Home / KONUK YAZARLAR / Türk Faşizmi ve Şövenizmi Kürtler üç Tarihse Misyon Yükledi !

Türk Faşizmi ve Şövenizmi Kürtler üç Tarihse Misyon Yükledi !

Devrim ve karşı devrim ikileminde, daha önce de defalarca belirtmiş olduğum gibi çoğunlukla karşı devrim, toplumsal ilerleme sürecine önemli katkılarda bulunur. Devrim ve karşı devrim derken Kürt sorununu artık sadece bir ulusal sorun olarak görmediğimi, Türkiye devriminin toplumsal ilerlemesinin bir lokomotifi konumuna geldiğini vurgulamak istedim. Bazılarının ezberlenmiş deyimle “etnisite, kimlik” vb. dediği kavramlarla ifade ettiği bir sorun değil Kürt sorunu. Kürt sorunu hem bölgede hem Türkiye’de bütün toplumsal sorun ve toplumsal ilerlemenin temel olgusu, öncü motoru durumuna geldi. Bölgede ve Türkiye’de Kürt sorunu çözülmeden bölgenin ve Türkiye’nin hiçbir sorunu çözülemez. O nedenle gelinen noktada Kürt sorunu sadece bir ulusal sorun değil, düpedüz bir devrim sorunu olmuştur.

Türkler Kürtleri beğensin beğenmesin, Kürtler de Türkleri sevsin sevmesin artık sosyolojik olarak, sosyo-politik olarak, ekonomi-politik olarak, canlı hayatın her alanında Kürt sorunu Türkiye’nin bütün sorunlarının ortak ve ana çelişkisi konumuna gelmiştir. Türkiye, bölge ve dünyada hiçbir güç Kürt sorununu çözmeden Türkiye’nin hiç ama hiçbir sorununu çözemez.

Sınıf temelinde politika yaptığını sanan, Kürt sorununa “etnisite” falan diyerek küçümseyip, teğet geçen bazı hızlı sosyalistler için de Kürt sorunu aşılmadan sosyalizme falan varmanın olanakları yoktur. Çünkü Türkiye devrim mücadelesi, Türkiye’nin ekonomi-politiği, sosyolojik yapısı, başta ulusal sorun olmak üzere hiçbir demokratik sorununun çözülmemiş olması vb. gibi nedenlerle önce demokratik devrim, demokratik devrimin bir üst aşaması olarak sosyalist devrim aşamasına geçilecektir. Türkiye özgülünün bu toplumsal ilerleme sürecinin birinci aşaması Kürt ve diğer demokratik sorunların da çözüldüğü aşama demokratik halk devrimi aşamasıdır. O nedenle Türkiyeli gerçek devrimci demokrasi güçleri devrimin birinci aşaması olan demokratik halk devrimini gerçekleştirip, sosyalist devrim aşamasına varabilmek için önce Kürt sorununun çözülmesini gündeminin birinci ve acil sorunu olarak benimsemek durumundadır.

Dün olduğu gibi bu gün de demokratik halk devrimini kale almadan sosyalist devrime sıçrayan aceleciler bugün de vardır. Ama isteseler de istemeseler de demokratik halk devrimi kaçınılmazdır. Demokratik halk devriminin kaçınılmaz olduğu kadar, birinci elde Kürt sorununun çözülmesi de elzem hale gelmiştir. Her devrimcinin bu diyalektik gerçeği görmesi, taktik ve stratejisini buna denk bir şekilde belirlemesi gerekir.

Bu somut gerçekliği böylesine kısa ve net biçimde belirttikten sonra esas konuya geçerek devam edebilirim. 24 Haziran seçimi nedeniyle Türk faşizmi ve ırkçı şovenizmi Kürtlere karşı uygulamış olduğu seçim politikası ile Kürtlerin üç misyonunu ortaya koymuş durumda. Aslında T. Cumhuriyeti’nin kuruluşundan beri bu sorun var ama 24 Haziran seçimi nedeniyle bu gerçekliğin somut örneği ile bir daha karşı karşıya gelindi. Söz konusu somut örnek: Erdoğan’ın K. Kürdistan’a yönelik olarak belirlemiş olduğu temel stratejisinin çökmesi ile daha net olarak ortaya çıktı. Erdoğan 7 Hazran seçim yenilgisinden sonra: Kızılelma, Balyoz, Ergenekon, CHP, MHP gibi Kürt düşmanlarını kendi liderliğinde birleştirerek oluşturmuş olduğu konseptle, PKK’yi savaşla imha ederek, HDP’yi yasal yollarla çökerterek, Kürt halkını öncüsüz bırakıp yok etme stratejisi oluşturdu. Bu strateji havası ile İçişleri Bakanı kameraların önüne çıkıp: Üç ay sonra PKK’nin ismini bile herkes unutacak diye demeçler verdi. İçişleri Bakanı’nın böylesi demeçlerinden sonra PKK daha da güçlendi, eylem ve etkili vuruşları çoğaldı.

TSK her gün şehit vermeye başladı, artık şehitsiz gün yaşanmıyor. PKK sadece Kuzey’de değil, Güney’de de TSK’ya ağır darbeler vuruyor. Bırakın üç ay içinde herkesin PKK’nin “ismini unutmayı”, PKK’nin ismi her gün İçişleri Bakanı’nın gözüne çelik bir çerpe gibi çakılıyor. Üç ay içerisinde ismini bile unutturacağını dünyaya ilan etmiş olduğu PKK’nin eski konumundan daha güçlü bir konuma gelmesine neden oldu. Erdoğan ve onun İçişleri Bakanı Süleyman Soylu “PKK’yi yok edeceğiz” diye attıkları her palavra PKK’yi güçlendirip, daha ileri bir konum yaratmasından başka işe yaramadı.

Afrin işgalinde görüldüğü gibi Erdoğan’ın Kürtlere yönelik bütün eylemleri hep kendi aleyhine sonuçlanmıştır. Erdoğan’ın oluşturmuş olduğu konseptin önüne koymuş olduğu Kürtleri imha plan, proje ve strateji sadece iflas etmedi, kendinin de başını yiyecek ölçüde bir gelişim seyri izledi. Süleyman Soylu “üç ay” içerisinde ismini bile “unutturacağı” PKK’yi yok edemediği için açık olarak PKK’ye yenilmiş konumuna düştü. Bu bağlamda askeri alanda PKK’yi yenemediği, yok edemediği bir yana, konseptin uluslararası ayağı Erdoğan’dan koptu. Hele Erdoğan’ın palavralarına kendini kaptırmış, bu hava ile Afrin’i Erdoğan’a hibe olarak vermiş olan Putin Rusya’sı, Erdoğan’ın Kürt düşmanlığı temelinde oluşturmuş olduğu strateji çökünce: Afrin’i tekrardan Suriye yönetimine devret diyerek ne yaptığını şaşırmış bir konuma düştü. Erdoğan’ın Kürt stratejisi çökünce Putin’in de emperyalistlik stratejisi çöktü.

Erdoğan başkan olup diktatörlüğünü sağlamlaştıramadı, Putin ise daha büyük kaybederek emperyalist olma fırsatını kaçırdı. Yani daha büyük kaybetti. Erdoğan, yasama, yürütme, yargı erkini ele geçirdikten sonra yargıya vermiş olduğu emirle HDP’nin eş başkanları, milletvekilleri, il-ilçe yöneticileri, üyeleri sahte gerekçelerle cezaevlerine kondular. İşkenceler, baskılar, akıl almaz zorluklar ve zorbalıklarla HDP’yi pörsütüp, siyaset sahnesinden silmeye çalıştılar. Ama onlar baskı ve zulmün dozunu artırdıkça HDP daha da güçlenmeye, oyunu artırmaya başladı.

Askeri alanda PKK’yi yok edip, ismini herkese unutturamadığı gibi HDP’yi de baraj altına iterek, siyaset sahnesinden silemedi. Askeri alanda PKK’yi, siyasi arenada HDP’yi silemediği için de iç konsepti bozuldu ve çöktü. Erdoğan’ın kurmuş olduğu siyasi konseptin kanadında kala kala MHP ve BBP kaldı. CHP, İYİ Parti, SP, DP gibi partiler Erdoğan’dan koparak karşısına geçtiler. Erdoğan’a karşı “milli blok” kurarak Erdoğan’ın %10 barajına karşı “sıfır baraj” yöntemini oluştururken barajı sadece HDP için geçerli olacak hale getirdiler. Böylece Kürtlere fiili olarak üç önemli tarihi misyon yüklediler.

