Trump’la Herşey Daha Tehlikeli

Düşünsenize şu an global siyasetin en etkili aktörleri ABD’de Trump, Rusya’da Putin, Türkiye’de Erdoğan, İran’da Mollalar gurubu, Suriye’de Esad, Mısır’da Sisi, Suudi Arabistan’da Petrol Kralları, Kuzey Kore’de Kim Young-un. Yanı sıra Avrupa’da yükselen Irkçılık ve saldırılar nedeniyle pasifize olan demokratik siyaset. Sağ siyasetin yükselişi nedeniyle mevcut sosyal demokrat ve muhafazakar partiler bile popülist söylemler kullanmaya başladılar. Yani siyaset adeta sağa yatıyor.

Ama fitili yakan Trump oldu. Komplolar, tehditler ve entrikalar da beraberinde geldi. Üstelik Amerika tarihinde bile görülmemiş biçimde bir sistem kurdu. Mesela kabinesini askerler, petrol tekellerinin yöneticileri ve silah tüccarlarından oluşturdu. Cumhuriyetçilerin milletvekili yapısına bakınca daha vahim bir durum çıkıyor. Hiç biri öylesine masumane siyaset yapan, halkın çıkarlarını esas alan ve halkın içinden gelen biri değil. Adeta gökten zembille inmiş gibi, şirketlerin tepe yönetimlerinden parlamentoya atlamış durumdalar. Üstelik şu an işgal ettikleri pozisyonları da paranın gücü ile elde etmiş durumdalar. Yani ABD’de hele hele Cumhuriyetçilerde bir pozisyon sahibi olmak ciddi bir servet sahibi olmayı gerektirir.

Şu an bu geleneğin en tehlikeli ve entrikacı kesimi iktidarda. Trump Ortadoğu’da Afrika’da alışık olduğumuz gibi ailesini etrafında yönetime topladı. Kızı, damadı, eşi hepsi birer pozisyon sahibi. Aynen Azerbaycan diktatörü Aliyev’in eşini yardımcısı yapması gibi. Aynen Erdoğan’ın diktatörlük yürüyüşü ve aile saltanatını kurma girişimi gibi.

Tabii bunların hiç biri Suudların ve Barzani ailesinin eline su dökemez. Henüz istihbarattan, ekonomiye, dinden eğitime, askeri güçlerden sivil toplum örgütlerine, yardım kuruluşlarına kadar Barzaniler ve Suudlar gibi sızmış değiller.

Ama onların da denetiminde büyük askeri güçler, ekonomik kaynaklar ve teknoloji var. Üstelik entrikaları, katliamları, emperyal uygulamaları konusdaki uzmanlıkları sonsuzdur. Sol gösterip sağ vurmakta pek mahirdirler.

Son birkaç gün Suriyede olanlara bakalım. Adeta dünya savaşına yol açacak bombanın pini çekiliyor.

Mesela İdlib yakınlarındaki Han Şeyhun’daki kimyasal saldırıyı kim yaptığı bir muamma. Ama ABD hemen bunun üzerine atladı ve Suriye’yi suçlayıp Havalanını bombaladı. Aslında o bölgede sahaya girdi. Rusya ve Suriye’nin Nusra ve benzeri radikal örgütlere saldırısını engelledi. Dolayısıyla bu işin perde arkasında ABD’nin olduğunu düşünmemek işten bile değil.

Tabqa yakınlarında yanlışlıkla vurulan YPG’liler de bir anda haberlerde yer almaya başladı.

Deyr Zor’da yine ABD’nin saldırdığı bir bölgede kimyasal patladığı bu kez Suriye rejimi eliyle ileri sürüldü. Gerçakte ne olduğu ise muamma.

Mısır’da da bombalar patladı. Özellikle Hıristiyanlar hedef alındı ve onlarcası katledildi. Tam’da Mısır’ın darbeci lideri Sisi ABD’den üst düzey bir ağırlanmadan dönüşünün hemen ardından. Ve radikal dincilerin siyasi hedeflerinden ziyade Sisi’nin Ohal ilan etmesi, Askeri şehirlere sürmesi yani yeniden işgal etmesi için fırsat sunulmuş gibi.

Bir de dünyanın öbür ucunda Kuzey Kore’ye dair gelişmeler var. Çin bir an kemerleri sıkmaya başladı. ABD askeri gücünü takviye ediyo ve alarm durumuna geçiyor. Kuzey Kore olağanüstü ilan ediyor ve savaş pozisyonu alıyor.

Rusya ile ABD kontrollü bir biçimde durumu idare etmeye çalışıyorlar. Bu yüzden sık sık görüşüyorlar. Ama işlerin pek de iyi gitmediği görülüyor. Kontrol dışı bir patlama, bir anda bütün güçleri birbiriyle çatışır hale getirebilir.

Şu an vekaleten süren bir savaş var. Ama bu çözüm getirmez ise kendileri bir biçimde devreye gireceklerdir. Bu daha büyük bir felakettir ve bu felaket maalesef çok yakın.

Related Articles