Tüm mümkünlerin kıyısında – Akın Olgun

Faşizm, ortağı olunan tüm suçların, örgütlü bir kötülüğe dönüştürülerek hayatın her alanına yerleştirilmesidir. Ortak olunan, meşrulaştırılan her antidemokratik uygulama, sadece kişiyi, kişileri hedefe koymaz, seçtiği kurbanlar üzerinden tüm toplumu sindirmenin bir aracı haline getirir. Onay verilmiş her baskı ve şiddet, üzerine bahaneler üretilmiş her zulüm, yaşamı rehin alır. Yaşamın rehin alındığı yerde nefes almak zorlaşır, boğulma duygusu her insanı bir yerinden mutlaka yakalar. Bu durumdan, faşizmle uyumlu hale gelerek kurtulmayı tercih edenler, gönüllü zalime dönüşürler. Dönüşen öldürür, yok eder ve akla hayale sığmayacak her yöntemi bulunduğu her alanda uygular. Köpeği sürükler, kediyi tekmeler, ağacı kökünden söker, kadını bıçaklar, tecavüz eder, çocuğa işkence eder. Bu hal bir salgın gibi yayılır.

Paranın, güç sahibi ve dokunulmaz olmanın, sistemin şemsiyesi altına girmekle olabileceğini havada kapan; gerici, yoz ve şoven duyguları dışa vurdukça ödüllendirildiğini anlayanlar, fikren ve ruhen kendisi gibi düşünmeyenlerin “devlet ve millet” düşmanı olduğu ve düşman belletilenlerin yok edilmesiyle parayı, gücünü ve dokunulmazlığını koruyabileceğini el çabukluğuyla kavrayıverirler. Bu öğretilir ve örnekleriyle çoğaltılır.

“El çabukluğu”, sağcılığın hırsız güdüsüdür. Argo ifadeyle, “kaşı gözü oynayan”, güce göre yönünü belirleyen, kaz gelecek yerden tavuğu demeye kalmadan, tavuğun başını elleriyle kopardığı gibi en önde koşanlardır onlar.

Devlet sürekli kendini yüceltir, kutsar ama asıl tehlikeli olan bunun toplumsal kabule dönüştürülmesidir. Faşizmin başarısı bu kabulü yaratmasından gelir. Kabulü, sipariş gibi alıp kitlelere indiren her siyaset, her söz, her cümle suçu üzerinize sıçratır. Lekelenen bir başkasını da lekeleyerek hafifletir yaptıklarını veya yapacaklarını.

HDP’lilerin dokunulmazlığını kaldırmak için yarışanlar, iç sesleri bastıranlar, iktidarın “devleti yapıştırma” adı altında ürettiği şoven ve gerici politikalara elde bayrak koşuşturanlar şimdi koşturdukları şeyin esiriler. Suç, sıçradı çünkü. Sağcılığı kendi kenarlarına çekmeye çalışanların beslediği gericilik, şovenizm ana siyasetin eksenini oluşturdukça, geleceğe dair kurulan her umut, “kutsallar” için kurban edilmekten kurtulamayacak elbette.

Bireysel duruş ve direnişlerin, kendisini örgütlü olduğunu iddia eden yapıların önünde seyrettiği, siyaset iddiası bulunanların, yaşananların gerisinde kaldığı gerçeği her kesimin düşünmesi üzerinde gereken bir olgu. ‘Neden’ sorusunu sadece “baskı, şiddet” diyerek açıklamaya kalkarsak, bireysel direnişleri, duruşları mahkûm etmeye götüren bir dilin ortalıkta dolaşmasına sebep oluruz. Veli’nin, Nuriye ve Semih’in, Ahmet’in ve onlarcasının duruşu ve direniş inadına sahip olamayışımız, onların ayakta tuttuğu onura, ilericiliğe ve yeni bir hayat hayaline ağır bedeller ödettiriyor ve eğer daha fazla geç kalınırsa yaşanacakların yaratacağı “hiçbir şey yapamadık” duygusu, geniş bir suçluluk duygusuna dönüşerek, hızla baskılayacak kendi kendisini. (Cizre’nin, Sur’un ardından yaşanan içsel ricatların biraz da bu psikoloji ile ilgili olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.)

