Trump’ın Kudüs kararı ve Suriye’deki gelişmeler-Cafer Tar

Ortadoğu’da hiç bir gelişme diğerlerinden bağımsız bir seyir izlemiyor; ilk bakışta bir biri ile çok alakalı gözükmeyen olaylar, altını biraz kazıyınca bir bakıyorsunuz bambaşka bir olayla doğrudan ilgili.

Birçok çevrenin yadırgadığı veya doğrudan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın kendine has üslubuna bağladığı Kudüs kararı acaba gerçekten, sadece Trump’ın kişiliği ile veya özel temsilcisi ve damadı Jared Kushner’in Yahudi lobilerine yakınlığı ile açıklanabilinir mi?

Hiç sanmıyorum! Bizim gazetede geçen hafta yaptığımız bu tesbiti bizden bir hafta sonra eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da yapmış. “Suriye’nin bu duruma gelmesi bugün sizin karşınıza Kudüs sorununu çıkarttı!” diyor Başbuğ!

Tespit doğru ama kast ettiği şeyi doğrudan ifade etmekten özellikle kaçınıyor; aslında sanki bir sırrı ağzından kaçırıyormuş gibi bir hali var. O zaman biz kendisine soralım: “Peki Suriye’de sorun neden bu hale geldi, sorunu kim bu hale getirdi? ‘Kudüs kararı’ Suriye’de ortaya çıkan duruma ABD’nin tepkisiyse, bu tepki kime veya kimlere?

İlk etapta tabi ki doğrudan Filistinlileri hedef alan bir karar ama, bu kararın ortaya çıkaracağı sonuçlar sadece Filistinlerle sınırlı kalmaz; “Bu kararla ABD, Ortadoğu’da İran ve Rusya’yı güçlendiren bu yeni duruma rıza göstermeyeceğini ifade ediyor!” “Rusya/İran ikilisi ve onların dümen suyuna girmiş Erdoğan Türkiye’sine bu oyun daha yeni başlıyor, Öyle Astana’da, Soçi’de benden bağımsız Ortadoğu’da yeni bir düzen kuramazsınız diyor.”

Türkiye iç savaşın başladığı ilk günlerden itibaren; Suriye’de tampon bölge ve uçuşa yasak bölge önerisini gündeme getirdi. Bu iki öneri de doğrudan Rusya’nın Suriye’deki varlığını hedef alan önerilerdi ve ABD buna Türkiye’nin ısrarına rağmen yanaşmadı. Çünkü bu durum ister istemez ABD ve Rusya’yı sadece siyasi olarak değil askeri olarak da karşı karşıya getirme potansiyeli taşıyordu.

Ayrıca Afganistan ve Pakistan tecrübesinden sonra ABD aynı hatayı Suriye’de de tekrarlamak istemedi. Bu bölgeyi olağanüstü istikrarsızlaştırabilirdi. Suriye’de sürecin bir aşamasından sonra ABD artık inisiyatifin “ılımlı muhalif kesimlerden, DAİŞ, El Nusra gibi kendisini de hedef alan radikal islamcı çevrelere geçtiğinin farkına vardı!”

Bu noktadan itibaren ABD açısından eski Suriye politikasının sürdürülebilirliği kalmamıştı; ABD açısından öncelik artık Esad’ın devrilmesi değil; DAİŞ’in ortadan kaldırılması olarak belirlendi. Bu saatten itibaren ABD Suriye’de Ilımlı Muhalifler de dahil bütün İslami muhalefete sağladığı askeri ve politik desteği kesti.

Strateji Esad’ın iktidardan uzaklaştırılmasından, DAİŞ’in tasfiyesine dönüşünce ister istemez Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve YPG, ABD’nin en önemli müttefikleri olarak öne çıktılar. Bu noktadan itibaren Türkiye ve onun desteklediği sözde “ılımlı muhalefet!” ABD açısından fazla bir şey ifade etmez hale geldi; ayrıca yaşanan gelişmeler “ılımlı İslam ve radikal İslam arasında o kadar da kalın bir çizgi olmadığını göstermişti. Ilımlı İslam çok kolaylıkla radikal İslama dönüşebiliyordu!

Erdoğan Türkiye’si ve ABD yol ayrımına gelmişti; bu bir devlet kararıydı ve kimin ABD’in başkanı olduğunun da hiç önemi yoktu artık. Nitekim yaşanan gelişmeler de bu yönde ilerliyor. Reza Zarrab davası, Trump’ın Kudüs kararı gelişmelerin bundan sonra da bu yönde ilerlemeye devam edeceğini gösteriyor.

Erdoğan Türkiye’si bütün hırçınlığına rağmen oyun dışı kalmıştı; bütün Suriye süreci boyunca karşı olduğu, düşman ilan ettiği Rusya/İran ikilisinin kapısını çalmak zorunda kaldı. Bu onun için bir var olma, yok olma sorununa dönüşmüştü. İşler bu yönde ilerledikçe Erdoğan Türkiye’si ve ABD arasındaki makas daha da açılmaya devam edecek.

Erdoğan Türkiye’sinin NATO’nun bütün uyarılarına rağmen ’S 400’ füzelerini almaktan başka çaresi kalmadı, Suriye’de Rusya ne derse Erdoğan Türkiye’si onu yapacak. Türk hattı ve Nükleer santraller konusunda artık inisiyatif tamamen Putin’in elinde…

Soru şudur: ABD ve diğer batılı devletler yıllarca NATO’da arka çıktıkları, yıllarca en gizli sırlarına ortak ettikleri Türkiye’nin Erdoğan eliyle Rusya’ya teslim edilmesine nereye kadar göz yumacaklar? Suriye için kadar kıyameti koparan bu ülkeler Türkiye’nin ellerinden kayıp gitmesine rıza gösterecekler mi?

165
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles