TÜİK kriz verilerini açıklıyor

Döviz kurundaki yükseliş son iki hafta içerisinde düşmeye başladı. Dolar 3, 70, Euro ise 3.90’ın altına geriledi. İvme kırmızıda olmasına rağmen kura dair endişeler dinmiyor. Zira ibreyi yukarı çevirecek dinamikler oldukça güçlü. 2016’nın son çeyreğindeki volatilite, kura dair ezberlerin bozulmasını ve farklı dinamiklerin söz konusu olduğunu bize öğretti. Bu konuda Dünya Gazetesi’nde Alaatin Aktaş’ın çalışmaları takdire şayan.

Yabancıların döviz kuruyla oynadığı (Türkiye’ye oyun oynandığı) argümanı verilerle çürütülmüş durumda. Aslında yabancıların döviz getirip DİBS, tahvil ve bono alması hiç de düşünüldüğü şekilde işlemiyor. Yani döviz kuru düşükken yabancı sermaye gelip, yüksekken çıkmıyor. Tersine kur yüksekken geliyor. Kur düşükken çıkıyor.

Bunu bir örnekle açıklayalım. Örneğimizde 1 dolar =3.50 TL olsun. ABD’li X bankanın 1.000 doları olduğunu düşünelim. Türkiye’ye geliyor ve dolarını bozup faiz getirisi yüzde 10 olan menkul kıymet alıyor. Bu durumda hesap şöyle olur; 1.000×3.5= 3500 TL yapar. Şimdi kurun 3.20’ye gerilediğini düşünelim. X bankası menkulünü satıyor. 3.535TL eline geçiyor. Bunu tekrar dolara çeviriyor. 3.535/3,20=1.104,68 doları oluyor.

Şimdi tersini düşünelim; 1 dolar=3,20 TL iken geliyor 1.000 dolar bozuyor. 1.000×3,20=3.200 TL eder. Bununla menkul kıymet alıyor. Kur 3.50’ye çıkmış, x bankası çıkmaya karar vermiş olsun. Toplam getirisi 3.220 TL olacak. Parasını dolara çevirip çıkacak olursa 3.220/3,50=920 dolar. Hangi kapitalist 1000 dolarla gelip, 920 dolarla çıkar? İşte bu gerçek, hükümetin “TL ile oynanıyor” argümanını çöp kutusuna atıyor.

Dış borç, dolar kurunun yükselmesi için temel ve uzun dönemli en önemli dinamiktir. Ancak yakın dönemde siyasi risk, bunun da önüne geçmiş ve daha da tetiklemiştir. Özel kesim, kur artışından daha fazla zarar etmemek için bir an önce döviz almak istemiştir. Bu kuru yukarı çıkaran temel etken olmuştur. Tabii ki bunu da dinamitleyen siyasi atmosferdir. 2017-2019 Orta Vadeli Program’a göre, dolar kuru varsayımı 3.18 idi. 1,5 aylık zamanda bile 3.70’te asılı kalmış durumda. Referandum sürecinde kurun kaç TL’ye çıkacağını, doğrusu nerede duracağını tahmin etmek imkansız. İşte bu da krizi coşkun bir nehir gibi besliyor.

SON VERİLER

Resmi istatistik kurumunun yayınladığı her veri, artık krizin dinamiklerini açıklama verisine dönüştü. TÜİK’in verilerine ihtiyatlı (işin başında) yaklaşarak yakından bakalım. Verilere birkaç puan eklemeniz ya da çıkarmanız vicdanınızı rahatsız etmesin. Yeterince haklı nedenleriniz var.

TÜİK, kısa bir süre önce 2016’nın son çeyrek dönemine ait işsizlik rakamlarını açıkladı. Verilere göre, işsizlik oranı yüzde 12.1, tarım dışı işsizlik oranı ise 14.3 olarak gerçekleşti. Yine işsizlik oranı gençlerde (%1.12 artışla) yüzde 19.62 iken, kadınlar arasında (%1.17 artarak) yüzde 13.77’ye yükselmiş. Tarım dışı işsizlik oranı ise (%1 civarında artarak) yüzde 18.19’a yükselmiş.

Başında söyledik ya, siz bu verilere birkaç puan ekleyin. Bu verilerde en dramatik sonucu genç, eğitimli ve kadın nüfus üstleniyor. 2016’nın son çeyreğindeki işsizlik oranları, 2008 dünya finansal krizinin başladığı yıldan ve 2009’dan (yüzde 13.05) daha yüksek bir noktaya çıkmıştır. Bu da istihdamda krizin yaşandığını gösteriyor. İstatistiklerdeki rakamların bahsettiği kişi sayısı 3 milyon 500 bin. DİSK’in verilerine göre ise geniş tanımlı işsiz sayısı 6 milyon 611 bin. Gerçek işsizlik yüzde 20, kentlerdeki her dört gençten biri işsiz (%25) , kadınlardan da her üç kişiden biri (%33) işsiz. Söz konusu olan rakam değil, insan!

TÜİK tarafından son açıklanan diğer veri ise dış ticarete dair. Verilere göre, 2016 dış ticaret açığı 32,6 milyar dolar. Önceki yıllara göre bir düşüş görünüyor. Bu sonuç ithalatın, ihracattan daha fazla düşmesi anlamına geliyor. Diğer bir ifade ile dışarıdan daha az ara malı ve hammadde ithal edilmiş, daha az montaj yapılıp ihraç edilmiştir. Bunun etkisi düşük büyüme, yüksek işsizlik olarak kendini göstermiştir. Bu verileri besleyen alt kanallara göz attığımızda; turizm gelirleri azalmış, doğrudan yatırımlar düşmüş (23 milyon dolar), portföy yatırımlarında net çıkış (1 milyar 914 milyon) yaşanmıştır.

Böylece tabloyu yeniden göz önüne getirirsek, yüksek kur, düşük büyüme, yüksek işsizlik, tırmanan enflasyon, artan siyasi riskler… Bunun adı krizdir. Hükümet ve sermaye, krizi nasıl idare etmeye çalışıyor? Dövizden altın ve TL’ye dönülmesi çağrıları, istihdam seferberliği, vergi indirimi kampanyalarıyla! Kampanya mantığı gereği kısa vadeli, palyatif ve sansasyoneldir. Oysa ekonominin sorunları köklü, yapısal ve derindir. ‘Benden de bu kadar istihdam’ maskaralıklarıyla siyasi otoriteye yaranmak, kapitalistin basiretlilik ilkesiyle, rasyonellik ilkesiyle bağdaşmayan davranışlardır. Belki de Türkiye’deki kapitalistler hiçbir zaman basiretli ve rasyonel olmadılar. Öyle sanıldılar.

Related Articles