Varşova’da faşizmin ayak sesleri: “Soykırımın evcilleştirilmesi” – Cenk Ağcabay

Varşova’daki yürüyüş, ABD ve AB’nin Rusya’yı kuşatma politikasının birtakım olası sonuçlarının habercisi niteliğindedir. Etnik ve dinsel çeşitliliğe sahip olan bu bölgeyi büyük bir yangın yerine çevirebilecek çatışmaların unsurlarına dönüşecek faşizmin çeteleri burada yıllardır adım adım örgütlenmektedir

Varşova’da Polonya’nın Bağımsızlık Günü nedeniyle geçtiğimiz cumartesi düzenlenen yürüyüşe 60 bin kişi katıldı. Kökleri 1930’lara uzanan faşist Ulusal Radikal Kamp adlı örgütün düzenlediği yürüyüşe Avrupa’nın başka ülkelerinden “aşırı sağcı aktivistler”lerin son yıllarda hep katılım gösterdiği ancak bu yıl katılımın oldukça arttığı belirtiliyor.

Guardian’ın haberine göre, yürüyüşe Polonya’da iktidarda bulunan Hukuk ve Adalet Partisi’nden de geniş bir katılım sağlanmış. (‘White Europe’: 60,000 nationalists march on Poland’s independence day, Nov 12) Polonya Devlet Televizyonu TVP yürüyüşü, “vatanseverlerin büyük yürüyüşü” şeklinde duyururken, yürüyüşe “Polonya’yı seven Polonyalıların” katıldığını onların aşırılıkçı olmadığını özellikle vurguluyor.

Polonya İçişleri Bakanı Mariusz Blaszczak yürüyüş hakkında keyifli bir biçimde “bu çok güzel bir görüntü”, “Polonyalıların tatil olan bu Bağımsızlık Günü kutlamasında yürüyüşte yer almaya karar vermesinden gurur duyuyoruz” diyor. (Tens of Thousands Join Far-right Nationalist March for Polish Independence, Haaretz, Nov 12)

“İslam’a yönelik bir soykırım çağrısı”

Polonyalıların katılımından “gurur duyulan” bu yürüyüşte “ülkesini seven vatanseverler” ellerinde 1930’ların Nazi yanlısı faşist örgütlerinin sembollerini taşırlarken, büyük katliamların emrini vermiş 1930’ların faşist liderlerine “saygı”larını ifade eden “Kahramanlarımızla gurur duyuyoruz”, “Tanrı Onur Ülke” sloganlarını atıyorlar. Haaretz ve Guardian’da aktarıldığına göre, yürüyüşte yer alan bazı gruplar, “Beyaz Polonya” “Saf Polonya”, “Göçmenler Ülkeden Atılsın”, “Temiz Kan” sloganları atarken, yürüyüşçülerin bir kısmı ellerinde üzerinde “Kardeş Ulusların Beyaz Avrupası” yazısı bulunan bayraklar taşıyorlar.

New York Times’ın konuyla ilgili haberinde, Ulusal Radikal Kamp’ın 1930’lardaki söyleminde Yahudi düşmanlığının ağırlıklı olduğu, ancak örgütün bu yürüyüşte kullandığı bazı propaganda malzemelerinde “İslam’ı terörle özdeşleştiren” unsurlar bulunduğu vurgulanıyor. (Nationalist March Dominates Poland’s Independence Day, Nov 12) Guardian’da ise, yürüyüş güzergahında bulunan bir köprünün üzerine “İslam’a yönelik bir soykırım çağrısı” yapan büyük bir afişin asıldığı bildiriliyor. İslam katledilemeyeceğine göre, soykırım çağrısı herhalde Müslümanları hedefliyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bu yıl gerçekleştirdiği Varşova ziyaretindeki konuşmasında atıf yaptığı, eski bir Polonya dini şarkısı olan “Tanrıyı istiyoruz”un söylendiği yürüyüşün katılımcılarından biri devlet televizyonuna yürüyüşe “Yahudiliği iktidardan düşürmek için” katıldığını söylüyor.

