Trump yönetiminin ‘yeni’ Güney Asya stratejisi

Geçtiğimiz hafta kaldığımız yerden ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’ın adımlarını izlemeye devam edelim. Tillerson Ortadoğu sonrası yeniden Asya’ya yöneldi ve bir sonraki durağı Hindistan oldu. Dışişleri Bakanı Swaraj ile görüşmesinde kilit konuların, “terörle mücadele ve Hindistan’ın Afganistan’ın kalkınmasına yardımdaki rolü” olduğu basında yer aldı. Burada “Pakistan istihbaratının Taliban’ı desteklediği, terörizme karşı birlikte çalışmak gerektiği” ifade edilirken “terör örgütlerinin Pakistan’ın istikrarını sarsabileceği”nin altı çizildi.

Balığın büyüğü ise biraz geriden geldi. Tillerson bölgede artan Çin etkisine karşı Hindistan’ı daha önemli rol oynayabilecek bir ortak olarak gördüklerini ve “Hindistan’ın lider güç olmasını destekliyoruz ve bölgede güvenliği sağlaması için gerekli katkıları yapmayı sürdüreceğiz. Hindistan’ın askeri modernizasyonu için ileri teknoloji sağlamaya istekliyiz” dedi. Aslında terörizm etrafında koparılan yaygaranın temelinde bölgede Çin’in ilerleyişine karşı Hindistan ve ABD’nin geliştirmeye çalıştığı politikalar yatıyor. Afganistan ve Pakistan’daki terörizm diye ifade edilen faaliyetlerin kaynağına bakılırsa ABD ve Suudi Arabistan’a uzandığı, zaman içinde ABD peyki olan Pakistan yönetiminin de bu işe dahil edildiği sabit gerçekler arasında. Bugünse Pakistan’daki silahlı grupları Çin ya da Pakistan kendilerine karşı desteklemeyeceğine göre geriye kimler kalıyor dersiniz?

Maalesef görünen en açık gerçek Çin’in önünü kesmek için (aynı zamanda Hindistan-Pakistan rekabetinde Pakistan’ı zayıflatmak için de) ülkenin postmodern yeniden paylaşım savaşının bir cephesine dönüşme ihtimali giderek artıyor. Hindistan’ın artan silahlanmasını teşvik eden Rusya ve ABD politikaları da bu olumsuzluğu motive eder yönde seyrediyor. Her şeye rağmen ABD’nin şimdilik Pakistan yönetiminin bir tür şantaj siyasetiyle kontrolünü sürdürme aynı zamanda bu sürece Hindistan gibi bölgede önemli bir ülkeyi de “dahil etme” derdinde olduğu görülüyor.

ABD’nin Güney Asya’da son dönem yoğunlaştığı yerlerden biri de Myanmar. Geçen hafta Tillerson Myanmar’a “Arakan eyaletindeki Müslüman azınlığa yönelik askeri baskıyı sonlandırması” çağrısı yaptı. Başka yerlerde bombaladığı Müslümanları çok çabuk unutan ABD burada “insani kriz ve zulüm” görmüş. Her şeye rağmen bir ilerleme olarak görebiliriz. Ayrıca BM bünyesinde Rohingyalı Müslümanlara 320 milyon Dolar insani yardım yapılacakmış. İnsan tabii yakın zamanda Kuzey Afrika ve bazı Ortadoğu ülkelerine yapılan “insani yardımlar”ı anımsayınca huylanmadan edemiyor, bazı stratejik beklentiler uğruna Myanmar’da da ateş harlanacak mı acaba diye.

Geçen hafta ABD’nin bir başka ilgi alanı Güney Kore ise Savunma Bakanı Mattis ve Genel Kurmay Başkanı Dunford’ın ziyaretine mazhar oldu. Mattis “Kuzey Kore’den gelen nükleer tehditlere rağmen G.Kore’yi koruma politikalarından vazgeçmeyeceklerini” söyledi. Mattis’in Trump’ın 7-8 Kasım tarihinde gerçekleşecek Seul ziyareti öncesi, savaştan çekinen G. Kore yönetimine güvence vermeye çalıştığı söylenebilir.

Özetleyecek olursak ABD’nin “yeni” Güney Asya stratejisi adını verdiği politikada yeni olan fazla bir şey yok. Daha çok ilişkileri Çin karşıtlığı temelinde yenileme ve sağlama almaya dönük sıkıntılı bir telaş hali göze çarpıyor. Olası sonuçlar arasında Pakistan, Myanmar ve Kuzey Çin Denizi gibi bölgelerde postmodern yeniden paylaşım savaşının derinleşme olasılığı gündeme gelebilir. ABD her şeye rağmen dünyanın bir numaralı gücü olma özelliğini koruyor. Fakat son dönem Trump üzerinden şekillenen ABD elitleri arasındaki çekişmeler giderek bu pozisyonun ne kadar daha sürdürülebileceğine ilişkin soruları doğuruyor. Ayrıca ÇKP’nin 19. Ulusal Kongresi sonrası Çin’in bu adımlara nasıl karşılık vereceği de muhtemel gelişmeler açısından tayin edici önemde olacak.

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles