Tan: Kürtçe’de geriye gidişin dip noktasındayız, yeni bir çıkış şart

Kürt dili ve kültürü üzerinde artan baskıların 2017’de tavan yaptığını dile getiren KHK’yle kapatılan İstanbul Kürt Enstitüsü’nün Başkanı Sami Tan, “Geriye gidişin dip noktasındayız. 2018’de yeni bir çıkış yapmak gerekiyor” dedi.

Demokratik Bölgeler Partisi’nin (DBP) belediyelerine atanan kayyumların, ilk iş olarak Kürtçe kreşleri kapatması, Kürt kültürünü yansıtan heykel, anıt ve büstleri yıkması, Şırnak başta olmak üzere birçok il ve ilçedeki okullarda Kürtçenin kullanılmasının yasaklanması, Diyarbakır’ın Bismil ilçesinde bir öğretmenin MHP işaret ve sembolleriyle Kürt çocuklarına uyguladığı psikolojik şiddet, Siirt’in Kurtalan ilçesine bir öğretmenin ilkokul çocuğunun anlına ay yıldız çizerek eline zorla bayrak tutuşturması, Van’da Kürtçe şarkı söyledikleri için gözaltına alınan çocuklar gibi Kürt dili ve kültürünü baskılayan sayısızca gelişmenin yaşandığı 2017’yi Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılan İstanbul Kürt Enstitüsü Eşbaşkanı ve dilbilimci Sami Tan değerlendirdi.
‘İLK ÖNCE MÜSLÜMAN OLMAYANLARDAN BAŞLANDI’ 
Tekçi ulus devlet anlayışının halklar ve kültürler üzerindeki tarihsel gelişimine dikkat çeken Tan, “İlk önce Müslüman olmayan halklar Türkiye’den çıkarıldı. Bir kısmı katledilmiş bir kısmı ise gönderilmiştir. Örneğin Rumları Yunanistan’daki Türklerle değiştirildi. Kürtler Müslüman olduğu için asimilasyona tabi tutuldular. Tabii yaşanan katliamlar var… Bunun için ret, inkar ve asimilasyon politikalarını yürütmüşler. Şark Islahat Planı’na baktığımızda yer isimlerinin değiştirilmesi gibi, bunu net bir şekilde görüyoruz” dedi.
‘ASİMİLASYON ZAMANLA DOĞALLAŞTI’ 
Zora dayalı asimilasyon politikasının bugün de devam edildiğine vurgu yapan Tan, “Zorla yürütülen asimilasyon politikaları bir süre sonra doğal olmaya başladı. Asimilasyon oto asimilasyona dönüşmüştür. İdeolojik yönüyle de Kürtçenin değersiz bir dil olduğu inancı yaratmış. Kürtçe bilmeyen ve fakirlerin dili olarak göstermeye başlamış. Okur ve bilgili olmak istiyorsan o zaman Türkçe konuşmak ve yaşamak zorundasın. Toplum da çocuklarını hem tehlikeden korumak için hem de işini yapabilmesi için Kürtçe bilmemesine rağmen çocuğuyla Türkçe konuşuyor. Artık yavaş yavaş evin içinde Türkçe hüküm sürmeye başladı. Ya da anne babalar kendi aralarında Kürtçe konuşuyor ama çocukları ile Türkçe konuşuyor” diye belirtti.
ASİMİLASYONA KARŞI DİRENİLDİ 
Asimilasyon politikalarına karşı Kürt dilinde ısrarın da olduğunu dile getiren Tan, 1960’lı yıllarda doğu mitinglerinde Kürtçe talebine yönelik pankartların görüldüğünü, yine televizyonun köylere girmediği yıllara kadar Kürtçenin yaygın konuşulduğunu ifade etti. İlerleyen süreçlerde ailelerin kendi arasında Kürtçe, çocuklarıyla Türkçe konuşmaya başladığını hatırlatan Tan, yeni jenerasyonun ise tersi bir durum gözlemlediğini söyledi. Tan, şimdiki neslin bir kısmı kendi çocuklarıyla Kürtçe, diğerleriyle Türkçe konuştuğunu belirterek, “Kürtlük için bedel ödemiş ve direnmiş ama bilinçaltında çocuklarımı tehlikeden koruyayım anlayışı var” dedi.
‘CUMHURİYETİN İLK YILARINDAKİ ZİHNİYETLE AYNI’ 
Son bir yıldır özelikle okullarda Kürtçenin yasaklanması, Kürt dil ve kültürü üzerindeki baskı politikalarını devletin geçmişteki zihniyeti ile açıklayan Tan, şöyle devam etti: “Cumhuriyetin başlarındaki zihniyet aynı şekilde devam ediyor. Kürtlerin, ellerinde olan hakları OHAL ile bir bir ellerinden alındı. Kürt, okulları, kurumları, belediyeleri, Belediye bünyesindeki konservatuvarlar hepsi Kürtlerin kazanımlarıydı. AKP bütün bunlara el koydu. Kürt halkını yerle bir etmek istedi. Diyebiliriz ki Kürdistan yeniden işgal edildi. Kürtçe üzerindeki baskılar bu anlama geliyor. Cumhuriyetin kuruluşunda, 60’lı ve 90’lı yıllarda yürütülen politikaları bugün tekrar yürütmek istiyorlar.”
KÜRT DİLİNDE KÜRTLÜĞE HAKKARET 
Her türlü asimilasyon politikasına rağmen Kürtlerin talepleri gerilemediğini gören devletin adını TRT Kurdî’ye çevirdiği TRT6 ile Kürtlere karşı ideolojik asimilasyon başlatıldığını ifade eden Tan, devamla şunları söyledi: “TRT Kurdî kurulduğunda amacı dil asimilasyonu değil, siyasi asimilasyondu. İdeolojik hüküm, Türkçeyle Kürt toplumuna ulaşmıyordu. Bu ideolojinin dağıtması gerekirdi. Bunun ismi de TRT Kurdî oldu. Kürt diliyle Türk milliyetçiliğini dağıtıyor. Türkçü bir İslamiyet dağıtıyor. Kürtlüğe ve Kürtçeye hiçbir şekilde hizmet etmiyor.”
‘KİTAP FUARLARINDA KÜRT YAYINEVLERİ AZALDI’ 
2017’yi Kürt dili açısından zorlu bir yıl olarak tanımlayan Tan, “Kürt kurumların çoğu kapatıldı. Kürtçe ile ilgili çalışmalar bu anlamda sınırlandı. Belediyelere el konulması süreci ile birlikte ortadaki Kürt kazanımlarının kurumlaşması ortadan kaldırıldı. Bu anlamıyla toplumda bir korku iklimi yaratıldığı bir yıl oldu. İnsanlar Kürtçe okumak, yazmak, kendini ifade etmek noktasında bile ciddi kaygılı davranmaya başladılar. Kitap fuarına baktığımızda Kürt yayınevlerinin azaldığını gördük. Hala insanlar Kürtçe konuştukları için linç ediliyorlar. Bundan daha büyük bir barbarlık olamaz” ifadelerinde bulundu.
‘GERİYE GİDİŞİN DİP NOKTASINDAYIZ’
2018’in Kürtçe için yeni bir başlangıç olmasını dileyen Tan, “Dernekleşme olur, platform olur, inisiyatif olur, bir araya gelerek dil ve kültürün koruması gerekiyor. Kürt kurumlarını zorlamak gerekiyor. Kürt yayınevlerinin kendi arasındaki birliğini güçlendirmek gerekiyor. Kürt siyasi hareketin buna öncülük etmesi gerekiyor. Böyle olursa 2018 yılı bir başlangıç olabilir. Geriye gidişin de bir sınırı var. Bence artık o geriye gidişin dip noktasındayız. Yeni bir çıkış yapmak gerekiyor diye düşünüyorum” çağrısında bulundu.
MA / Sadiye Eser

Related Articles