Anti-faşistler baskı altında

Guardian’ın haberinde, “Faşizmi durdurun” pankartı taşıyan ve anti-faşist sloganlar atan bir grubun karşı gösteri yapmaya çalıştığı ve sayısı az olan bu grubun saldırıya uğradığı, anti-faşist sloganlar atan kadınların “milliyetçiler” tarafından itilip tekmelendiği aktarılıyor.

Guardian’a konuşan 27 yıldır Polonya’da yaşayan dil öğretmeni İngiliz Andy Eddles, “Bu yürüyüşe nasıl izin verdiler, şok oldum. Bunlar, 50 bin ile 100 bin arasında vatanseverliği çalmış çoğunluğu futbol holiganlarıdır. Benim için bugün Polonya’da baskı altında olan anti-faşist koalisyonu ve demokratları savunmak önemlidir” diyor. Tüm kaynaklarda yürüyüşe özellikle gençlerin geniş bir katılım gösterdiği ifade ediliyor.

Polonya’da güçlü tarihsel ve toplumsal temellere sahip olan faşist hareket, ABD ve AB’nin Rusya karşıtlığı temeline dayanan politikalarından beslenerek giderek genişleyen bir zemine ulaşıyor. Ukrayna ve Polonya, Batı’nın Rusya karşıtı cephesinin iki önemli noktasını oluşturuyor ve buradaki en gerici güçler Batı tarafından yıllardır çok güçlü destekleniyor. Bu yürüyüş yıllardır desteklenen faşist güçlerin ulaşmış olduğu noktayı ve sokaklardaki rahatlıklarını çarpıcı biçimde gözler önüne seriyor.

ABD ve AB’nin desteklediği Ukrayna hükümetinin katkılarıyla

Kaliforniya Üniversitesi’nden Tarihçi Jared McBride Haaretz’e yazdığı geniş bir yazıyla ABD ve AB destekli Poroshenko liderliğindeki Ukrayna hükümetinin faşist hareketi rehabilite etme yönünde ne tür faaliyetler yürüttüğünü anlattı. McBride, Nazi Ordusu ile birlikte saf tutan, on binlerce Yahudi, Polonya kökenli Ukraynalı ve komünisti katleden Ukraynalı faşist çete liderlerinin yeni kuşaklara “ulusal kahramanlar” olarak sunulmasına yönelik faaliyetlerin doğrudan bugünkü Ukrayna hükümeti tarafından “yurttaşlara tarihsel objektif gerçeklerin aktarılması” örtüsü altında organize edildiğini tarihsel örnekleriyle gözler önüne seriyor yazısında. (Ukraine’s Invented a ‘Jewish-Ukrainian Nationalist’ to Whitewash Its Nazi-era Past, Nov 9)

McBride, Ukrayna hükümetinin bu faaliyetleri “Ukrayna Ulusal Bellek Enstitüsü” kurumu aracılığıyla gerçekleştirdiğini, bu amaçla kurumun başına tanınmış “milliyetçi aktivist” Volodymyr Viatrovych’in yerleştirildiğini, enstitünün amacının “Sovyet dönemi kalıntılarının temizlenmesi” ve bunların Ukrayna’nın bağımsızlığı için savaşanlarla yer değiştirmesi olduğunu kendi özgün kaynaklarına dayanarak gösteriyor. Bu yer değiştirme sonunda, Nazi Ordusu’na destek taburları kuran faşist katliamcılar, yeni kuşaklara “ülkenin bağımsızlığı için savaşan kahraman ulusal liderler” olarak sunuluyor.

McBride yazısında Ukraynalı faşistleri rehabilite etmeye yönelik propaganda faaliyetinde dikkat çeken unsurlar olarak BBC Ukraine ve Amerikan Kongresi’nin finanse ettiği Radio Free Europe/Radio Liberty ile birlikte faaliyet gösteren Radio Svoboda’yı gösteriyor. McBride Ukrayna ve Batı yayın organlarını Ukrayna arşivleri erişilebilir olmasına rağmen, bu arşiv bilgilerine başvurmadan “milliyetçi aktivistlerin” yönlendirmesiyle yayın yapmakla eleştiriyor, ama yazısının belirli kısımlarında zaten kendisi bunların “faşistleri beyaz yıkama faaliyetinin” parçası olduğunu yazıyor, “faşistleri beyaz yıkamaya” çalışanlar arşivlere neden başvursunlar?

Nazi  işbirlikçisi, katliamcı “kahraman ulusal önderler”

Haaretz gazetesi 17 Ekim tarihli nüshasında Symon Petliura anısına Ukrayna’nın batısındaki Vinnitsa’da bir heykelin dikilmesini haberleştirdi. Petliura’nın iktidarda olduğu 1918-1921 yılları arasında ülkede 50 bin Yahudi’nin katledilmesinden sorumlu olduğunun vurgulandığı haber, “geçmişin rehabilite edilmesi” yolundaki faaliyetlerin örneklerinden birine işaret ediyordu. Petliura, ailesinin büyük çoğunluğunu bu katliamlarda kaybetmiş bir Yahudi genç tarafından 25 Mayıs 1926’da Paris’te öldürülmüştü. Geçtiğimiz yıl ilk kez Ukrayna devlet televizyonu kanallarında “kahraman ulusal önder” olarak sunulduğu anma programları yapıldı. Ukrayna hükümeti 2016 Nisan’ında Symon Petliura’nın adını Kiev’deki önemli bir caddeye verdi.

İkinci Paylaşım Savaşı yıllarında, Nazi Ordusu ile işbirliği yaparak oluşturduğu faşist çetelerle o dönem Ukrayna’da Yahudi, Polonyalı ve komünistlere yönelik büyük kitle katliamları düzenleyen ve Kızıl Ordu’nun bölgeye gelmesinin ardından Ukrayna’dan kaçıp Batılılara sığınan ve daha sonraki yaşamını Batı Almanya’da Batılı istihbarat örgütlerinin koruması altında saygın bir “Ukraynalı rejim muhalifi” “vatansever lider” olarak sürdüren Stepan Bandera’nın ismi de 2016 Mayıs’ında Kiev’in önemli bir caddesine verildi.

Bu gelişmeler üzerine, 2016 temmuzunda Ukraynalı Yahudileri temsil eden 20 örgüt düzenledikleri bir basın toplantısında, savaş suçlusu ve Nazi işbirlikçisi katliamcıların hükümet tarafından rehabilite edildiğini ve bu durumun kendilerinde büyük bir rahatsızlığa yol açtığını dile getirdiler. O dönem bu basın açıklamasını haberleştiren Haaretz orta ve doğu Avrupa’da, Ukrayna benzeri gelişmelerin yaşandığına dikkat çekiyor, Macaristan’da Nazi işbirlikçisi Miklos Horthy, Litvanya’da Nazi yanlısı Juozas Ambrazevicius-Brazaitis gibi isimlerin de “ulusal kahramanlar” olarak rehabilite edildiğini belirtiyordu.

Soykırımın evcilleştirilmesi

Haaretz’e New York’tan Varşova’daki eylemle ilgili bir yazı yazan akademisyen Maya Vinokour da cumartesi günkü yürüyüşün “yükselen milliyetçilikle tarihsel gerçeklerin revize edilmesinin eşzamanlı geliştiğini gösterdiğine” dikkat çekiyor. (% 90 of Polish Jews Died in the Holocaust. So Why Are Poland’s Nationalists Chanting ‘Get the Jews Out of Power’? Nov 13)

Vinokour, Polonya’da 2. Paylaşım Savaşı yıllarında Yahudilerin yüzde 90’ının katledildiğini ifade ediyor ve bu konuda önemli araştırmalar yapan tarihçi Jan Grabowski’nin, “bu girişimler yeni bir Polonya ulusal miti yaratmak için soykırımın evcilleştirilmesidir” sözlerini aktarıyor. Vinokour çeşitli örneklerle Polonya’daki iktidar partisinin bu girişimlerdeki rolünü gösteriyor.

