UNESCO’nun itirazına rağmen Dicle Vadisi’nde ağaç kıyımı sürüyor

Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanan “Dicle Vadisi Rekreasyon Alanı Projesi” ilk etabı kapsamında DSİ’nin Dicle Vadisinde başlattığı sazlık ve bataklık ıslah çalışması ağaç kıyımına dönüştü.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca hazırlanan “Dicle Vadisi Rekreasyon Alanı Projesi” ilk etabı Silvan köprüsünde başladı. Proje kapsamında Devlet Su İşlerinin (DSİ) Dicle Vadisinde başlattığı sazlık ve bataklık ıslah çalışması ağaç kıyımına dönüştü.  Silvan köprüsünden başlayan ıslah çalışması 21 km’lik bir alan içine alıyor. Bataklık ve sazlık ıslah çalışması adı altında iş makinelerinin girdiği vadide kepçeler ağaçları eze eze ilerliyor.
UNESCO: PROJE DURDURULSUN
Dicle nehrinin debisinin azalmasıyla oluşan geniş kıyı kesimi verimli bahçe ve bostanlara dönüştü. Fiskaya’da kalan yurttaşların nehir kıyılarında yaptıkları bahçe ve bostanlarla uzun yıllardır sebze, meyve üretiyor. Bunun dışında ıslah çalışmasının başladığı vadide kavak, ceviz, erik, kayısı yanı sıra çok sayıda meyve ağacıyla önemli bir yeşil kuşağına dönüşmüş.
Islah çalışmaların başlaması üzerine UNESCO’dan gelen heyet ağaç kıyımını yerinde gözlemledi. Heyet çalışmanın ekolojik sisteme zarar verdiğini ve durdurulması yönünde beyan verdi. Heyet gözlemlerini rapor haline getirecek.
BAHÇE SAHİPLERİ: AĞAÇ KIYIMI DURDURULSUN’
Islah çalışmasının yapıldığı nehir kıyısında bahçeleri bulunan yurttaşlar ağaç kıyımına bir an önce son verilmesini talep ediyor.
Nehir kıyısında 30 yıl boyunca bahçe işi ile uğraşan Medeni Azar,  binlerce ağacın kesildiği ve kesime devam edeceklerini söyledi. Azar, “48 yıl önce Fiskaya’ya yerleştim. Burada kum ocağı vardı. Kapatıldıktan sonra tahrip olan yerleri kendi imkanlarımızla getirdiğimiz toprak taşıyarak iyileştirme yaptıktan sonra burada domates, salatalık, çilek, biber, patlıcan, ekiyorum. Yıllardır emek verdiğimiz yer Diyarbakır’ın en güzel yerine dönüştü. Ve şimdi buraları boşaltmamız için bize süre verdiler” dedi.
Kıyıda bahçesi olan Ali Söylemez ise, şunları dile getirdi: “20 yıldan fazladır burada bostan işi ile uğraşıyorum. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinden gelen ekipler burada ağaç sayımı yapıp bu ağaçların kesileceğini ve zararlarımızın ödeneceği söylendi. Biz başta itiraz ettik ancak bize burası size ait değil hiçbir hak talebiniz olamaz dediler. Benim bahçemde 272 ağaç vardı. Hepsini kesildi. Burada 80 bahçe var, bahçesinde 500 ağaç olanda var ve bunların hepsi kesilecek.”
‘UNESCO’NUN İTİRAZ RAPORU ENGEL OLAMAYACAK’
DSİ’nin yaptığı çalışmanın şefi ile yaptığımız görüşmede söz konusu projede yeşil alanlar, bisiklet yolları,  meydanlar, sosyal donatılar, açık spor ve rekreasyon alanları olacağını ve kente yararlı olacağını iddia etti.
Bahçelerin kaldırılması ve ağaçların kesilmesinde kimsenin mağdur edilmediğini öne süren şef, bahçe sahiplerinin işgalci olduğunu söyleyerek, “Vatandaş burada bir istihdam alanı yaratmış olabilir ancak ve bahçeleri olanlar kanunen işgalciler. Burada herhangi bir hak talebinde bulunamazlar” dedi.
UNESCO’nun çalışmaya yaptığı itirazı sorduğumuz projenin şefi şunları söyledi: “UNESCO’dan bir ekip geldi rapor hazırlayacaklarını söylediler. Sur yıkılırken neredeydiler. Bugün gelip 3-4 ağacın derdine düşmüşler. Hazırlayacakları rapor çalışmamıza herhangi bir engel çıkarmayacaktır. Kesilen ağaçlar yeniden ekilir, yine yetişir. Biz doğa düşmanı değiliz.”
Doğa aktivistleri projenin Diyarbakır’ın güney batısında Dicle Vadisi içinde yer alan 700 hektarlık Hevsel Bahçelerine zarar vereceğini belirtti.  Unesco Miras listesinde yer alan Hevsel Bahçeleri ve Dicle Vadisinin Diyarbakır’ın yeşil alanıyla hem akciğeri, hem besin kaynağı, hem de simgesi halinde olduğunu ıslah adı altında ekolojik sisteme geri dönüşü olmayan zararlar vereceği uyarısını yaptılar.