Ortalık sağa, sola akıl verenlerden geçilmiyor. Ana muhalefet kendine mecbur edilen bir alana kitleleri sürüklerken, irili ufaklı diğer siyasetler o “mecburiyet” etrafında itirazları olsa da öbekleşiyor. Sürekli ters köşeye yatırılmaktan bağışıklık kazanılmış olsa gerek, bir kopuş yaşanmıyor. Kemalizm, Atatürkçülük, Cumhuriyet çeperli söylemin karşılık bulduğu alanlarda nefes almaya, moral bulmaya, siyaseten varlığını sürdürmeye tutunuluyor. Elbette baskının, şiddetin ve nefes alamayışın oluşturulduğu bir ortamda, kitlelerin kendini meşru gördüğü ve kimsenin “yapamazsın” diyemeyeceği alanlara yönelerek tepkisini ortaya koyması çok doğaldır. Doğal olmayan bunun ilerici bir dönüşüm ve değişim için veri olarak kabul edilmesindeki abartıdır. Siyaseten “etkisiz eleman” olduğunuz yerde, boşluğu dolduracak olanının yine sistemin kendisi olduğunu hepimiz biliyoruz ve görünen o ki sistem bu boşluğu İyi Parti gibi sağcı, milliyetçi ve “devletin bekası” sopasını elinden bırakmayacak güçlerin kanalına doğru sürüklüyor. “Sol” çeperde dahi kendisine övgü bulan bu parti için, yılana sarınılmasına salık verilmesi, bunun bir “çare” ve “kurtuluş” olduğunun kitlelere sunulması acıdır lakin bu “çare”yi önerenlerin söz konusu HDP olduğunda “devletin bekası”na tutunup, kalemlerini sivriltip acımasızca saplamaları, bugün geldikleri acıklı duruma sundukları destekle de çok ilgilidir. Bu içinde bulunduğumuz durumun da sağlamasıdır.

Muhalif ve ilerici güçler ve bu çeperin etrafında bulunan bireyler olarak ya kendimizi çok küçümsüyor, ya da çok abartıyoruz. Bir türlü ortasını yani gerçekliğimizi bulamıyoruz. Az değil, parçalı olduğumuz gerçeğinden uzaklaşıp, geleceğin çok ama çok ötesinde önermelerle ileri hep ileri atıyoruz kavgayı. Bunu ertelemeyen, ertelemenin yaşamsızlık olduğunu söyleyen ve direnenlere ise bir mesafeden bakıp, denge mesafesinde destekler sunuyoruz. Biz bu “mesafe” işini sevdik, çok sevdik! (Hem hiçbir şey yapmıyormuş gibi gözükmüyor, hem de bir şey yapıyormuşuz görünüyoruz.)

Oysa en başından itibaren direnenlerin çağrısını merkezi bir direnişin ortasına koyup, tüm barış, özgürlük ve demokrasi taleplerini ortaklaştırılarak, gerçek bir muhalefet ağı örülebilirdi. Seyircisi olduk ve insanların omuzlarına bıraktık direnmenin bütün “yükünü.”

Anti Emperyalist olmayı Rusyacılığa, Esatcılığa doğru yön verenler, “Milliyetcilik” denilince karşısında “Kürt milliyetçiliğini” öne atanlar, “Barış” denilince emperyalizmin “böl, parçala, yönet” siyaseti hatırlatmasına sarılanlar, ulusalcıların kaba ideolojik ataklarını, artçı hale getirip parça parça Sol’un içine doğru akıtıyorlar ve bunun etkileri kısa süreli bile olsa hissediliyor.

Açık faşizm koşullarından en çok beslenen kesimlerin sözlerini, cümlelerini kendisine “ ilerici” diyenlerin ağızlarında, yazılarında, yumuşatılmış ve bulunduğu alana uygun formüle edilmiş olarak duyar hale geldiysek, boşluk oldukça derin demektir.

Aylardır inatla direnlerin meşruluk zemini güçlendirilemezse, tüm demokrasi güçleri o meşruluk üzerinden sol siyaseti belirleyici güç haline getiremezse, seçimler için yolunu düzleyen ne iktidarın kötülüklerine karşı kendimizi koruyabilecek, ne de siyasetin temel gücü olan halkı.

Bir seçim olacak mı, hangi şartlarda olacak? İktidar sonucun lehine gelişmediğini görüp paramiliter güçlerini sokağa döktüğünde ve sittin sene gitmeyeceği siyaset cuntasını yaptığında ne olacak? “İç savaş” tehdidini Başkanlık referandumu içerisinde dile getiren, bir oldubitti ile zaferlerini ilan edenlere karşı ana muhalefetin “sonuçlara saygılıyız” diyerek, iç savaş tehdidini sineye çekmesi daha dün yaşandı. Peki, bu tehdit ortadan kalkmış mı oldu, yoksa iktidar için önemli bir koz haline mi geldi?

Ulusalcılar, Cemaatten boşalan yerleri doldurma ve devleti yeniden kendi kodlarına oturtma hamlesiyle ve iktidara verdikleri tam destekle birlikte mıntıka temizliği yapıyorlar. Yarın iktidar kavgasına tutuşacaklar elbette ve hepsi kendi çeperinde, kitleleri konsolide etmek isteyecek. Her durumda sokakta muhatabı olacağımız çoklu şiddet arasında demokrasi güçleri kendi öz siyasetlerini kurabilecekler mi? Sahi ne yapacağız? Sevdiğimiz mesafelere mi çekileceğiz? Oysa arada bir mesafe neredeyse kalmadı. Burun burunayız.

“Olmaz”, “yok yahu daha neler” dediğimiz ne varsa oldu, yaşadık. Türkiye bugün bütün olasılıkların merkezi durumunda. Nefret odaklı siyaset, hem kitlelerin manipüle edilmesini, hem de birbirini yok edecek bir öfke birikimini besledi, besliyor. Bu iki kutuplu nefret arasından sıyrılıp, halkın barış ve özgürlük siyasetini kurabilme fırsatı ise Ordu, AKP, MHP ve CHP’nin verdiği destekle hızla bertaraf edildi. Şimdilik yani.

HDP muhalefetin ana direnme gücünü oluşturuyordu, beğenelim ya da beğenmeyelim önemli bir moral gücü sağlıyordu. İktidar, muhalefet ve “ortam bize kalacak”gillerin ortaklığında bu güç siyasi kıyımdan geçirildi. Ne oldu, HDP’siz çok mu güzel oldu ülke? Çok mu büyüdü sınıf siyaseti? Daha geniş örgütlenme alanları mı açıldı? Hayır, aksine hızla geriledi ve yükselen tek adam rejiminin altında kaldı.

Yüzbinlerce mağduru var iktidarın; katliamlar, cinayetler, devlet terörü, adaletsizlikler, şiddet, hukuksuzluk, yağma, talan… Din ve İslam soslu söylemlerin kitlelere verdiği bir umut ve gelecek yok artık. Tükettiler her şeyi. Ellerinde sadece güce bağımlı bir korku ve onun yarattığı atmosfer var. Söyleyebilecekleri yeni bir şey yok. Sadece korku üretiyor ve onun etrafında siyaset yapmaya çalışıyorlar.

Şiddet ve kaos ile ülkeyi yönetmenin daha ağır sonuçları olacağı ise çok açık.

Kürt sorunu ve yaşatılanlar derinlerde bir öfke biriktiriyor.

Gençler için ülke bir gelecek vaat etmediği gibi, derin bir umutsuzluk üretiyor.

Orta sınıf ve biraz birikimi olanlar kendini yurtdışına taşıyor ve yeni bir hayat kurmaya çalışırken, aynı zamanda Türkiyeli göçmen karakteristiğine etkide bulunacakları bir dönemin de içine giriyorlar.

Akademisyenlerin, muhalif gazetecilerin, yazarların, öğrencilerin entelektüel basıncı henüz sahada hissedilmiyor olabilir ama kendini var edecekleri ve önemli bir dönüşümün temeli olacakları o AN bir yerlerde birikiyor.

HDP ve tüm Sol, demokrasi güçleri açısından, bu dönüşümün sıçramalı olarak kendisine pozitif etkisi olacağı ise muhakkak.

Lakin şu an için sorun, iktidar mücadelesinin gerçek muhalif güçlerin etkisinin dışında gelişiyor olması.

Düğüm nasıl çözülecek ve çözüldüğünde boşalan enerji nasıl ve nereye akacak bilmiyoruz ama iktidar güçlerinin bu enerji üzerine bütün hesapları yaptığı çok net ortada.

Mesele onların neye hazır olup olmadıkları da değil aslında, asıl mesele gerçek muhalif güçlerin neye hazır olup olmadığında.

Belki de en büyük sorunumuz bu. İktidar ve devlet içi çatışmalardan bağımsız olarak, bütünlüklü; duruşu, ilkeleri olan ve güven veren bir siyaseti aşağıda hâkim kılmak.

Bunun yolunun, rehin alınan gazetecilerin, işini geri isteyen Velilerin, Nuriyelerin, Semihlerin, “barış” diyen akademisyenlerin oluşturduğu meşruluk zeminini kaybetmemekten geçtiğini söyleyebiliriz. Mesafelenen duruşun yerine, yakınlaşan bir siyaset bizi yalnız ve parçalı olmaktan, çoğul ve güven veren bir siyasete taşıyabilir.

Evet, bu mümkün.

http://gazetehayir.com/

Related Articles