Son Haberler
April 21, 2018 - 24 Haziran’da faşizmin zor ve hilesine karşı-Ziya Ulusoy
April 21, 2018 - Ay Yüzeyinin 4K Görüntüleri
April 21, 2018 - Alman savcılığı: Türk mallarını boykot çağrısı yasal
April 21, 2018 - İsviçre Eski Dışişleri Bakanı: Silah satışı durdurulmalı!
April 20, 2018 - Suyu Arsenikten Arındırabilen Yosun Keşfedildi
April 20, 2018 - Nasıl yaşamalı, ne yapmalı ve nereden başlamalı?
April 20, 2018 - Faşizme karşı koymada Antifa’nın önemi
April 20, 2018 - Karayılan: Geniş bir hamle başlattık, sömürgeciliği yeneceğiz
April 20, 2018 - ETA fesihten önce özür diledi
April 20, 2018 - Şili’de öğrencilere saldırı
April 20, 2018 - Türkiye’de muhafazakar gençlik dinden uzaklaşıyor mu?
April 20, 2018 - Mesut Yeğen: Baskın seçimin sonucunu muhalefet partilerinin tutumu belirler
April 20, 2018 - Fransa’da grevler yayılıyor
April 20, 2018 - ABD: OHAL altında bir seçimin adil, şeffaf olması çok zor
April 19, 2018 - Çin ‘Nadir Toprak Elementleri’ Gömüsü Buldu
April 19, 2018 - Guardian yazarı Simon Tisdall: Erdoğan tüm hayatı boyunca bu anı bekledi
April 19, 2018 - Hewsel Koruma Platformu: Tarih Dicle Vadisi’nde ıslaha muhtaçları gösterecek
April 19, 2018 - Çukurca’da petrol arayan işçiler özel güvenlikle korunuyor
April 19, 2018 - Elazığ Cezaevi’ndeki tutsaklara ‘cinsel işkence’
April 19, 2018 - ‘Yeni Ortadoğu’da, ikilemler ve ‘gerçek erkekler’-Ergin Yıldızoğlu
deng24.com

Tek adamın kanlı yolculuğu

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), adaleti ve kalkınma vaadinden tek adam diktatörlüğüne giden yolda, 15 yıldır kan döke döke yürüyor.

 

Milli Görüş gömleğini attığını deklare ederek, savaşın ve yolsuzluğun çökerttiği toplumun adalet ve kalkınma talebini istismar üzerine kurduğu AKP atıyla ‘Hedefe ilerlerken her yol mübahtır’ deyip şahlanan Recep Tayyip Erdoğan, 15 yıldır dinci-ırkçı devlet aygıtını ‘sadeleştirip’ onun tebaasını ‘kalabalıklaştırarak’ bugüne geldi. Bugünle de yetinmeyerek, Mart 2019 yerel seçimleri ile Kasım 2019 Cumhurbaşkanlığı (Alaturka başkanlık) seçimlerine kitlenen Erdoğan, önündeki engelleri bertaraf ederek ilerlemeye çalışıyor. 2019’da dinci-ırkçı bileşenlerin bütünleştiği tek devletin ve onun tek milletinin tek reisi olmayı pekiştirmek isteyen Erdoğan ile iktidar aparatı AKP’nin, 2002’den 2017’ye nasıl geldiğini, bazı kesitleriyle kısaca hatırlayalım.

Anasol-M Hükümeti döneminde (2001) başlayan ekonomik kriz ve krizin topluma yansımaları nedeniyle alınan erken seçim kararı sonrasında sadece 2 parti yüzde 10 barajını aştı. Yüzde 34 oy oranıyla iktidara gelen AKP, bundan sonra atacağı adımlarla bu şansı iyi değerlendirdi. 3 Kasım 2011 seçimlerinde Erdoğan yasaklı olduğu için Abdullah Gül başbakanlığı üstlenirken, Erdoğan’ın başbakanlığa giden yolu dönemin CHP lideri Deniz Baykal tarafından açıldı. Beykoz’da bir restaurantta yapılan görüşme sonrasında apar topar yasa değişikliği yapıldı; YSK da Siirt seçimlerini iptal etti. 3 ay sonra yapılan seçimlerde Erdoğan Siirt Milletvekili olarak seçilerek başbakanlığı üstlendi.

AB UYUM YASALARI

Başbakan koltuğuna oturunca önceki hükümetten kalan AB uyum yasaları konusunda ciddi çalışmalar yürüttü. AB ile ilişkilerin geliştirilmesi için uluslararası alanda girişimde bulunan ve uyum yasalarını Meclis’ten geçiren Erdoğan, bu süreçte ‘Kürt sorunu’ olarak tanımlanan Kürtlerin gasp edilen haklarının iadesi meselesini gündemine almadı. Kürt sorunu konusunda ‘yokmuş’ gibi davrandı. Rusya’daki toplantısında Kürt sorunuyla ilgili bir soru üzerine ‘Düşünmezseniz yoktur’ diyebildi. Bu dönemde kendisine hedef seçtiği ordu ve yargı bürokrasisinin kendisine göre şekillendirilmesi çabası içerisindeydi. Fakat ordunun reflekslerinden de çekiniyordu.

5 NİSAN MUHTIRASI

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin dolmasının ardından başlayan 367 tartışması nedeniyle zor durumdaydı. Askerler ile çatışma noktasına geldi. Konunun yargıya taşınması, yargının reflekslerinin askerlerle aynı olmasıyla başlayan gerilimli süreçte, Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı ve askerlerin verdiği ‘5 Nisan muhtırası’ nedeniyle ciddi sarsıntılar geçiren AKP hükümeti, erken seçim kararı kaldı. Erdoğan bu süreçte Cumhurbaşkanı olarak köşke çıkması durumunda ülkeyi istediği gibi yönetemeyeceği için seçimden sonra Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı adayı olarak gösterdi. Gül köşk çıkarken Erdoğan, asker-yargı bürokrasisinde dizayn sürecini başlattı.

‘5 Nisan Muhtırası’nı veren dönemin Türk Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ile Dolmabahçe’de gerçekleşen görüşme yeni dönemin de sırrıydı. Erdoğan bu görüşme ‘benimle mezara kadar gidecek’ açıklaması yaptı. Anayasa Mahkemesi’nin AKP’yi kapatma davası sürecinde zor günler geçiren Erdoğan, yargı üzerine kurduğu baskıyla bu süreci aştı.

FETHULLAH GÜLEN İLE KOL KOLA

AKP iktidarı, bu etabı geçmek için iktidarını Fethullah Gülen Grubu ile paylaştı. 17-25 Aralık operasyonları sırasında Erdoğan’ın ‘Ne istediniz de vermedik’ sözleri bunun teyidiydi. Bu dönemde başlayan davalar ve bütün organlarına yapılan müdahalelerle devletin iktidar perspektifi doğrultusunda güncellenmesi amaçlandı. Tasfiye, kadrolaşma, halkla ilişkiler üzerine bina edilen iktidar kesintisizliği, Erdoğan-Gülen ortaklığının iktidar harisliği yeni bir çatışmayı, önce 7 Şubat MİT hamlesi, sonra 17-25 Aralık yolsuzluk silahı, ardından da kanlı bir iç çatışmayı getirdi. Detaylarına birazdan bakacağız.

KÜRT SORUNUNDAKİ GİDİŞAT

Erdoğan iktidarının ilk üç yılında Kürt sorununu görmezden gelip AB sürecine yoğunlaşırken yeniden başlayan çatışmalı süreçten rahatsız olan bir grup aydın bir deklarasyon yayınladı. Bu deklarasyonu yayınlayan aydınların Erdoğan ile görüşmesi sağlandı. Aslında ordu ile ilişkileri gerilen, yargıda istediği denetimi sağlayamayan Erdoğan kısmi de olsa bu süreçte Kürtleri yok sayarak çatışmaya girmeme sürecini başlattı.

Erdoğan’ın aydınlarla yaptığı görüşmeden sonra Ağustos ayında Amed’de gerçekleştirdiği ziyarette ‘Kürt sorunu benim de sorunumdur’ dedi.

Bu açıklamayla aydınlar, liberaller ve bazı Kürt çevrelerinin sempatisini kazanan Erdoğan, aslında Kürt sorununu bir kenara bırakarak devlet içi hesaplaşmada bazı çevreleri yanına çekmeyi hedefliyordu. Bu süreçte AB uyum, Kürt sorunundaki bu yaklaşım liberaller ve aydınların Erdoğan’a tam destek verdiği bir dönemi de beraberinde getirdi. Mevcut ordu bürokrasisinin geriletilmesiyle demokrasinin geleceğini savunan liberaller Erdoğan’ın yanında yeraldı. Temmuz 2007 seçimleri sonrasında yeniden iktidar olan Erdoğan, liberallerle kurduğu ittifakı daha da pekiştirmişti. Bu ittifak 2011 yılına kadar devam etti. 2010 yılında yapılan Anayasa referandumunda “Ne Evet ne de hayır” diyen BDP, o dönem liberaller tarafından ciddi olarak eleştirildi.

Temmuz 2007 seçimlerine giderken, Kürt seçmeninin bir kısmında Meclis’e girecek olan DTP ile Erdoğan, Kürt sorununu çözecektir, algısı oluşturuldu. Bu nedenlede Erdoğan Amed’de tarihinin en yüksek oyu olan yüde 41 oy oranına ulaştı.

KÜRT SORUNUNDA YENİDEN ÇARK

Seçimden sonra iktidarını Fethullahçılar ile pekiştiren Erdoğan, Kürt sorununda yeniden çark etti. Aslında Erdoğan 28 Mart 2006’da Amed serhildanında gerçek yüzünü “Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacaktır” açıklamasıyla yapmıştı. Fakat seçim sürecine gidilirken PKK’nin tek taraflı olarak ilan ettiği ateşkes seçim sonrasında halkta yeniden umutları yeşertmişti.

Temmuz 2007 seçimlerinden sonra Gül, Çankaya Köşkü’ne çıkarken, Erdoğan’ın artık eli daha da rahatlamıştı. Çünkü Gül, ‘noter’ görevi görecekti, kendisi de geçmişten bugüne hedeflediği tek adam diktatörlüğünün önündeki engelleri tek tek kaldıracaktı. Bunun için de yeni ittifak arayışında kendisine Fethullahçıları hükümet ortağı olarak seçmişti.

Seçim sonrasında liberaller, Erdoğan’ın Kürt sorununa yaklaşımı konusunda hayal kırıklığı yaşasa da desteklerini sürdürdü. Bu dönem çatışma ve ölüm haberleri yeniden yoğunlaşırken, AKP iktidarı sınır ötesi operasyonlara ağırlık vermeye başladı. Diğer tarafta Federe Kürdistan Yönetimi ile ilişkileri geliştiren Erdoğan, PKK’yi ve Kuzey Kürtlerini kıskaca almayı hedefledi.

O dönem DTP ile AKP arasında yapılan çeşitli görüşmeler, girişimlere rağmen Erdoğan, Kürt sorununun demokratik çözümü için olumlu adımlar atmazken süreci daha da sertleştirdi.

Güney ve Kuzey’de askeri operasyonlara hız veren Erdoğan, Kürt sorununu yeniden güvenlikçi politikalarla çözümsüzlüğe terk etti. Bu dönem, iktidar ortağı olan Fethullahçılar da boş durmadı. Tıpkı Ergenekon ve Balyoz davaları gibi siyasi soykırım operasyonlarının alt yapısını hazırladılar.

AB rüzgarı ve ekonomideki kısmı iyileştirmeler, bazı reform paketleriyle Kürtlerin oylarına talip olan Erdoğan, 30 Mart 2009 seçimlerinde istediğini alamadı. 2007 seçimleri sonrasında Kürt sorunundaki uzlaşmaz tutumu, 2009 yerel seçimlerinin ardından siyasi soykırım operasyonlarına dönüştü.

SİYASİ SOYKIRIM OPERASYONLARI

14 Nisan’da startı verilen siyasi soykırım operasyonları 24 Aralık 2009′     a kadar kesintisiz olarak sürdü. Bu dönemde 5 bini aşkın Kürt siyasetçi, belediye başkanı gözaltına alındı. Bunların bir kısmı tutuklandı. DTP, Aralık 2009 tarihinde kapatılarak bazı DTP yöneticilerine 5 yıllık siyaset yasağı getirildi.

Erdoğan ve ortağı, Kürtlere yönelik siyasal soykırım operasyonları uygularken, Oslo’da başlayan görüşme sürecine katkı amacıyla PKK tarafından bir Barış Grubu, Ekim 2009’da Habur’dan giriş yaptı. Bunun yarattığı olumlu hava kısa sürdü, MHP ve CHP’nin agresif refleksine AKP de ortak olup geri adım attı. 2010’da bir bekleme süreci yaşandı. AKP, 2011’de Kürtlere yönelik baskıyı bir nebze daha da artırdı. Amed’den başlatılan siyasi soykırım operasyonları kent kent yayılmaya başlandı. Barış Grubu temsilcilerinin bir kısmı tutuklandı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın avukatları, Kürt gazeteciler, siyasetçiler hepsi rehin alındı. Bu tempo, 2012’ye kadar devam etti. 2012’de PKK’nin Şemdinli’de başlattığı askeri hamleyle çatışmalar daha da yoğunlaştı. AKP ve ordu zor durumda kaldı. 2012’nin sonunda Öcalan ile İmralı’da yapılan görüşme yeni bir ‘diyalog süreci’ni de başlattı.

GÖRÜŞMEYİ TETİKLEYEN İÇ ETKEN

Fethullahçıların önlenemez yükselişi, gücü, örgütlülüğü ve etrafındaki çemberi daraltması da Erdoğan’ın Kürtlerin kontrpiyede kalmasını sağlama gayretini tetikledi. MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın Şubat 2012’de savcılığa çağrılması, arkasından yeni adımların geleceğinin habercisiydi. Erdoğan buraya yönelecekken Kürt savaşını dondurmak istiyordu.

İmralı’da tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile yapılan görüşmeler, Kürtler ve Türkiye için yeni bir umut kapısı açtı. Abdullah Öcalan’ın kaleme aldığı Barış Deklarasyonu’nu 21 Mart’ta Amed’deki Newroz Meydanı’nda 1.5 milyon kişi ayakta alkışlarken, tüm televizyon kanalları canlı olarak veriyordu. Erdoğan için ise başka anlamlar taşıdığı 17/25 Aralık ve 15 Temmuz sürecinde açığa çıktı.

KÜRT MESELESİNDE ROJAVA DENKLEMİ

Şemdinli’de 2012’de yoğunlaşan çatışmalar, cezaevlerinde başlayan açlık grevleri sonrasında Abdullah Öcalan’ın açlık grevlerine müdahalesiyle yeni bir görüşme süreci başlamıştı ama bu süreç, Suriye iç savaşının ve buradaki Kürt devriminin gölgesinde sürdü.

Hükümetin Suriye’deki Kürtleri ÖSO içerisinde eritme planının başarıya ulaşmaması, Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın Suriye’de destek verdiği grupların hezimetleri, DAİŞ’in Kobanê işgal girişiminin kırılması, ABD’nin mecburen Kürtlerle işbirliğine girmesiyle Suriye’deki dengelerin değişmesi AKP iktidarını sabırsızlandırdı.

2014’teki Kobanê işgal girişimiyle birlikte hükümet ile Kürtler arasında ilişkiler iyice gerildi, geriledi. Dönemin Başbakanı Erdoğan Islahiye’de “Kobani düştü düşecek” açıklaması yaparak ellerini ovuştururken, 6-8 Ekim’de başlayan ve tüm dünyayı sarsan Kobanê eylemleri, hükümetin beklentilerini boşa çıkardı. Dönemin PYD Eşbaşkanı Salih Muslim ile Ankara’da yapılan görüşmede söz verilmesine rağmen kapıların açılmaması Kürtlerde ciddi tepkiye neden oldu. ABD öncülüğündeki Uluslararası Koalisyon’un Kobanê direnişçilerine silah mühimmat ve hava desteği sunmasının ardından başlayan yeni süreç, DAİŞ’in sonunu getirdi, Kürtlerin öncülüğündeki QSD, Dêrazor tarafından Irak sınırına dayanacak noktaya geldi. AKP, Kürt kantonlarının birleşmesini önlemek için Rusya ve İsrail’den özür diledi. İran ve Rusya işbirliğiyle Suriye’de bazı bölgelere ÖSO ile birlikte operasyon yaptı. İdlib’e de yerleşerek Efrîn’i işgal planını canlı tutuyor.

SETA VE SRİ LANKA MODELİ

2013-2014 döneminde süren görüşmeler ise müzakereye dönüşemedi. Dolmabahçe’de açıklanan mutabakat metni reddedildi, HDP’nin Türkiye demokratik güçleriyle yaptığı işbirliği karşılığını buldu ve AKP, 7 Haziran seçimlerinde ciddi hezimet yaşadı. Hükümet yeniden savaşa başladı.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen çok sayıda araştırma merkezi bulunuyor. Bunlardan biri olan SETA’da Sri Lanka modeli 2005’te yoğun olarak tartışıldı. Kürt sorununda SETA’cılar iki gruba ayrıldı. Gülenciler ile birlikte bir grup Sri Lanka modelini ısrarla savundu. Bunların bir çoğu bugün danışman, milletvekili ve TV programcısı, köşe yazarı ve çeşitli kurumlarda stratejist olarak çalışmaya devam ediyor.

Dönemin başbakanına sık sık hazırlanan raporlar sunuldu. Sri Lanka modelini savunanların raporları, devlet içinde örgütlenmiş Fettullahçıların pratik sahadaki uygulamalarıyla 2009’da başlayan KCK operasyonları, 2012’ye kadar kesintisiz sürdü. Bir yandan görüşmeler/müzakereler yürütülürken, diğer yandan Kürt siyasetçilere yönelik siyasi operasyonlar sürdürüldü. Tüm operasyonlara rağmen 2011’de bağımsız adaylarla girdikleri seçim sonucunda Meclis’te daha güçlü bir grup kurdular. Yine 30 Mart 2014 seçimlerinde 3 büyükşehir belediyesi ile 7 il belediye başkanlığı olmak üzere toplam 104 belediyede iktidara gelerek yerel yönetimlerde daha da güçlendi.

ERDOĞAN BARZANİ’Yİ DE KULLANDI

Erdoğan, 2010’dan Güney Kürdistan Yönetimi ile AKP’ye yakın şirketler aracılığıyla bir yandan ticari ilişkiler geliştirirken, Kuzey Kürtlerine karşı Barzani ile siyasal ilişkiler de geliştirdi. Barzani, 2014 yerel seçimleri öncesinde Amed’e gelerek AKP mitingi ve açılışlarına katıldı. Fakat Güney Kürdistan’daki referandum gündeme geldiğinde Erdoğan, Barzani’ye hakaretler yağdırıp Tahran ve Bağdat hükümetleriyle bir anda ateşkes ilan ederek ortak politikalar belirlemeye başladı.

DOLMABAHÇE’DE BİTTİ

PKK ile Türkiye arasında 2013’ün ilk günü başlayan görüşmeler, Mart 2015’te Dolmabahçe’de açıklanan deklarasyon sonrası askıya alındı. Ocak 2013’den Mart 2015’e kadar İmralı heyeti üzerinden Kandil ile görüşmeler devam ederken, PKK gerillalarının bir kısmı çekilmeye başladı. Fakat hükümet, PKK’nin görüşmelerde ilk şartı olan hasta tutsakların serbest bırakılmasına bile yanaşmadı. 7 Haziran seçimlerinde halkın sandığa yansıyan iradesini kabul etmeyen Erdoğan, hükümet kurulmasına açıktan karşı çıkarak erken seçim kararı aldırdı. 1 Kasım seçimlerine giderken DAİŞ’in Suruç saldırısında 34 Sosyalist Gençlik Federasyonu üyesi şehit düştü. Çözüm sürecini isteyen sendikalar, odalar ve siyasal partilerin 10 Ekim’de Ankara’da yaptığı mitingde canlı bombalarla yapılan saldırıda 109 kişi daha şehit düştü. Erdoğan, Türkiye’yi ekonomik ve siyasi istikrarla tehdit ederek 1 Kasım seçimlerinde AKP’nin yeniden tek başına iktidar olmasını sağladı.

ÇÖKTÜRME PLANI DEVREYE KONULDU

7 Haziran seçimlerinin hemen ardından, aslında 2014’te hazırlanıp MGK’de kabul edildiği anlaşılan ‘Çöktürme Planı’ devreye konuldu. 24 Temmuz’da Medya Savunma Alanları’na çok kapsamlı bir hava saldırısıyla savaş başlatıldı. Plan, sadece gerillaya karşı imha operasyonlarını değil, kentlerin yeniden işgal edilmesinden siyasal alanının tasfiyesine, 30 yıllık legal kazanımların yok edilmesinden kitlesel kıyımlara kadar geniş bir skalayı öngörüyordu.

ÖZ YÖNETİM DİRENİŞLERİ

Bunu fark eden Kürdistan Özgürlük Hareketi, meşru savunmaya geçti, saldırının şiddetini ve kapsamını kırmak için tedbirler aldı. Buna siyasi reddiye de eşlik edince Varto ve Silvan’da başlayan Nusaybin, Cizre, Sur, İdil, Şırnak, Gever’e sıçrayan öz yönetim direnişlerine topyekun saldırı yapıldı. Ordu, polis ve Suriye’den devşirdiği çeteler dahil tüm savaş gücünü, konvansiyonel silahlarla Kürtlerin üzerine salan AKP yönetimindeki Türk devleti, tam bir vahşet gösterisi yaptı. Kentler yakılıp yıkıldı, toplu infazlar yapıldı. Kürtlere karşı Rojava ve Güney’e de taşınan savaşı sürdüren devlet, kendi içindeki çatışmayı 15 Temmuz 2016’da alenileştirdi.

15 TEMMUZ ERDOĞAN’IN CAN SİMİDİ

Uluslararası desteği de olan Fethullahçıların yönetimi tamamen devralma girişimi, Erdoğan için kendi tabiriyle ‘Allah’ın lütfu’ oldu. Fethullahçıların mağduru Ergenekoncular ile zaten bir süredir ittifak halinde olan MHP’nin de desteğiyle 12 saatte Fethullahçıların aktif askeri unsurları etkisiz kılındı (Küçük bölümü öldürüldü, geri kalanı derdest edildi, çok azı da kaçabildi) Fethullah Gülenciler hayatın tüm alanlarından tasfiye edildi, bütün varlıklarına el konuldu. Bunu sağlayan ittifakın (Erdoğan liderliğindeki AKP-MHP-Ergenekon etiketi altındaki diğer faşist nüveler) temel motivasyonu, ortaklık harcı ise Kürt düşmanlığı olunca Kürtlerin üzerine daha da şiddetle gidildi. Kürtlerle birlikte demokratik muhalefet de nasibini aldı. Dış ilişkilerde buna uygun yeni adımlar atıldı.

TEK ADAM YÖNETİMİNE

Yeni ortaklarıyla birlikte Türk tipi başkanlık sistemini halka dayatarak zorla rıza devşiren Erdoğan, tek devletinin ırkçı-dinci karakterini güncellerken ‘reis’ olmasını da pekiştiriyor. OHAL’in kaldırılmaması, diplomatik alanda Türkiye’nin yalnızlaşması, AB ile ipleri koparmaya yönelik girişimleri, Avrasyacılık atraksiyonları, ABD’ye kendince hırlaşmaları şeklinde devam eden bütün çabaları, Kürtlere karşı savaşın iç ve dış gerekleridir.

HDP’YE SOYKIRIM OPERASYONU

Dolmabahçe Mutabakatı sonrasında Öcalan’a tecrit uygulamaya başlayan AKP iktidarı, 7 Haziran seçimleri sonrasında hükümet ile Öcalan arasında devam eden görüşmelere son verdi. AKP-CHP ve MHP tarafından Mayıs ayında kabul edilenve Anayasa’ya aykırı olan Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla HDP’ye yönelik operasyonunun da önü açıldı. Bu dönemde hükümet tarafından açıktan dillendirilen belediyelere el koyma, kayyum atama operasyonlarının da yapılacağı netleşti. Hazırlanan yasal düzenleme Meclis’e de getirildi.

GASP VE REHİN ALMA

OHAL KHK’larıyla kayyum atanmasının önü açıldı. Eylül’de 26 belediye başkanı açığa alınıp yerlerine kayyum atandı. Ardından Ekim sonunda Van ve Amed belediyelerine, ardından Mardin ve diğer belediyelere operasyon çekilerek 100’ün üzerinde belediye eşbaşkanı tutuklandı. Amed Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Gülan Kışanak, Van Büyükşehir Belediye Başkanı Bekir Kaya, Siirt Belediye Başkanı Tuncer Bakırhan’ın da aralarında olduğu 71 belediye eşbaşkanı tutuklu bulunuyor.

4 Kasım akşamı HDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın da aralarında bulunduğu HDP milletvekilleri gözaltına alınarak apar topar mahkemeye çıkarılıp tutuklandı. Eşbaşkenlar ile milletvekilleri İdris Baluken, Selma Irmak, Ferhat Encu, Abdullah Zeydan, Gülser Yıldırım, Çağlar Demirel, Burcu Özkan Çelik ile eski milletvekilleri Halil Aksoy, Aysel Tuğluk ve Sabahat Tuncel de tutuklu.

Bu süreçte Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, Van Milletvekili Tuğba Hezer, Amed Milletvekili Nursel Aydoğan, Siirt Milletvekili Besime Konca ile cezaevinde bulunan eski HDP Eşbaşkanı ve Van Milletvekili Figen Yüksekdağ’ın da milletvekillikleri düşürüldü.

ÖCALAN’A YENİDEN TECRİT

AKP, diyalog masasını devirince Öcalan’a tecrit de başladı. 15 Temmuz sonrasında Öcalan’ın İmralı’daki durumunun belirsizliğini koruması nedeniyle Amed’de başlayan açlık grevi sonrasında hükümet, kardeşi Mehmet Öcalan ile görüşmesine izin verdi. Bu görüşmeden sonra yeniden Öcalan’a tecrit uygulanırken, Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesi ise 2011’den beri yapılmıyor. OHAL ile birlikte tecrit OHAL yasasına dayandırılarak uygulanıyor.

İNSAN HAKLARI KARNESİ

Şimdi de AKP’nin 15 yıllık insan hakları karnesine bakalım. Uluslararası sermaye ile entegrasyon ve AB çıpasının gereği kısmi kozmetik iyileştirmelerinin kısa kesiti dışında tüm normları çiğneyerek yol alan AKP iktidarı, hiçbir Türk iktidarına sahip olmayan kirli bir ve kabarık bir sicile sahip. Bu parantez halen açık ve obez haliyle sürüyor.

GAZETECİLER HAPİSTE

AKP iktidarı hiç bir dönemde gazetecilerin cezaevinde olduğunu kabul etmedi.2002-2015 arasında 184 gazeteci tutuklandı. Dünya Basın Özgürlüğü endeksinde Türkiye 180 ülke arasında 151. sırada yer alırken, Gazetecileri Koruma Komitesi raporunda en çok gazeteci hapse atan ülkeler sıralamasından birinci sırayı kaptı. 15 Temmuz sonrasında gazetecilere yönelen baskılar nedeniyle yeniden başlayan gözaltı ve tutuklama operasyonları nedeniyle 170 civarında gazeteci hala tutulu olarak bulunuyor

AKP iktidarında 112 bin 24 internet sitesi kapatıldı. İnternet Özgürlüğü Endeksi’nde Türkiye ”Özgür olmayan ülke” seviyesine indirildi.

20 Temmuz’da ilan edilen OHAL ile gazeteler, televizyonlar kapatıldı. Kürtlere ait tüm gazete, radyo, televizyon, haber ajansları ve internet sitelerin kapatıldı, varlıklarına el konuldu.

Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütü 2017 yılı raporunda ifade özgürlüğü açısından Türkiye’yi 180 ülke arasında 155’inci sıraya koydu.

Medyanın sermaye yapısına müdahale edildi, iktidarının tamamen güdümünde yayın grupları şişirilirken geleneksel Türk medyası da yeni döneme göre terbiye edildi.

SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI

9 il ve 35 ilçede sokağa çıkma yasağı uygulandı. Sokağa çıkma yasaklarında 78 çocuk, 69 kadın, 60 yaş üzerindeki 30 kişiyle birlikte toplam 338 sivil Kürt katledildi. Yasaklar sadece kentlerde değil, köyler, dağlar, yaylalar ve diğer kırsal alanları da kapsadı.

BARIŞ İSTEMEK SUÇ OLDU

”Bu suça ortak olmayacağız” bildirisine imza atan akademisyenler işten atıldı. 40 akademisyen gözaltına alındı, 4 akademisyen ise tutuklandı. Küresel Barış Endeksi’nde Türkiye 163 ülke arasında 45. sırada, Dünya Demokrasi Endeksi’nde Türkiye 2015’te 167 ülke arasında 97. sırada yer aldı.

KADIN CİNAYETLERİ YÜZDE BİN 400 ARTTI

Devlet güçleri 2002-2015 arasında 4 bin 185 toplantı ve gösteriye saldırdı. Aynı tarihlerde 13 bin 928 kadın cinayeti işlendi. Kadına şiddet son 7 yılda yüzde bin 400 arttı. Türkiye’de kadınlara yönelik cinsel taciz son 14 yılda yüzde 449 arttı.

ÇOCUĞA YÖNELİK SUÇLARDA ARTIŞ

Türkiye, OECD ülkeleri içinde çocukların fırsat eşitliğinde 35 ülke arasında 34. oldu. Ceza mahkemelerinde çocuklara karşı işlenen suçlar kapsamında açılan dava sayısı 2010’da 16 bin 135 iken 2015’te bu sayı yüzde 5 artışla 16 bin 957’ye ulaştı. Çocuklara yönelik cinsel istismar 14 yılda yüzde 434 arttı. Ensar Vakfı Yurdu’nda 45 öğrenciye tecavüz edilmesine ilişkin dönemin Aile Bakanı Sema Ramazanoğlu, ”Bir kereden bir şey olmaz” dedi.

OHAL 12 EYLÜL’Ü ARATMADI

Yalnızca 161 günde 30 bin 470 öğretmen, 3 bin 957 akademisyen, 3 bin 456 hakim ve savcı ihraç edildi. 119 gazeteci tutuklandı. Rakamlar 12 Eylül darbe dönemindeki atılmaları katladı. 15 Temmuz’dan beri 115 bin kamu emekçisi ihraç edildi. 500 bini aşkın kişiye yurtdışı yasağı konuldu.

FAİLİ MEÇHULLER, YARGISIZ İNFAZLAR

432 kişi, 2010-2015 arasında faili meçhul cinayete kurban gitti. Faili meçhul bırakılan siyasi cinayetlerin araştırılması için verilen 21 Meclis Araştırma Önergesi AKP oylarıyla reddedildi.

2010-2015 arasında bin 299 kişi yargısız infaz edildi. Türkiye, 2016’da Dünya Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde 113 ülke arasında 99, iktidar üstünde en az denetimin olduğu ülkeler kategorisinde 6. sırada yer aldı.

Baran Tursun Vakfı’na göre; Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’ndaki (PVSK) değişiklik sonrasında 2007-2015 yılları arasında 183 kişi polisin kurşunu, göz bombası, gözaltında şiddetine maruz kaldıkları gerekçesiyle yaşamını yitirdi.

CHP tarafından 2016’da hazırlanan rapora göre; 432 kişi, 2010-2015 yılları arasında faili meçhul cinayete kurban gitti. Yine 2010-2015 arasında bin 299 kişi yargısız infaz edildi.

Ceyan Önkol, Uğur Kaymaz, Enes Ata, Nihat Kazanhan, Aynur Kudin, Baran Tursun, Şervan Encü, Uğur Kurt, Abdullah Cömert, Uğur Kaymaz, Medeni Yıldırım, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Mehmet Ayvalıtaş, Ethem Sarısülük, Ahmet Atakan, Şerzan Kurt, Metin Lokumcu ve daha onlarcası ölümüne sebep olan polisler ve kamu görevlileri AKP tarafından korundu, kollandı.

CEZAEVLERİ DOLDU, YENİLERİ YOLDA

AKP iktidara geldiğinde 59 bin 429 olan tutuklu ve hükümlü sayısı 2016’da 197 bin 297’ye ulaştı. 2017’de bu sayı 230 bini aştı. Bunun yanı sıra 400 bini aşkın kişi de adli kontrol altında bulunuyor. 15 yılda nüfus yüzde 13.8 artarken, tutuklu ve hükümlü sayısındaki artış yüzde 232 oldu. AKP hükümeti iki yılda 175 yeni cezaevini açmayı hedefliyor. 15 Temmuz sonrası gözaltına alınanlar ve hakkında soruşturma açılanların sayısı 1 milyonu aştı.

AMED’DE KATLİAM PROVASI

Amed’in Kulp İlçesi ile Muş sınırında 24 Mart 2016’da 14 gerilla kimyasal silahla katledildi. 6’sının cenazesi Amed’deki Medine Caddesi’nde bulunan Şefik Efendi Camisi önünde düzenlenen tören sonrasında Yeniköy Mezarlığına götürülürken 10 Nisan Polis Karakolu önüne yığınak yapan polis ve özel kuvvetlerin gaz bombalı saldırısına uğradı. Halkın karşı koymasıyla başlayan gösteriler tüm Kürdistan’a yayıldı. Cenaze töreni esnasında F16’ların alçak uçuş yapması ve polis şiddetine karşı kente yayılan protesto gösterileri ve kepenk kapatma eylemlerine hükümetin tepkisi sert oldu. Dönemin Başbakanı Erdoğan “Kadın da olsa, çocuk da olsa gereği yapılacaktır” açıklaması sonrasında polis zaman zaman silah da kullandı.

İHD kayıtlarına göre ilk gün 29 kişi yaralanırken, 100’ü aşkın kişi de gözaltına alındı. Ertesi gün kenttin birçok noktasında polis ekipleri yığınaklar yaptı, birçok cadde ve sokak ablukaya alındı. Bu gösterilerde 23 yaşındaki Tarık Atakaya, evin damında bulunurken vurulan 9 yaşındaki Abdullah Duran ve Mehmet Işıkçı yaşamını yitirdi, yaralı sayısı ise 106 olarak kayıtlara geçti. Üçüncü günü olan 30 Mart 2006’da Abdullah Duran, Tarık Atakaya ve Mehmet Işıkçı’nın cenaze töreni için Şefik Efendi Camisi önünde binlerce kişi toplandı. Mezarlığa yaklaşıldığı sırada saldırı başladı. Çatışmalar tüm kente yayılırken Batman, Cizre, Şırnak, Van gibi bir çok kentte protesto gösteriler başladı. Polisin stoklarında bulunan gaz bombaları ve mühimmat tükendiği için dönemin içişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve bakanlar özel bir uçakla Amed’e gelirken, polise de mühimmat ve faz fişekler taşıdı.

31 Mart günü şehrin birçok noktasına polis, asker ve özel harekat timleri konumlandırıldı, birçok yerde askerler yürüyüş yaptı. Kentin üzerinde F-16 uçakları ve askeri helikopter uçuş yaptı. Olaylar esnasında veya yaralı halde kaldırıldıkları hastanelerde yaşamını yitiren Enes Ata, İsmail Erkek, Halit Söğüt, Mehmet Akbulut ve Emrah Fidan’ın cenazeleri “Cenaze töreni yasağı” nedeniyle sessizce toprağa verdi.

Amed’de 300’ün üzerinde gözaltı yaşanırken, gözaltına alınanlardan 47’si tutuklandı. 28 Mart Serhildanı’nda Amed’de 5’i çocuk 10, Mardin’de 2 ve Batman’da 1 kişi katledildi. 360 kişi yaralandı ve 543 kişi gözaltına alındı, bunlardan 365’i tutuklandı.

ROBOSKÎ KATLİAMI

Şırnak’ın Uludere ilçesinin Roboskî köyünde F-16 savaş uçaklarının 28 Aralık 2011’de yaptığı bombardıman sonucunda 34 Kürt yaşamını yitirdi. Bir kişi yaralı olarak kurtuldu. Bombalanan köylüler arasında 14-15 yaşında çocuklar da bulunmaktaydı. İlk yapılan açıklamalarda, PKK’lilerin bombalandığı açıklanırken, olayın açığa çıkması ile birlikte Türk makamları, “Irak’tan Türkiye’ye mazot ve sigara getirmek için PKK’nın kullandığı yol üzerinden geçen Kürt kökenli vatandaşların oluşturduğu köylüler kafilesi” demeye başladı.

AKP hükümeti ne etkin soruşturma yaptı ne de yetkililerin yargılanması için yargılama izni verdi. Aileler üzerine baskı kuran AKP hükümeti, ailelere tazminat vererek katliamını üzerini örtmek istedi. Roboskîli aileler ise bunu kabul etmedi.

GEZİ DİRENİŞİNE SALDIRI

AKP hükümetinin talimatıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından Topçu Kışlası’nın Yayalaştırma Projesi kapsamında yeniden inşaa etmesini engellemek amacıyla başlayan demokratik gösterilere hükümet tahammül edemedi. Gezi Parkı’nda nöbet tutan göstericilere saldırılıp çadırları yakıldı. 27 Mayıs 2013’te iş makinelerinin parka girmesinin ardından bu haberin kısa sürede sosyal medya aracılığıyla yayılması sonucunda bazı aktivistlerin parka gidip çalışmaları durdurmaya çalışmasına polis orantısız saldırdı. Bunun üzerine direniş büyüdü, diğer kentlere de yayıldı.

1 Haziran’da polisin çekildiği Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nda kamp kuruldu. Kampta nöbet eylemi başlatıldı. 15 Haziran akşamındaki saldırıyla kamp dağıtıldı. Türkiye’nin çeşitli illerinde yürüyüşler ve forumlar düzenlenmeye başlandı. Sadece İstanbul’da 15 günde 150 bin adet gaz bombası atıldı, 3 bin ton su sıkıldığı, OC Gas, CS Gas ve CR Gas olmak üzere 3 çeşit gaz sıkıldığı, göz gibi hassas organlarda kalıcı hasarlar verebilen FN-303 adlı silahtan göstericileri boyamak için ‘bizmut’ içeren kapsüller atıldığı basına yansıdı.

Gezi Direnişi’nde katledilenler: Mehmet Ayvalıtaş, Abdullah Cömert, Etem Sarısülük, Mustafa Sarı, Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan ve Medeni Yıldırım.

KOBANÊ SERHİLDANINA KATLİAMLA YANIT

Kürt kantonlarından Kobanê, Türkiye’nin de verdiği destekle DAİŞ tarafından kuşatıldı. Kent merkezine kadar ulaşan DAİŞ’in sınır kapısı ve son mahallelere yönelmesi ve Türkiye’nin aktif desteğinin, Erdoğan’ın ağzından ‘Kobani düştü, düşecek’ diye müjdelenmesi edeniyle Kürtler ayağa kalktı. 6-8 Ekim tarihleri arasında Avrupa’da havaalanları işgalleri, BM işgali, radyo televizyon işgalleri gerçekleştirilirken, tek bir kişinin burnu kanamadı. AKP hükümeti, polisi ve ordusuyla Kürtlerin demokratik tepkisini bastırmaya çalıştı. Tüm Kürdistan ve Türkiye kentlerinde 6-8 Ekim’de yapılan protesto gösterileri Uluslararası Koalisyon güçler üzerinde etkisini gösterirken, yapılan gösterilerde 46 kişi katledildi, 682 kişi yaralandı, 323 kişi tutuklandı.

HDP MİTİNGİNE DAİŞ’Lİ SALINDI

7 Haziran seçimleri nedeniyle Amed’de HDP tarafından İstasyon Meydanı’nda düzenlenen seçim mitingine DAİŞ elemanı ya da elemanları tarafından bombalı saldırı gerçekleştirildi. Alanda bulunan 150 bini aşkın insan, polis noktalarında aramadan geçirilerek İstasyon Meydanı’na alınırken, bombaların nasıl sokulduğu konusunda ise AKP iktidarı bugüne kadar ciddi bir açıklama yapamadı. Bombalı saldırıda Ramazan Yıldız, Necati Kulur, Şehmuz Kaçan, Civan Arslan ve Ali Türkmen yaşamını yitirirken, 400’ü aşkın kişi ise yaralandı. Yakalanan DAİŞ’li Ondan Gönder’in bir gün önce kaldığı otelde asker kaçağı olduğu gerekçesiyle hakkında işlem yapıldığı açığa çıktı. Devletin kontrolünde olduğu devşirilerek iki çalıştırıldığı ailesinin anlatımlarıyla da netleşti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Orhan Gönder ve Suruç’ta 34 kişinin yaşamını yitirdiği intihar saldırısını gerçekleştiren Abdurahman Alagöz’ün MİT’in kontrolünde Suriye’ye gidip geldiğini açıkladı.

SURUÇ KATLİAMI

Kobanê’deki çocuklara yardım götürmek ve onlarla dayanışma içerisinde bulunmak amacıyla Türkiye’nin değişik kentlerinden gelen, ESP’nin gençlik kolu Sosyalist Gençik Federasyonu üyelerine yönelik olarak Suruç’ta 20 Temmuz 2015’te gerçekleştirilen bombalı saldırıda 34 kişi yaşamını yitirdi. Canlı bombanın ise Adıyamanlı Şeyh Abdurahman Alagöz olduğu açıklandı.

ANKARA GAR KATLİAMI

1 Kasım 2015 seçimlerine gidilirken, KESK, DİSK, TTB, TMMOB, HDP ve pek çok sivil toplum örgütünün katılımıyla 10 Ekim’de Ankara’da düzenlenmek istenen bArış mitinginde yürüyüş başlamadan yürüyüş alanına kortej hâlinde ilerleyen grupların bulunduğu Tren Garı kavşağında, 3 saniye arayla 2 patlama gerçekleşti. Patlamanın ardından ambulanslardan önce polis meydana ulaştı. Meydandaki herkesi alandan çıkartmaya başlayınca yaralılara yardım etmek isteyen göstericiler, engellendikleri için polisi protesto etti. Bunun üzerine polis gruba tazyikli su ve biber gazıyla saldırdı. Katliamda 109 kişi yaşamını yitirdi, yüzlerce kişi yaralandı ve sakat kaldı.

Ankara’da yapılan tüm mitinglerde polis araması yapılarak herkes miting alanına alınırken, o gün iki canlı bomba ellerini kollarını sallayarak alana girmişti. Bombalı saldırıyı gerçekleştirenlerden biri Suruç saldırısını gerçekleştiren Alagöz’ün ağabeyi Yunus Emre Alagöz’dü.

KÜRT DÜĞÜNÜNDE KATLİAM

Antep’in Şahinbey ilçesinde 20 Ağustos 2016’da bir sokakta yapılan Kürt düğününe DAİŞ tarafından bombalı saldırı gerçekleştirildi. Saldırıda 59 kişi yaşamını yitirirken, 90 kişi de yaralandı.