Haziran 2016’da Polonya hükümeti “muhtemel” bir Rus saldırısına karşı koyma hedefi çerçevesinde 35 bin kişilik özel bir yarı-askeri birim kurma kararı aldıklarını, bu birimin çeşitli gençlik birlikleri mensuplarından seçileceğini açıklamıştı.  O gençlik birlikleri, işte bu yürüyüşü organize eden grupları işaret ediyordu. Tarihin revizyonu da, asıl olarak bugünkü faşist odakların gerçek niteliğinin görünmez kılınmasını amaçlıyor.

Yürüyüşteki açık Yahudi düşmanı semboller ve bazı konuşmalar kendisi de ırk ayrımı üzerine inşa edilmiş katliamcı bir devlet olan İsrail’in yöneticilerini rahatsız etmiş. İsrail Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü yaptığı açıklamada, “tehlikeli yürüyüşün aşırılıkçı ve ırkçı unsurları” kapsadığını ve Polonyalı yetkililerin yürüyüşü düzenleyenlere karşı harekete geçmeleri gerektiğini söyledi. Sözcü, tarihin herkese ırkçı nefretin yayılmasına karşı hızlı ve kararlı adımlar atılması gerektiğini öğrettiğini dile getirdi. (Israel Calls for Poland to Take Action After ‘Dangerous’ and ‘Racist’ March on Independence Day, Nov 13)

Ukrayna yönetimi faşistlerden yana mı, anti-faşistlerden mi?

İsrail yetkilisinin bu açıklamasına yanıt veren Polonya Dışişleri Bakanlığı, Polonya hükümetinin “ırkçılığı, anti-semitizmi ve yabancı düşmanlığını güçlü bir şekilde kınadığını”, ancak cumartesi günkü yürüyüşün “farklı düşüncelere sahip olup, özgürlük ve bağımsız anavatan değerlerini paylaşan Polonyalıların büyük bir kutlaması” olduğunu savundu. Polonya Devlet Başkanı da “ırkçılık ve hastalıklı milliyetçiliği” kınamış ve bunlara ülkede yer olmadığını söylemiş. (Poland Condemns Racism, but Defends Weekend Nationalist March, Haaretz, Nov 13)

Bu açıklamalar yapılıyor ama haberlerde pek çok kez şahit olduğumuz bir klasiğin Polonya’da da yaşandığı aktarılıyor… Bu kınamaları yapanların emirleriyle hareket eden polis güçleri yürüyüş boyunca faşist semboller ve sloganlar karşısında kayıtsız kalırken -muhtemelen ezici çoğunluğu bu sembollere sempatiyle yaklaşıyordur- karşı gösteri yapan küçük anti-faşist gruptan 45 kişiyi gözaltına alıp, karakola götürmüşler. Eylemciler yolda ve karakolda “Faşizm Polonya’ya Geliyor”, “Varşova’yı Faşizm’den özgürleştirelim” sloganları atıyormuş.

Polonya hükümetiyle oldukça yakın ilişkileri olan bir Yahudi kuruluşunun Başkanı Jonny Daniels, yürüyüş görüntüleri karşısında şok olduğunu söylüyor, bunların tümünün kayıtlarının olduğunu savcıların bu nefret ve suç unsurları karşısında hemen harekete geçmesini istiyor.

Klasik bir manzara: Odesa yangını

Polonya ve Ukrayna’ya yoğunlaşmış ABD ilgisi esas olarak Rusya’yı kuşatma politikasının ürünü ve ABD’nin bu coğrafyada geçmişten beri güçlü bağlara sahip olduğu akımların tarihsel deneyimi ve ideolojik birikimi tüm Avrupa’da gelişme gösteren Neo-faşizmin bu bölgede özel bir gelişme kanalı bulmasına yol açıyor. Bu son derece patlayıcı tehlikelere yol açma kapasitesi olan güçleri harekete geçirebilecek bir tercih.

