektedir. Doğaldır ki, vergi toplama yetkisi alacak olan taşeron tahsildarlar, mafya tarzı hareket edecek, vatandaşın boynuna binecektir. Bunun da yeni itirazlar ve isyanları başlatması kaçınılmazdır.
Hükümet, kamu gelirlerini artırmak için iltizam tarzı vergi politikalarına yönelmek yerine, devletin gelirlerini ve kaynaklarını yapısal olarak iyileştirecek iktisat politikalarını tercih etmelidir. Vergi adaletini sağlamalı ve gelir ve servet dengesizliğini ortadan kaldıracak, dengeli büyüme ve kalkınmaya dayalı politikalar tercih etmelidir. Fütursuzca uygulanan neo- liberal politikalardan vazgeçip üretken ve adil bölüşümü öncelikli hale getirmelidir. Aksi halde şartlar, daha radikal dönüşümlere gebedir.

Related Articles