‘PROJE BİTKİ ÖRTÜSÜNE MÜDAHALEDİR’
Hevsel Koruma Platformu Üyesi Güner Yanlıç, Dicle Vadisi rekreasyon projesini, “Hayaller Venedik gerçekler talan” olarak özetledi. Yanlıç, Dicle Vadisi ve Hevsel Bahçelerine insan elinin değmemesi gerektiğini söyleyerek, “Hevsel bahçelerini de kapsayan bu sözüm ona ıslah ve iyileştirme çalışmaları kim ne için ıslah ve iyileştirme yapacak. Hevsel, tarihi Sur kenti ile birlikte Unesco dünya mirası olarak kabul edilmiştir. insan elinin değmemesi hatta bir çivi bile çakılmaması gerekirken DSİ Kırklardağı rekreasyon çalışmaları ile Dicle nehrini kanala koymayı hedefleyip doğal bitki örtüsüne müdahale etmektedir. DSİ sermayenin bir kurumu gibi çalışmaktan vazgeçmelidir” dedi.
‘SAZLIKLAR EN GÜÇLÜ DOĞAL ARITMA SİSTEMİDİR’
Ramsar sözleşmesinin hatırlatan Yanlıç, şöyle devam etti: “Türkiye’nin de imzacısı olduğu uluslararası bataklık ve sulak alanların koruması Ramsar sözleşmesine göre de koruması gereken bu sazlık alan görüntü kirliliği, düzensiz ot ve çalılar diye tanımlanıp düz mantıkla kaldırılmaya yok edilmeye çalışılıyor. Daha önce Dicle Üniversitesi de aynı mantıkla ağaç kesimi yapmıştı. D.Ü. Rektörlüğü, doğalında yetişmiş ve ortalama elli yaşında 7 bin adet ağacı keserken bataklık kurutmak için çalı çırpı kesiyoruz demişti. Ayrıca Sazlıklar dünyanın en güçlü ve doğal arıtma sistemi olarak milyonlarca yıl var olmuştur. Elbette ki orada geçimini bostan işi yapan ailelerin ekmekleri ellerinden alınacaktır.
ENDEMİK TÜRLERE EV SAHİPLİĞİ YAPIYOR
Sazlık alanlar daha önceleri geçim ekonomisi temelinde insanların evine ekmek götürmesine sağlayan yerler olduğunu aktaran Yanlıç, “Sepet kilim ve birçok gündelik yaşamda kullanılan doğal ürünler üretirken bu gün esamesi okunmamaktadır. Sermaye bu iş kolunu da ele geçirmiştir. Yine bu alanlar; sucul kuşların, balıkların, dünyada endemik olan ve sadece Dicle ve Fırat nehrinde yaşayan Fırat kaplumbağası gibi onlarca türe ve yüzlerce mikroorganizmaya ev sahipliği yapmaktadır.”
‘DOĞANIN KENDİNİ YENİLEME GÜCÜ VAR’
Doğanın kendini yenileme gücü vardır ve bir nehri bir kanala hapsetmek, doğal akış yatağını değiştirmek, sazlık ya da biçimsiz gibi görünen bodur ağaçları kesmek yok etmek doğru değildir. Orada bir ekosistem vardır ve ekosisteme müdahale edilmez. İstenilse de yapılamayacak, olmayacak bir ekosistem, bir yaşam alanı rant uğruna talan ediliyor; Bu tahribatın nedeni olan yetkilileri ve imzacıları yaptıkları yanlıştan dönmeye çağırıyorum.”
‘NEHİR DERE STATÜSÜNDEN ÇIKARILMALI’
Dicle nehrinin isimsiz ya da tanımsız su gibi resmi makamlarca işlem görmesi temel bir sorun olduğuna dikkat çeken Yanlıç, şunları dile getirdi: “Çünkü Böyle olunca her türlü talan ve tahribatın önü açılmakta, kıyı koruma kanunundan dahi mahrum bırakılmaktadır. Bu anlamda öncelikle tarihi ve kutsal olan Dicle nehir olarak tanınmalıdır. DSİ kanunda tanımlandığı gibi; suyun doğru, adil kullanılması, tüm canlıların yaşam hakkı olduğunu öğrenmesi ve ticarileşmesinin önüne geçmesi gerekir. Başta DSİ olmak üzere Balık çiftliği adı altında özel gölet yapanlar ile bütün sazlık alanları hafriyatlarla doldurup işletmeler kuranlar ve tüm kum ocaklarını da kapsayan kısacası On Gözlü Köprü ye kadar olan alandaki tüm işgalciler oradan çıkarılmalıdır. Kırk yıldır insanlar dahil bir flora ve faunayı yok eden en büyük kirletici ve işgalcilerden olan hiçbir kanun tanımamış ve sayelerinde ÇED’in geçerliliğini yitirdiği kum ocakları derhal kapatılmalıdır.”
Yanlıç, sözlerini şöyle tamamladı: “Sorunlardan biri de Dicle nehrinin sürekli kirletilmesidir. Şöyle ki; organize sanayi bölgesinin ve canlı hayvan pazarının atık suları, tarımsal sulamadan kaynaklı atık kimyasallarla dolu sular, sur belediyesinin bir drenaj hattının suları hep nehre akmaktadır. Bu atıkların nehre karışmasının önüne geçilmelidir.”
MA / Lezgin Akdeniz – Devran Toptaş 

Related Articles