Vekillik edemeyen avukat vekaletnameyi iade eder!-Veysi Sarısözen

HDP kendi başına TBMM’den çekilse, Saray zil takıp oynar. Ona tek başına çekilmeyi tavsiye etmem.

Benim anlamadığım, HDP’nin CHP’ye “seçime hazırlık böyle olmaz, gel birlikte TBMM’den çekilelim, rejime daha fazla meşruiyet kazandırmayalım, halkın sinesinde seçimlere, kitlesel sivil itaatsizlik eylemlerini örgütleyerek hazırlanalım” önerisini neden yapmadığıdır.

Açık konuşmak gerekirse, şu anda muhalefetin TBMM’deki varlığı, diktatörlük rejimine meşruiyet kazandıran biricik, evet, biricik etkendir. Erdoğan muhalefetin varlığını, kendi meşruiyetinin biricik dayanağı olarak Avrupa’ya pazarlamakta.

Avrupa devletleri, kendi seçmenlerinin “Türkiye’ye ekonomik ve askeri yaptırım” baskısını, “Türkiye Erdoğan’dan ibaret değildir, CHP var, HDP var, bu iki parti seçimleri kazanacaklarını iddia ediyor, aceleye gerek yok, bekleyelim” diyerek etkisizleştiriyor.

Bu durum, halkın saflarında diktatörlüğe karşı radikal ve sonuç alıcı mücadeleden yana olan öncü güçlerin de izole olmasına neden oluyor. Muhalefetin TBMM’deki varlığı ve “seçimlerde yüzde 60 oy alma iddiaları” faşizm koşullarında hala “parlamenter mücadele” imkanı varmış algısına ve faşizmi bedel ödemeden, “sokakta” değil de, “sandıkta” yenme umuduna yol açıyor.

Bunun da sonucu, halkın kendi gücüne güvenmek yerine, Meclis kürsüsünden edilen laflarla ve seçimlerde “zafer” vaatleriyle yetinmesi oluyor. Erdoğan rejimi de gücünü işte bu “beklenti” halinden alıyor.

Halka gerçeği söylemek gerekir: Muhalefetin TBMM’de yapabileceği hiçbir şey yoktur. Konuşma hakkı bile elinden alınmıştır. Halkın vekilleri, TBMM’de halka “vekillik” yapamıyor. O halde orada işleri ne?

Bir an, CHP ve HDP’li vekillerin şöyle bir açıklama yaptıklarını düşünelim: “Ey halk, bize verdiğin vekaletin gereğini yapamıyoruz; senin sinenden seçilip TBMM’ye girmiştik, şimdi yeniden senin sinene dönüyoruz; maaşlarımızın asgari ücrete tekabül eden kısmı dışında kalanını diktatörlüğü devirme fonuna bağışlıyoruz! Parlamenter yol kapanmıştır; demokrasinin yolunu, sokakta kitlesel sivil itaatsizlik eylemleriyle açmaktan başka çare kalmamıştır, diktatörlük ya bu eylemler sonucunda yıkılır ya da bu eylemler demokratik bir seçim imkanını yaratır. Yürüyelim arkadaşlar…”

Biliyorum. Çok tecrübeli, yaşını başını almış, öyle uçarı hayallerden uzak, olgun ve de dolgun parlamenter, “bırakın böyle çocukça lafları, gerçekçi olun, akıllı olun, sabırlı olun, biz ne faşizmler gördük, bu da geçer ya hu!” diyerek, burnuna konan sineği elinin tersiyle kovalar gibi, bizim bu düşüncemizi seçmenin kafasından kovmaya kalkışacak.

Parlamenter ve barışçı imkanların varlığı söz konusu olduğunda, Lenin’in tabiriyle “solculuk”, yani parlamentoyu boykot etme hali, “bir çocukluk hastalığı” ise, Faşizm koşullarında “parlamentarizm” ihtiyarlık halinin en berbat hastalığıdır. Bir tür bunaklıktır. Biçare mefluçun perişanlığıdır.

Faşizmi “ihtiyarlık” değil, “çocukluk” yıkar.

Faşizm şartlarında “gerçekçilik” mücadele kaçkınlığının sığınağıdır. “Hayalcilik” ise “gökyüzünü fethe” çıkartan bir muharrik.

CHP’nin böyle bir yola girmesi mümkün mü? “Gerçekçi” mırıldanıyor; “mümkün değil, o halde mümkün olmayan hakkında konuşmanın manası ne?”

Manası çok. Çünkü CHP yönetimi, rejimin bütün temel politikalarını desteklediği için TBMM’de kalarak rejime meşruiyet kazandırmayı bilerek sağlıyor. PKK’yi tasfiyeye “evet” diyor, “FETÖ” umacısını o da kullanıyor. Rusya-İran ittifakını o da savunuyor. Geriye “şeker” kalıyor; “şeker vatandır, vatan satılmaz” diyerek, seçmenin kininle zehirlenmiş diline bir tutam şeker serpiyor.

Ama bu partinin içinde farklı eğilimler de var. Bu farklı eğilimlerin tabandaki yansıması sanılandan da güçlü. Böke ve Cihaner’in “manifestosu”nu hatırlamak yeterli.

„Boykot“ tartışmasının zamanı değil, „çekilme“ tartışmasının tam zamanı.

Özetle, muhalefet şu anda TBMM’den çekildiğini ilan etse, Erdoğan rejimi önü alınmaz bir krize yuvarlanır.

Bu çok açık bir gerçektir.

ÖDP’den, HDP’ye ve CHP içi muhalefete kadar, en geniş güçler, CHP yönetimini TBMM’den çekilmeye mecbur etmeli.

Faşizmi yıkmanın ilk adımı ancak böyle atılır.

Ne demişler; sen diyeceğini de, günah dinlemeyen de kalsın…

1030
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles