Tüm Kürtler için riskli bir dönem başlıyor

Ortadoğu’daki gelişmeler üzerine biraz beyin cimnastiği yapalım. Hergeçen gün hesapları gözden geçirmek gerek. Fırsatlar ve riskler içiçe bunlar iyi okunmadığı zaman bir anda en zirvedeyken dipsiz bir kuyuya düşebilirsiniz.

Rusya’nın Büyük Büyük hamleleri

Rusya bölgede çok önemli bir aktör haline geldi. Cenevre’ye karşı etki alanındaki Astana’yı öne çıkardı. İran ve Suriye’nin yanı sıra Türkiye’yi de sürece kattı. Türkiye’nin Kürd fobisini iyi kullandı. Şehba’yı da ikram etti. Karşılığında Halep’i aldı ve ardı sıra Suriye’nin gücünü tahkim etti. Çünkü direnişçi gurupları pasifize etmenin, onları satmanın Suud ve Türk etkisini kırmanın ana yolu Kürd fobisini kullanarak Türkiye’yi bağlamaktı.

Rusya bununla sınırlı kalmıyor şimdi Irak’a yerleşmeye çalışıyor. Nasıl İran Şii koridorunu oluşturup Suriye üzerinden Akdenize kadar açılmayı hedefliyorsa, Rusya’da Suriye üzerinden Iran’ın etki alanında olan Irak’a açılmayı hedefliyor. Kürt-Irak savaşında Amerika’nın ikircikli bir davranış sergilemesi halinde, Irak rejimi Iran baskısıyla Rusya’yı davet edebilir. Ya da Daiş ile savaşın devamı gereği Rusya Irak’ta da operasyonlarını sürdürmek istediğini belirtip girebilir. Burada İran karşı tavır sergilemdiği sürece bu mümkün. Ki İran’da bunu yapmaz çünkü Akdenize ilirleyişini Rusya’nın şemsiyesi altında sürdürüyor.

Tek engelleyici güç Kürt-Amerika ilişkisinin sahada, politik sahnede etkili olmasıdır. Deyrul zor burada turnosol kağıdı rolünü oynayacaktır. Rusya-Suriye nereye kadar gidecektir? ABD burada nasıl bir rol oynayacak. Kürtlerle ilişkisi sadece DAİŞ karşıtlığı üzerinden mi şekillenecek, yoksa daha stratejik meselelerde de birliğe dönüşecek mi? biraz bu ilişkinin şekillenmesi önemli. Tabii Rusya burada karşılaşacağı herhangi bir engeli aşmak için başka obsiyonlara da sahip. Yani burada tıkanması halinde Afrin’de Türkiye’nin önünü açabilir.

Ancak buda Kürtleri tümden kaybetmesi anlamına gelir. Muhtemelen Türkiye’yi de Nato’dan uzaklaştırmak, kendine bağlı kılmak ve etkisini sürdürmek için Rusya gerek Rojava’da gerekse Irak’ta hatta olası Kerkük merkezli bir çatışma’da Kürtlerin karşısında bir pozisyonda yer alacaktır. Bu sayede bölgenin iki büyük gücü Türkiye ve İran işbirliği ile Irak ve Suriye’ye tamamen yerleşmiş, etkin hale gelmiş olacaktır. Dileği en azından bu.

 

Amerika’nın soru işaretleri

Ortadoğu’dan kendini sorumlu hisseden ve buraya varlık yokluk meselesi olarak bakan ABD aslında çok zorda. Örneğin İran’ın etkisini kırmak, Şii kuşağını eliminize etmek, hatta İran üzerinden Afganistan Pakistan’a uzanarak gücünü pekiştirmek istiyor. Kartlarını buna göre dizmişti.

Türkiye, Kürtler özelinde Barzani, Suudi Arabistan, Eğit donat kapsamındaki yönettiği ÖSO bu konseptin birer parçasıydı. Ama DAİŞ kontrolsüz yükselişi ve Rojava’da Kürtlerin direnişi ABD’nin hesabını altüst etti.

Aslında DAIŞ’in yükselişi ABD’nin de çıkarınaydı. Suudi Arabistan ve Katar elbirliğiyle ekonomik ve ideolojik destek sağlıyor, Türkiye militan akışı, silah, lojistik ve askeri destek veriyordu. Suriye ve Irak’ta İran etkisini kırması, Suriye’de yaygın bir alan hakimiyeti sağlaması tam da ABD’nin isteğiydi. Artık Nusra, ÖSO’ya gerek bile yoktu. DAİŞ’in yaptığı katliamları görmezden gelmesi de mümkündü.