2014 Mayıs’ında Odesa’da bir futbol maçı nedeniyle toplanan holiganların Ukraynalı faşist çetelerin ardına hızla dizilmesi ve Rusça konuşan Ukraynalılara saldırması sonucu insanlar bir sendika binasına sığınmıştı. Gün ortasında saatler süren olaylar esnasında bina faşistler tarafından yakılmış, içeriye sığınmış onlarca insan ölmüştü.  Yine iyi bildiğimiz bir “klasik” yaşanmıştı ve olaylara tanıklık eden Odesalı bir öğretmen Olga Gold, Guardian’a, “Polisler iki saat boyunca ortada yoktu. Yetkililer bütünüyle kayıtsızdı olaylara” demişti.

Polis sadece kayıtsız değildi, daha sonra yayımlanan videolarda çok net görüldüğü gibi, bir polis pencerede binanın yakılmaması için mücadele eden birini hedef alarak ateş ederken, etrafındaki faşist gençler coşkuyla polisi alkışlıyordu. Polisin kayıtsızlığı böyleydi, ama ana akım Batı basını gün ortasında cayır cayır yakılan insanlar karşısında en az Odesa polisi kadar kayıtsızdı. Liberal-solcu Guardian insanların gün ortasında cayır cayır yakılmasını ancak ikinci sayfasında küçük bir haber olarak görebilmişti. Binayı yakan Sağ Sektör isimli faşist grubun üyesi olan ve olaylar esnasında orada bulunan bir genç Guardian’a, “amacımız Odesa’yı Rus yanlılarından bütünüyle temizlemek” diyordu.

Katliam kutlaması yapan demokrasi güçleri

Aynı grupların genç üyeleri, 2014 yılında tarihsel öncülerinin 1943 yılında bir yeni saldırı dalgası başlattıklarını sembolize eden bir eylemde bir sabah 600 Polonya kökenli Ukraynalı sivili katlettikleri günün şerefine kutlamalar yapıyordu. Katliam kutlama ayinleri yapan bu faşistler aynı dönem Batı kamuoyuna “Batı yanlısı demokrasi güçleri” olarak yansıtılıyordu.

Donetsk ve Lugansk’a karşı Ukrayna hükümetinin düzenlediği askeri operasyonlarda ön cephede savaşan faşist çetelerin en fazla göze çarpanı Nazi sembollerini açıktan kullanan Azov Taburu olmuştu. Azov Taburu ve diğer Neo-Nazi para-militer gruplar 2015 yılında Ulusal Muhafız adı altında Ukrayna Ordusu’nun bir birimine dönüştürülerek üzerlerine resmi üniformalar giydirildi.

Avrupa’nın çeşitli ülkelerinden faşistler 2014 yılından beri Ukrayna’ya gidip oradaki faşist gruplarla beraber savaşarak, savaş deneyimi kazanıyorlar. Almanya’nın Spiegel dergisinin Alman güvenlik örgütlerine dayanarak verdiği bilgiye göre, Ukrayna’ya giden “aşırı-sağcı” genç sayısı 2014’le kıyaslandığında bugün 3 kat fazlaymış.

Varşova’daki yürüyüş, ABD ve AB’nin Rusya’yı kuşatma politikasının birtakım olası sonuçlarının habercisi niteliğindedir. Etnik ve dinsel çeşitliliğe sahip olan bu bölgeyi büyük bir yangın yerine çevirebilecek çatışmaların unsurlarına dönüşecek faşizmin çeteleri burada yıllardır adım adım örgütlenmektedir. Bu bölge, geçen yüzyılın ilk yarısına sığan iki savaş arası dönemde faşist çeteler eliyle kana ve ateşe boğuldu. Bu tarihsel gerçeklerin üzerinin örtülmesi, bugünkü faşist hareketlerin daha güçlü gelişme zeminleri bulmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

Sendika.org

 

Related Articles