Suriye’de kazananlar kaybedenler belli oluyor

Raqqa’daki ilerlemeye paralel olarak, ABD’liler Kürtlerle ilişkilerini daha görünür kılıyorlar. Ziyaretler, açıklamalar, üsler, askeri yardımlar, ortak operasyonlar tartışılmaktan çıkıyor. Artık normal karşılanıyor kabul görüyor.

Kürtlerin konumlarını sarsmaya yönelik Afrin saldırısı ciddi bir tehlikeydi. Halen de risk var. Ama büyük ölçüde boşa çıkarıldı. Çünkü oyunu Rusya oynuyordu. Asıl sıkıntı buradaydı. Rusya TC’yi Rojava yönetimine tehdit olarak gösterip birkaç hamle yapmak istiyordu. Kürtleri etkisiz kılmayı ve rejime itaat etmeyi hedeflemekte ve Kürt iradesini ipotek altına almak bunlardan biriydi. Yine Rakka’da etki sahibi olmak, burada da rejiminin önünü açmak için hesaplar yapıyordu. Hakeza Qamışlo’ya Rejimin bulunuduğu alanlardan başlayarak bazı bölgelerde güç bulundurmak, yerleşmek, üs kurmak niyetindeydi. TC’de bu hesapları kendi çıkarına bir fırsata dönüştürmeyi hedefledi. Tel Rıfat’ı düşürüp İdlib’e bir hat açabilirse tüm Afrini düşürebileceği gibi, Suriye’de yeniden yükselen bir güce dönüşecek, Kürtleri tamamen yenilgiye uğratacaktı. Hızla bölgeye güç yığdı, Afrine saldırıya geçti. Ancak kapalı kapılar ardında Rojava yönetimi Rusya’nın tüm şantajlarını red ettiği gibi, sahada da Tel Rıfat, Azez hattında TC güçleri ve çetelerine büyük darbeler vurdu. Kamuoyunda pek üzerinde durulmasa da Kilis’teki askeri cephanenin patlatılması savaşın aksine Amanoslara, Türkiye içlerine taşıyacağını, Azez, Cerablus dahil birçok bölgenin TC’nin elinden çıkabileceğini gösterdi. Bu da onlar açısından Risk idi.

Ayrıca Rusya baktı ki, eğer ileri gider ve Afrin’de şartları zorlarsa Kürtleri hepten kaybedeceği gibi ABD’nin Afrin’e girmesinin önünü de alamaz. Çünkü Kürtler ABD ile anlaşırsa ansızın ABD helikoptarleri, askeri personeli Afrin’e indirme yapabilir, üsler açabilir ve Rusya burada etkisini tamamen kaybedebilir. Daha da ötesi Kürtlere karşı tarih boyu pek de iyi bir karnesi olmayan Rusya bu kez Kürtleri tamamen kaybedebilirdi. Yani kozları o kadar da güçlü değildi ve şantajı sökmezdi.

Suud-Katar çelişkisinin Suriye’deki yansımaları da başka bir cephede şekillenmeye yol açıyor. Öyle görülüyor ki iki güç anlaşacak, ama bunun karşılığında bazı örgütler, siyasi faaliyetler değişecek. Özellikle Katar’ın desteklediği içinde TC’nin de olduğu güçlerin tasfiyesine başlandı. Idlib’de Ahrarü Şam bunun ilk ürünü, muhtemelen yakın zamanda Cerabuls Azaz bölgesinde de çatışmalar yaşanacak. Burada da TC ve Suud/CİA destekli güçler arasında çatışmaların çıkması şaşırtıcı olmayacak.

ABD’nin ÖSO bağlamında yer alan örgütlere silah yardımını kesmesi, onları tamamen terk etmesi, TC gibi sorunlu bir devletin keyfi hesaplarına bırakması anlamına gelmez. Aksine onları Suud-Mısır eksenli yeni oluşan konsepte havale ediyor. Nihayetinde Mısır’ın Suriye’de bazı örgütler arasında arabuluculuk dahil çeşitli görüşmelerde bulunarak sahaya indiğini görmekteyiz.

Resmi bir açıklama, deklarasyon olmamakla birlikte sahadaki hareketler ABD ile Rusya’nın bir konseptte buluştuklarını gösteriyor. Muhtemelen Fırat’ın Doğusu, Deyrül-Zor’un bir kısmı Ürdün sınırı ABD ile ilişkili güçlerin hakimiyetinde olacak. Böylece İran’ın Suriye yönlü hareketliliği de kısman kontrol altına alınabilecek. ABD İran’ı sınırlandırmak için bunu zaten istiyor. Kanaatimce Rusya’da buna razı görülüyor. Çünkü müttefiki olan İran’ın karadaki gücü ve bunun yaratacağı etki, rakip olma durumu ABD gerekçesiyle zayıflayacak ve İran, Rusya’ya bağımlı olmaya devam edecek. Aynısı Esad için de geçerli olacak. İran, Hizbullah yardımının sınırlı olduğu şartlarda tamamen Rusya’nın denetiminde olacak. Onsuz nefes alamayacaktır. Bu şartlarda tahtını korumasına da müsade edilecektir. ABD’nin de buna pek itirazı olmaz. En azından hesaplanan bu.

Şii İran’ın, Hizbullahın dengelenmesi, Esad’ın denetim altında tutulması için Sünni hattın toparlanması, güçlendirilmesi gerekir. Daha önce ABD, Katar, Suud, Türkiye bunu ÖSO, Nusra, DAİŞ ve farklı örgütler üzerinden birlikte organize ediyorlardı. Ama Kobane direnişiyle birlikte bunlardan bazıları parçalandı. Bazıları yenilgi sürecine girdi, yeni yapılanmaları, düzenlenmeleri zorlaştı. Bundan dolayı Türkiye ve Katar üzerinden bazıları tasfiye ediliyor. Özellikle Astana sürecine katılan ve buradan tüm güçleri Kürtlerin yenilgisi için kullanan Türkiye ile buna destek veren İran’ın farklı hesaplarına yol verilmemesi için hatlar yeniden düzenleniyor. Mesela TC’nin salt kantonların birleşmemesi, Kürtlerin güç kaybetmesi için Halep’i satması Sunni cehpe için yenilir yutulur bir durum değildir. Birçok örgüt ve devlet bunu İhanet olarak değerlendirmektedir. Bunun hesabı nihayetinde şimdi soruluyor. İdlib’de Nusranın-Tahriru Şam’ın Türkiye destekli Ahrarü Şam’a saldırması ilk adımdır. Azez-Cerablusta da bunun yansımaları olacaktır. Böylece İran, Hizbullah, Esad’ı dengeleyecek, Ayrıca ABD’nin de etki alanını genişletecek yeni bir Sunni siyasi güç oluşturuluyor. Bu gücün öncülüğünü de Suud ve Mısır yapacak. Böylece Suudlarda İran’a karşı kendilerince sahada önemli bir pozisyon kazanmış oluyorlar. Böylesi bir denklemin Irak’ta da deneneceğini, Musul sonrası yapılanmanın buna bağlı olarak şekillenceğini bilmek gerek.

Sonuçta ABD Kürtler ve Sunniler üzerinden Suriye’de önemli bir bölgede politik ve Askeri olarak yer alacak. Rusya Esad üzerinden kalıcılığını tescilleyecek. İran, Türkiye sınırlanacak, Suud’da denklemde bir etki sahibi olacak. Kürtlerin siyasal bir statüye kavuşması da kaçınılmazdır.

Ama eğer saha Ortadoğu ise bunun burada da kalmayacağını kestirmek mümkün. Yerel güçler, bölgesel devletler ve global aktörler yeni hesaplarla yeni hamleler yapacaklardır. Her bir hamlenin de tüm denklemin yeniden yazılmasını gerektirdiği durumlar çok oluyor.

Related Articles