Ancak DAİŞ’in büyüme hızı ve sınırları korkutuyordu. Tamamen kontrol edilmesi mümkün olmayabilirdi. Ayrıca stratejik hatalar yaptı. Örneğin:

ABD’nin müttefiki olan Güney Kürtlerine yöneldi.

Şengal gerçekleştirdiği katliamın dünya kamuoyunda yarattığı etkinin görmezden gelinmesi mümkün değildi.

Toplu katliamları gizleme gereği duymadan dünyanın gözleri önüne sermesi

Ve de batı için en önemlisi Avrupa’da yaptığı katliamlardı. Bu katliamları yapan bir gücü desteklemek pek olası değildi.

Bu şartlarda ABD’nin DAİŞ‘i görünür biçimde desteklemesi zordu.

 

Kobani direnişi ise başka bir yönelime mecbur etti Amerika’yı. Mecbur etti çünkü Kürtler Kobani’de, Şengal’de DAİŞ‘i durduran tek güç olarak öne çıktı. Demokratik bir hareketti ve arkasında bir halk desteği vardı. Kadınların geçlerin, yaşlıların el ele vererek direnmesi de Dünya çapında bir hayranlık uyandırdı. Efsaneleşti.

Amerika, bu kez Kürtlerin yükselişini bir fırsata çevirmek istedi. Kürtlere yardım ederek Kurtarıcı rolüne girdi. Karmaşık ilişkiler yerine terörizm karşısındaki pozisyonunu sağlamlaştırdı ve dünya kamouyunun da desteğini aldı. Hakeza Kobani direnişi askeri olarak, Güney tecrübesinden de politik olarak Kürtlere güvenmesinin sonuç alıcı olacağına ikna oldu ve desteklemeye başladı. Bu ittifakla büyük başarı da elde edildi. DAİŞ nerdeyse yok edilmek üzereyse bu Kürtlere verilen destek sayesinde oldu.

Ama arada Sünni ittifakı çöktü. ÖSO iptal edildi. Suud, Katar ve Türkiye arasında çelişkiler oluştu. Türkiye, Kürt fobisinden dolayı ABD’ye hep zorluk çıkardı ve Rusya’ya yanaştı. ABD ise Suud, Ürdün, İsrail ve Kürtlere dayanarak etkisini sürdürmeye çalışıyor. Ama sahadaki etkili güç Rusya, Şiiler, Hizbullah ve Esad üzerinden bölgeye ve İran’a pek müdahale edemiyor. KDP, Nusra, DAİŞ, ÖSO ilişkisi üzerinden Türkiye’nin çıkardığı sorunları engelleyemiyor.

Şimdi Amerika için işler daha tehlikeli bir boyutta. Güneyin bağımsızlık ilanı halinde Iraklı Şiiler savaş açar mı? İran bu savaşı ne düzeyde destekler, Kerkük merkezli yeni bir şiddet dalgası bütün bölgeyi bilinmezliklerle dolu bir girdaba sokar mı? Türkiye bu süreçte Rusya ve İran ile Astana’da yakaladığı ilişkiyi Rojava’ya saldırarak Kürtleri boğmaya çalışabilir ve ABD’nin buradaki gücüne de zarar verebilir mi?

Sahada yalnıza Kürtler savaşıyor ve böylesi bir savaş sarmalında ABD iktidarını, hegemonyasını sadece Kürtlere destek vererek sürdürebilir ve yayabilir mi?

Kanaatimce zor.

Elinde birçok obsiyonu olan bu süper güç, haliyle kartlarını yeniden dizebilir. Bu anlamda Kürtlere desteğini sınırlandırıp, Türkiye’yi tekrar öne çıkarabilir. Böylece Astana konseptini bozmak mümkün. Sunni ittifakını de yeniden tesis etmesi ihtimal dahilinde. Başlangıç olarak Sunniler için yeni bir düzenlemeye gidebilir. Mesela Türk ve Suud işbirliği ile Irak’ta sunni merkezli yeni bir direniş hattı kurularak İran-Suriye hattı ve Şiilere karşı bir barikat oluşturulurken, Rusya’nın da Irak’a girmesinin önlenmesine çalışılabilir.

Türkiye de bu hamleyle yeniden denetime alınır. Tabii Türkiye’nin bu hamleye evet demesi için tek bir isteği var ki o da ABD’nin özellikle Rojava başta olmaz üzere Kürtlerden vazgeçmesi, onları terk etmesidir. Bağımsızlık, özerklik, federasyon tüm isteklerinin bertaraf edilmesidir.

Elbet Amerika’nın bunu kolay kolay kabul etmeyeceği belli. Kürtlerin yakaladığı güç seviyesi de buna müsade etmez. Aslında ABD için en optimal olanı Kürtler ile Türklerin anlaşması. Bunun gerçekleşmesi halinde Ortadoğu’daki bir dizi sorunlar kendiliğinden dengeye oturabilir. Fakat Türkiye böylesi bir aşamaya hazır olmamakla birlikte esas sorun, ABD’nin de elini zayıflatan, Kürtlerin parçalı olmasıdır. Bu ciddi bir handikap, bir dezavantaj.

 

 

Kürtler Riskli bir döneme giriyor

Birkaç yıldır her cephede Kürtlerin yükselişine tanıklık etmekteydik. Güney, Kerkük gibi tartışmalı bütün bölgelerde askeri ve siyasi gücünü tahkim etti. Rojava’da PYD siyasi ve askeri güç olarak çok büyük hamleler yaptı ve önemli bir aktör haline geldi. Bakur’da seçimler ve müzakerelerle Türk siyasi hayatı, sosyal ve toplumsal yaşamında önemli pozisyonlar elde edildi.

Ancak bahsedilen yükseliş sürdürülemedi, sürdürülemiyor ve dış faktörlerden ziyade Kürtler arası içsel sorunlar bunda belirleyicidir.

Güney Kürdistan başta peşmerge gücü olmak üzere, bürokratik, ekonomik ve siyasal birliğini sağlayamadı. Demokrasi deneyimi için çok önemli olan meclisini koruyamadı, kurumsallaşmayı gerçekleştiremedi. Sivil toplumun gelişmesine ket vurdu. Partileri aşiretlerin denetiminden kurtarıp, siyasal, düşünsel bir sivil harekete dönüştüremedi. Aksine iç darbe ile meclis kapatıldı. Cumhurbaşkanlığı ve hükümet ve ekonomik bütçe Barzani ailesinin eline geçti. Partiler arası ilişkiler daha da bozuldu. Ekonomik kriz derinleşti. Güneylü güçler ayakta durmak için Türkiye, İran, Suudi Arabisan ve ABD’ye daha çok bağlandılar.

Rojava ve Güneyin birlikte hareket etmesi gerekirken, uzlaşma sağlanmadı. KDP eliyle hendekler kazıldı, ambargo uygulandı ve Şengal’de çatışmaya varacak düzeyde PKK-KDP ilişkileri kötüleşti. Ulusal birlik yolunda atılacak adımlara gereken destek verilmedi. KDP, PKK, KYB ilişkilerini stratejik birliğe dönüştüremedi. Daha ziyade taktiksel uzlaşmalarla zaman kazanmaya oynadılar. Zaman zaman da gerilimler yaşandı. Bu halk nezdinde Kobani, Şengal, Başur direnişlerinde oluşan toplumsal birlik ve beraberlik duygusunu da yaraladı. Tabanda da daha paraçalı bir yapı, ilişki meydana geldi.

Rojava yönetimi de daha önce Türkiye ile sağladığı bir ilişki düzeyine sahipti ve bunu sürdüremedi. Türkiye’nin dayatmalarını yumuşatamadı ve bunun bedeli ambago, sınırlara duvar örülmesi olarak yansıdı. Elbette bunun büyük payı Türk devletine aitti ve onların bazı istekleri ve tercihleri de kabul edilebilir değildi. Ama buna rağmen farklı yöntemler denenmesi kanalların açık tutulması sağlanabilirdi.

Kobani direnişine Kuzeyden verilen destek Türkiye’de halkların birlikteliğini de güçlendirecek ve Irkçı devleti zayıflatacekken iyi yönetilemedi. Devletin halkları ayrıştırıcı tuzağına düşüldü. Haliyle Kürtlerin direnişi Türk devlet düşmanlığına dönüştü. DAİŞ yanlısı Erdoğan’ın Kürtlerin direnişine öfkesi büyüktü ve bunu muhafazakar kesimleri tahrik ederek, devlet olanaklarını Kürtler ve muhaliflere şiddet uygulamada kullanarak derinleştirdi. Ne var ki, Erdoğan-DAİŞ birliğine karşılık Türkiye’nin öteki çoğunluğu ile halkların alternatif birliği örgütlü bir güce dönüşmeyince süreç darbe yedi. Nihayetinde HDP projesi elde ettiği başarı ve Kürtler ve Türkler nezdinde yarattığı umudu dirence dönüştüremeyince, AKP-Erdoğan darbesine karşı da duramadı.

Parlamentoyu ikinci seçime götürerek HDP’yi siyaset dışı bırakan hamlenin yanı sıra Kürt kentlerinde katliamlar yapan AKP ve devlet, ardından Suriye’nin kuzeyinde İdlib’e kadar müdahil oldu ve Rojava’daki gelişmelere etki etmeye başladı.

Aynı şekilde Musul operasyonunu ileri sürerek Güney’de Başıka‘ya yerleşti, Askeri üslerini tahkim etti. Şimdi artık güneyi de tehdit edecek güçtedir. Bağımsızlık referandumundan kaygı duymaktadır. Kerkük, Telafer vb yerlerde çıkan provakasyonları körüklemek isteyecek. Şengal-Telafer’den Kerküke uzanacak bir hatta yerleşmek istiyor. Bu bağlamda Irak ve İranla birlikte hareket edip Güneye doğrudan müdahil olmanın yollarını arayacaktır.

 

Türkiye İstikrarsızlığın Sürekliliği

Tüm zorlamalara rağmen Türkiye her istediğini yapacak güçte değildir. Özellikle Kürt fobisinden dolayı çürümeyi yaşıyor. Kemalistlerden islamcılara, liberallerden solculara hep aynı bakış açısı var. Söz konusu Kürtler ve kendi kaderlerini tayin hakkı ise kesinlikle karşı duruyorlar. Aralarındaki çatışmalar teferuatta kalıyor. Hatta şu an Kürt hareketi ile birlikte hareket edenlerin bir bölümü dahil, Kürtlerin ancak Türkiye’ye entegre olması, salt bazı haklarla yetinmesi düzeyinde bir ufka sahipler. Velev ki, Kürtlerde ayrı bir devlet istesinler, işte o zaman renkleri daha bir açığa çıkmaktadır ve bu anlamıyla Kürtlerin istemini reva görenlerin sayısı bir elin parmak sayısını geçmiyor.

Türk devlet yapısı bölünmeyi bir fobi, bir aşağılık kompleksi olarak işliyor ve Türk toplumunun korkularını canlı tutuyor. Bundan hareketle Kürtlere şiddet uygulamayı esas alıyor ve toplumda da zemin buluyor.

Aynı zamanda Sınırları dışındaki Kürtleri de arka bahçesi olarak görüyor. Yayılmayı, Ortadoğuya müdahil olmayı Kürtlere karşı güvenlik meselesi olarak göstermekte, Suriye, Irak iç işlerine müdahale gerekçesi olarak kullanmaktadır.

Ancak bu tepki topluyor. Ne Irak ve Suriye’de ne Arap ve Fars dünyasında, ne de batı dünyasında bu emellerinden dolayı destek bulamıyor. Zaten son yıllarda ciddi bir yalnızlaşmayı yaşıyor. Türkiye şu an yukarıda da değinildiği gibi ABD ile Rusya arasındaki güç mücadelesinde pozisyonunu pazarlıyor. Ancak bu konuda eli çok da rahat değil. Batı dünyasına askeri, ekonomik, siyasi ve tarihsel anlamda bağlıdır, dahildir ve bağımlıdır. Bu yapıyı değiştirmek kolay değildir. Ayrıca siyasal coğrafyasının içinde ve dışında yer alan Kürtler’de batı dünyası ile ilişki içindedir. Şartları çok zorlarsa içte Kürtler, dışta batı tarafından zorlanacaktır. Bu iç krizleri derinleştirir. Sadece yönetim değişikliği, Erdoğan’ın gitmesiyle çözülebilecek bir mesele de değildir. Türkiye batı dünyası üzerinde anayasal ve demokratik bir düzene dönüşmeyi kendi rızasıyla yapmazsa, bu anlamda Kürtler ve öteki topluluklarla uzlaşmazsa ciddi yaptırımlar, iç savaş ve parçalanma ile karşı karşıyadır.

Ayrıca Kürtler Türkiye’yi uzlaşmaya zorlayabilir. Bu güçleri var. Mesela Türkiye şu an öyle kolay kolay Güney Kürdistan’a ambargo uygulayamaz. Blöf yapıyor. Çünkü petrol alımı konusunda bağımlı. Hakeza Güney onun için büyük Pazar ve bunu kaybettiği zaman ekonomik ve siyasal krizi derinleşecektir. Eğer Kürtler birlik olup pozisyonlarını değerlendirebilseler. Türkiye’nin Ortadoğu’daki nefesi olurlar. Türkiye’de Avrupa kapısı. Ama düşmanlığı ve çatışmayı esas alırlarsa her iki tarafda içine kapanır ve bunun ne kendilerine ne de bölgeye faydası olur.

Related Articles