Söz konusu misyonlardan birincisi: Kürtlerin Türk faşizm ve şovenizminin düşmanca tutumu karşısında kendi ulusal birliğini sağlaması. İkincisi; gerici şoven platformun oluşmasından sonra, eşyanın doğası gereği, fiili olarak da görüldüğü gibi şimdilik Hüdapar hariç diğer bütün Kürt örgüt ve partileri, demokratik kitle örgütleri, 24 Haziran seçimine HDP’nin etrafında bir birlik oluşturarak girmeyi hayata geçirme sürecini başlattılar. K. Kürtlerin ulusal birliğini sağlamak için hızlı ve güçlü bir şekilde harekete geçerek bu misyonunu tamamlamak üzere. Gelmiş geçmiş Kürt düşmanlarının en barbarı, an ahlaksızı, en onursuzu, “çocuk kadın demeyin” diyen en eli kanlısı, en sinsisi olan Erdoğan’ı diktatörlük makamından indirmek.

Faşizmin ve siyasi gericiliğin kendi arasında bölünmesi ve her ikisinin de birden HDP’yi %10 barajının altına itmek amacı ile HDP’yi dışlaması, Kürtlerin Erdoğan’ın diktatörlüğüne son vermesinin yolunu açtı. Faşist ve siyasi gerici, ırkçı, şoven platform Türk oylarını kendi aralarında pay ederken, HDP, Kürt ve devrimci demokrasi güçlerinin birlik ve dayanışmasını sağlayarak, oy oranını yükselterek barajı aşacaktır.

HDP’nin dışında, HDP’ye rağmen oluşturulmuş olan bu seçim taktiği, en çok HDP’nin işine yarayacaktır. Üçüncüsü ve tabii ki bence en önemlisi: HDP’nin TBMM’ye yeterli milletvekili sokarak, sistemin en üst kurumu olan yasama organını Kürt onayı olmadan karar üretemez konuma getirmesidir. HDP Kürtlerin ulusal birliğini sağlaması, devrimci demokrasiyi ulusların kendi kaderini tayin hakkı ve halkların kardeşliği temelinde fiili, doğal bir ittifak içine sokması halinde TBMM’nin anahtar partisi konumuna gelmesi kesin bir olgu gibi gözüküyor.

Şimdi bu üç tarihi fırsat bütün sadeliği ve çıplaklığı ile Kürt ulusunun önüne çıkmış durumda. HDP, doğru bir seçim stratejisi oluşturur ve uygulama alanına koyarlarsa, hem Kürtlerin hem de Türkiye’nin geleceği son derece parlak olacaktır.

Türkiye ve K. Kürdistan demokratik devrimi bile: Kavga veya ölüm, kanlı mücadele ve yok olma gibi araçlara gerek kalmadan devrimci demokrasi mücadelesi ile tarihsel rayına oturabilir. Seçim stratejisinin oluşturulmasında ve hayata uyarlanmasında dikkat edilmesi gereken en önemli konu asla ve asla duygusal davranmamak, Kürt düşmanları arasında bile Türk faşizminin “iyi Kürt kötü Kürt” şeklinde ayrım yaptığı gibi Kürtlerin de Şoven Türk, Faşist Türk ayrımı yaparak, tabir uygunsa kılı kırk yararak seçim politikası belirlenmesi gerekiyor. Hissi davranışlarla “boykot”, sandık başına gitmeme vb. gibi hiç bir duygusal havaya kapılmadan tarihin vermiş olduğu bu fırsat mutlaka değerlendirilmelidir.

Teslim TÖRE

About Editor Editor

Check Also

Bizim Marx – Antonio Gramsci

Marx, bize kategorik buyruklar, mutlaklar ve karşı gelinemez normlarla yüklü, zaman ve uzam kategorilerinin dışında …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *