Tarihin trendi; Savaş – Ömer Çiftçi

Başımızı arkaya dönüp geçmişe baktığımızda sayısız savaşların yapıldığını görürüz. Savaşın gerçekliği, acımasızlığı birçok milletin kapısını çalmıştır.

Tarihin her döneminde farklılaşmakla birlikte genel olarak, din, mezhep, vatan, millet, toprak gibi toplumda oluşturulmuş değerler, savaşı meşrulaştırmanın aracı olarak kullanılır ve bu değerler uğruna savaşmak, ölmek, öldürmek kutsanır.

Bu yüzden dünyanın hakimiyetini sağlayan güçlü devletler işgal ettiği coğrafyayın değerli madenlerini, enerji kaynaklarını ellerinde tutmak için halkları birbirine boğazlatmaktan asla geri kalmamışlardır.

Bunun yanısıra tarihe ansızın diktatörler ortaya çıkar, ihtiraslarının peşinde koşmak için savaş çığlıkları atarlar. Milyonlarca insanın kaderine mani olmayı hiç aldırmadan insanların canına kıyarlar.

Tarihin bize bıraktığı “zulmün timsalleri” Napolyonlar, Adolf Hitlerler, Francolar, Stalinler, Saddam Hüseyinler, G. Bush’lar…

I ve II. Dünya Savaş’ları milyonlarca insanın canına mal oldu. Bu utanclığa rağmen Asya’da, Afrika’da coğrafyanın kaynaklarını sömürmek için Fransızlar, İngilizler ve birçok azılı devletler orada halkı boyun eğdirmeye zorladı, boyun eğmeyen de kırımdan geçti. Daha sonra 1945’ten itibaren yerküreye ağırlığını koyan ABD dünyanın her köşesine uzanabildiği kadar savaşların motor gücü oldu ve hala da devam ediyor.

Dünya her yönüyle  ileri doğru gelişirken savaşlar her dönemde farklı coğrafyalarda varlığını sürdürmektedir.

Bugün savaşların önemli bir bölümü ucuz enerji kaynaklarına ulaşmak amacıyla gerçekleşir. Ortadoğu’da yıllardır süren ve milyonlarca insanın ölümüne, yerinden yurdundan edilmesine neden olan savaşlar bunun en yakın, en çarpıcı örneğidir.

Bazı sermaye sahiplerinin çıkarı ya da hegemonya heveslisi liderlerin iktidar hırsı için gerçekleşen savaşların bedelini ödeyen her zaman yoksul insanlar oldu.

Adolf Hitler’in kendini beğenmişliği ve aç gözlülüğü milyonlarca insanın trajik ve acı dolu yıllar geçirmesine neden oldu.

Savaşlar liderler, generaller için onur, insanlar için ölüm demektir.

Maalesef insanlar, geçmişte yaşanan acıların ölümlerin ve katliamların tekrarlanmamasını umut ederek yaşadığımız günümüz, ne yazık yaşananlarla yarışır halde.

Toplumun  hafızası ne yazık ki hepsini sünger gibi emerken adeta boş ve anlamsız bir bellek ile yarının distopyasını inşa eder halde bir toplumsal travmaya tanıklık ediyoruz.

Savaşı kim ister? sorusunu sorduğunda kimse üstüne almaz bu soruyu…  Ama çok güzel cevaplar duyarız: Savaş acı getirir, ölüm getirir, gözyaşı getirir, açlığı, yokluğu getirir.

Bu cevapları gerçek kabul etmemiz büyük yanılgıya düşmemiz demektir. Çünkü bu güzellemeler lugatlarında kesinlikle yoktur. Aksine farklı düşünceleri, kültürleri ve sınıfları silah zoruyla baskı ve şiddet yoluyla tahakkümü altına almak, kendilerini zorla kabul ettirmeye çalışanlardır.

Savaş bu dünyada eksik olmayacak bir umuttur.

Kendileri gibi düşünmeyen, yaşamayan herkesi hasımı, düşmanı belleyerek, onları yok etme ve onları yenme üzerine kurgulayarak hareket ederler.

Savaş ayrılıktır, elemdir, tecavüzdür, ölümdür, yıkımdır, kangölüdür, iyiliği yok etmedir, barışı yok etmedir.

ABD’nin Vietnam’ına, Afginstan’ına Irak’ına; Fransızların Cezayir’ine, Afrika’sına; İngilizlerin Hindistan’ına bakıp sadist, ruh hastası savaş yanlılarına karşı derin uykudan kalkıp empati yapmanın zamanıdır.

Bizler başkasının yaşam alanına müdahale etmediği sürece insanları dil, din, ırk, kültür, sosyal statü, yaşam biçimine ve özgeçmişine bakmaksızın insan olmaktan kaynaklı, insanların özgürce aidiyetlerini yaşadıkları bir dünyada barış içinde yaşamak istiyoruz.

Related Articles