Trajikomiklik silsilesi

Aslında bakmayın böyle bir başlık attığıma, durum fazlasıyla ağlamalık. Ama ben de modaya uyayım dedim, özellikle Türkiye’de olanı biteni başka tarif edecek sözcük bulamayanları örnek alarak. Yalnız, bu trajikomiklik silsilesinde Erdoğan rejimi ne yazık ki yalnız değil, dünyadaki bir çok sefil iktidarın arasında hatta fazla göze batmıyor bile desek yeridir.

En muhteşem ve tazesinden başlayalım. Trump hazretleri Tokyo’dan bildirmiş. ABD Teksas’ta 26 kişinin ölümü ve 20 kişinin yaralanması sonrası “Başka ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de pek çok akıl sağlığı sorunu var. Ama bu bir silah meselesi değil. Şükür ki silahı olan başka biri de diğer taraftan ona ateş ediyordu” diye yumurtlamış. Elbette “ben bir yönetme krizi yaşıyorum, vatandaşlarım da silahı bakkaldan rahatlıkla satın alabiliyorlar, hem bizim gibi soluk benizlilerin sağa sola ateş etmek çağlardır en çok zevk aldıkları ata sporumuzdur, hem de o akıl sağlığı var dediğimiz kişiler beni seçti, ayrıca biz bizi öldüyoruz, bundan size ne…” diyecek hali yoktu. Bu mevzuyu daha fazla sinirlenmeden Sayın Trump’a bir haber vererek kapatalım onun belki okumaya zamanı yoktur: Boston Globe gazetesinin haberine göre, bu yıl ABD gerçekleşen ve kitlesel silahlı saldırıların sayısı 307’ye ulaşmış.

Paradise Papers

Malumunuz Paradise Papers diye zenginlerin ve politikacıların kendi koydukları kurallara uymadıklarını belgeleyen yeni bir sızıntı açığa çıktı. Uydurabilenler mazeretlerini şimdiden cebinden çıkarıyor.

Ancak Trump’ın işi zor. Şöyle ki “Trump ile bağlantılı bir düzineden fazla kişi belgelerde yer alıyor. Bunlar arasında üç kabine sekreteri Devlet Bakanı Rex Tillerson, Ticaret Sekreteri Wilbur Ross’un yanı sıra Trump’ın baş ekonomi danışmanı Gary Cohn ve önde gelen Trump bağışçıları Robert Mercer ve Sheldon Adelson da bulunuyor. Randal Quarles, Koch kardeşler, Geof Palmer, Paul Singer, Stephen Schwartzman, Tom Barrack, Carl Icahn, Steve Wynn belgelerde yer alan Trump ile bağlantılı diğer isimler.”(Artıgerçek) Bir de üstüne üstlük bu belgelerde yolsuzluk yapan kişilerin Rusya Federasyonu bağlantısı ve ABD’nin Rusya’ya karşı yaptırımlarını delme sorunu da cabadan karşımıza çıkıyor.. Uzatmayalım yeterince sallantıda olan Trump, bu durumdan sıyrılmak için trajikomiklikten başka ne yapabilir dersiniz? Tabii bir “seçenek” daha var, memleketimizin profili pişmiş kelle kıvamında olan güzide başbakanı ve mahdumlarını da pekala taklit edebilir….

Suudi saray darbesi ve bazı tuhaflıklar

Suudi Arabistan’da gerçekleşen “saray darbesi”n de ise yine dikkat çekici bir kaç olay var. Lübnan’da savaş öncesi bir peşrev olduğu anlaşılan darbe sırasında her ne hikmetse Yemen’den Husiler tarafından Balistik füze atışı yapıldığı ve Riyad’da havaalanı yakınlarında imha edildiği açıklandı. İran, ABD ve Suud yönetimi tarafından hemen suçlandı. Ama ortada herhangi bir kanıt yok. Zaten böyle bir kanıtta aramadıkları açık, yoksa şimdiye kadar kırk kere vurulan füzelerin parçalarını basına gösterirlerdi. Kusura bakmasınlar ama bana bu füze işi biraz meşum 15 Temmuz Darbesi esnasında Ankara semalarında halkı pasifize etmek için uçurulan F-16’lar hadisesini anımsattı.

Suudi yönetimi trajikomediyi katlayarak rekor peşine düşmüş olsa gerek ki, yıllardır bomba yağdırdığı Yemen’e dönük yeni yaptırım kararları almış. Buyrunuz “insani yardım ekiplerinin giriş çıkışları haricinde Yemen ile olan tüm hava, kara ve deniz sınırlarının geçici olarak kapatılmasına karar verildiğini…”

Diğer olay da Suudi saray darbesi ile bağlantılı, en azından bence öyle. Fakat olay şöyle duyurulmuş “Suudi Arabistan devlet televizyonu El-Ekhbariya, Suudi Prens Mansur bin Mokren ve beraberindeki 7 kişi Yemen sınırındaki bir helikopter kazasında hayatlarını kaybettiler. Asır Eyaleti’nin vali yardımcısı olan Mansur bin Mokren, eski veliaht prenslerinden Mukrin el-Suud’un da oğluydu.” Tabii bunun bir kaza olduğuna normal bir zamanda olsa inanmak mümkün olabilir. Fakat başkentte saray darbesi yapılırken, Mokren ve beraberindeki üst düzey yetkililer savaş halinde olunan bir ülkenin sınırında turistik geziye çıkmış olabilir mi, ne dersiniz?

“Göçmenleri istemezük”

Dünyada rezilliğin sonuncusu olmasa da bu yazı için sonuncu örnek Çekya’dan. Orta Avrupa’da ‘göçmen karşıtı cephe’ güçleniyor başlığıyla Tarık Demirkan BBC Türkçe’de yazmış. Onun verdiği bilgileri izleyelim. “Çek Cumhuriyetinde seçimlerin ardından geçtiğimiz günlerde hükümeti kurma görevi Andrey Babiš’e verildi. % 30 civarındaki oyla seçimlerden birinci parti olarak çıkan ve Avrupa Birliği’ne mesafeli durmasıyla tanınan ANO partisinin lideri Andrey Babiš aynı zamanda hakkında pek çok yolsuzluk iddiası bulunan Slovak asıllı bir Çek siyasetçi… İşin kötüsü yalnız da değil “İlk kez % 10,64 gibi yüksek bir oy oranıyla Çek parlamentosuna giren ırkçı Özgürlük ve Doğrudan Demokrasi Partisi (SPD) de neredeyse sadece göçmen ve mülteciler konusunu işleyerek ülkede güçlendi…Yabancı düşmanı SPD’nin liderinin adı: Tomio Okamura. Bu ülkeye yabancıların gelmesine asla izin vermeyeceğiz diyen ırkçı liderin babası Japon, annesi Çek…” (vurgular bana ait)

Aynı “akıllar”ın Polonya, Avusturya, Macaristan, Slovakya ve hatta Fransa, Almanya gibi ülkelerde de güç kazandığını gördükçe söyleyecek pek bir şey kalmıyor maalesef.

En iyisi belki de yaşadığımız bu çürümeyi tanımlamak için kullandığımız “trajikomik” sıfatını terk etmek. Çünkü bu giderek bizi de yutmaya soyunan bataklığı tarif etmekten artık bir hayli uzak.

Related Articles