ÖZ YÖNETİM DİRENİŞLERİ VE AKP

Varto ve Silvan’da başlayan Nusaybin, Cizre, Sur, İdil, Şırnak, Gever’e sıçrayan öz yönetim direnişlerine topyekun saldırı yapıldı. Ordu, polis ve Suriye’den devşirdiği çeteler dahil tüm savaş gücünü, konvansiyonel silahlarla Kürtlerin üzerine salan AKP yönetimindeki Türk devleti, tam bir vahşet gösterisi yaptı. Kentler yakılıp yıkıldı, toplu infazlar yapıldı.

16 Ağustos 2015 -16 Ağustos 2016 arasında geçen bir yıllık süreçte Amed (61 kez), Mardin (18 kez), Şırnak (13 kez), Hakkari (11 kez) , Muş (2 kez), Batman (2 kez), Bingöl (2 kez), Elazığ (1 kez) ve Dersim (1 kez) olmam üzere toplam 9 il ve en az 35 ilçede, resmi olarak tespit edilebilen en az 111 süresiz ve gün boyu sokağa çıkma yasağı uygulandı.

Bu yasaklar nedeniyle 2014 nüfus sayımına göre ilgili ilçelerde yaşadığı bilinen en az 1 milyon 671 bin kişinin en temel yaşam ve sağlık hakları ihlâl edildi. İHD ve BM tarafından hazırlanan raporlara göre kentlerinden ve köylerinde göçertilenlerin sayısı 355 bin ile 500 bin kişi arasında.

Kısıtlı bilgilere rağmen THİV Dokümantasyon Merkezi tarafından hazırlanan rapora göre, en az 321 sivilin 16 Ağustos 2015 ile 16 Ağustos 2016 tarihleri arasında sadece resmi sokağa çıkma yasağı ilan edilmiş zaman dilimleri içerisinde, bu kapsamdaki bölgelerde katledildikleri tespit edilebildi. Bu kişilerden 79’u çocuk, 71’i kadın ve 30’u 60 yaşın üzerindeydi. Yine bu kişilerden en az 73’ünün sağlığa erişim hakkından yoksun bırakılmaları sonucu yaşamlarını yitirdikleri anlaşıldı. En az 202 sivilin ise ev sınırları/kapalı alanlar içerisinde yaşamlarını yitirdikleri tespit edildi.

ŞIRNAK

Şırnak kent merkezinde 14 Mart 2016’da başlayan sokağa çıkma yasağı 14 Kasım 2016’da sona ererken toplam 8 ay devam etti. Şırnak’ta yaşamını yitirenlerin sayısı kayıtlara 5 olarak geçti. Şırnak kent merkezi, sokağa çıkma yasağıyla birlikte riskli alan ilan edildi. Kentsel dönüşüm ve kamulaştırma adı altında kentin 7 mahallesinde ağır yıkım gerçekleştirildi; 7 mahalle adeta silindi. Diğer mahallelerde de yıkım devam ediyor.

SİLOPİ

İHD Dokümantasyon Merkezi, Şırnak İli Silopi İlçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı (14 Aralık 2015 – 19 Ocak 2016 tarihleri arasında) sırasında 29 sivilin yaşamını yitirdiğini 17 sivilin yaralandığını tespit etti.

CİZRE

THİV ve İHD raporlarına göre; Cizre ilçesinde 14 Aralık 2015 – 2 Mart 2016 arasındaki sürede uygulanan sokağa çıkma yasağında sürdürülen askeri operasyonlarda toplu olarak yaşamını yitiren kişilerin birçoğunun cenazesi çeşitli il ve ilçelerdeki morglarda kimlik tespiti için götürüldü. Cenazelerden 78’i Habur, 13’ü Şırnak, 28’i Urfa, 20’si Antep, 17’si Mardin, 16’sı Cizre ve 6’sı Malatya’da olmak üzere toplam 178’i Adli Tıp morglarına kaldırıldı.

Mazlum-Der tarafından hazırlanan rapora göre ise Cudi Mahallesi’ndeki üç bodrumdan, 187 cenaze çıkarıldı. Cizre’de sokağa çıkma yasağı sürecinde katledilenlerin sayısının 266’ya kadar yükseldiği raporlara yansıdı.

İDİL

Şırnak’ın İdil ilçesinde ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında, yaşları 13 ile 57 arasında değişen 26 kişi katledildi.

SUR

Amed’in Sur ilçesinde 6 -7 Eylül 1 gün, 13-14 Eylül 1 gün, 10 -12 Ekim 2 gün, 28 – 30 Kasım 2 gün, 2 Aralık – 10 Aralık 8 gün, 11 Aralık’tan bugüne 6 mahallede başlayan sokağa çıkma yasağı, operasyonlar Mart ayı sonunda tamamlandığı açıklanmasına karşın devam ediyor. 67 kişi katledildi. Devlet, bu bölgeleri yıkarak TOKİ üzerinden yeni yapılar yapmaya başlarken, sokağa çıkma yasağının olmadığı Alipaşa ve Lalebey mahallelerinde de yıkım yapıldı.

Sur’da devletin açıklamalarına göre, aralarında 2 yüzbaşı ve teğmenin de bulunduğu 53 asker ile 17 polis ve 1 korucu olmak üzere toplam 71 Türk savaş elemanı öldürüldü, 523’ü yaralandı.

GEVER

Hakkari’nin Gever ilçesinde 13 Mart 2016 – 30 Mayıs 2016 arasında ilan edilen sokağa çıkma yasaklarında yaşamlarını yitirenler Erzurum Adli Tıp Kurumu’na götürüldü. Cenaze sayısı, insan hakları örgütleri raporlarına 78 olarak geçti. Bunlardan 50’si Erzurum’da kimsesizler mezarlığına defnedildi.

NUSAYBİN

Mardin’in Nusaybin ilçesinde 5 defa sokağa çıkma yasağı ilan edildi. İHD ve THİV tarafından hazırlanan gözlem raporuna göre, bunlardan en uzunu 14 gün sürdü ve 18 sivil (2’si kadın, 1’i çocuk) katledildi. 14-24 Aralık arasındaki “geçici” olarak kaldırılarak 10 gün süren ilanda ise en az 4 sivil (1’i 60 yaş üstü) katledildi. Ayrıca, 1 kadın da yasak veya operasyonun o tarih itibariyle uygulanmadığı Gırnavas Mahallesi’nde katledildi.

ANF

Related Articles