Suriye savaşının kaybedenleri yeni hamleler peşinde

Bundan kastım özellikle yeni ABD yönetimi tarafından ortaya atılan, neleri kapsadığını tam olarak bilmediğimiz “güvenli /tampon bölge” diye, ilk önce Trump’ın ağzından zikredilmiş, sonra danışmanlara seslenilerek “bana bu konuda üç ay içinde bir proje hazırlayın” laubaliliğindeki “öneri”.

Tabii kaybedenlerden Katar ve Suudi Arabistan adeta havada kaptılar içeriğine bir türlü vakıf olamadığımız bu meşum güvenli bölgeyi. Coğrafyamızda dökülen kanda önemli bir payları olan bu ülkeler “masraf neyse karşılarız” rezilliğiyle Trump’a destek olurken, Arabistan yönetimi araya Yemen’de “güvenli bölgeler”i de sıkıştırmayı ihmal etmedi.(1) Tabii Trump ile Kral Selman, ‘İran’la nükleer anlaşmanın dikkatli şekilde takibinin önemine ve İran’ın bölgedeki istikrarsızlaştırıcı eylemlerine” de göz atmayı unutmamışlar.

“Güvenli bölge” karmaşasına asıl sahip çıkan ise gönlünden geçeni söyleyen İsrail oldu.(2) Debka’da bir harita da yayınlayarak Suriye’yi adeta dört güç arasında taksim etmiş görünüyorlar. Türkiye-Rusya-ABD ve DAİŞ. Esad Rusya’nın kanatları altında batıya hapsedilmişken, Afrin ve Halep’in kuzeyi TC’ye bırakılmış. Tabii İran’a zırnık yok, Hizbullah da apar topar ülkeyi terk ediyor.

Türkiye’deki neoliberal diktatörlüğün başına çöreklenmiş olan şahıs ve avanelerinin, Rusya’nın anayasa önerisinde olduğu gibi “güvenli bölge” konusunda da gıkı çıkmadı. Yandaş medyadan telaşlananlar oldu. “Bize danışılmadı, ya güvenli bölge Kürtlere şemsiye olursa?” falan diye ağlaştılar. Belki bu yüzden Sünnilerin halifesi olmaya soyunan şahıs Trump’ın Müslümanlara dönük salvolarına da pek bir sessiz.

Son olarak Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov olası bir güvenli bölgeyi BM ve Esad yönetimi ile iş birliği içinde yapıldığı takdirde destekleyeceklerini söyledi. Esad yönetimi de prensipte egemenlik ihlali olarak gördüğü bu olasılığa dönük, birlikte karar verme şartı getirdi.

Güvenli bölge meselesi özetle Suriye’nin kaybedenlerinin kendilerine yeni inisiyatif alanları yaratmak için değerlendirmeye çalışacakları bir politika. Buna karşılık Rusya ve Suriye’nin de süreci kendi zeminlerine çekerek yönlendirme derdinde olduğu gözüküyor. Doğal olarak asıl sorun “güvenli bölge” diye sunulan proje gerçekleştiği takdirde Ortadoğu’da yoğunlaşmakta olan postmodern karakterdeki yeniden paylaşım savaşının yeni boyutlar kazanarak büyüyeceği gerçeğidir. “Irak petrolüne el koysaydık, DAİŞ olmazdı” derin küstahlığına batmış, işkenceyi savunan, dinsel ve etnik ayrımcılığı bayrak edinmiş bir şahsın dünya tasavvuruyla, insani demokratik kıpırdanmaların bir eş güdüm kuracağını sanırım kimse bekleyemez.

İran hedefte

Savaş tamtamların bir hayli yükseldiği Çin’i şimdilik bir yana bırakırsak, Trump’ın öncelikli hedefinin İran olduğu söylenebilir. Güvenli bölge konusunda eğer Rusya ile ABD arasında bir pazarlık varsa, öncelikle Esad yönetimi ve İran-Hizbullah’ın bu işten zararlı çıkacağı görünüyor. Ayrıca Suudi Arabistan ve İsrail’in öncelikleri arasında yer alan, İran’ın etkisizleştirilmesi, bir anlamda parçalanması yeniden ısıtılıyor olabilir. Azerbaycan-İsrail arasında geçtiğimiz aylarda imzalanan 4.8 milyar dolarlık silah anlaşması sonrası, Azeri meclisinde İran’ın beşe bölünmesi, “büyük Azerbaycan” tartışmalarının açılması bir tesadüf olarak değerlendirilemez. Ayrıca yakın zamanda İran parlamentosunda Türki Bölgeler Fraksiyonu diye en az 60 üyeli bir grubun kurulduğu haberi basına yansıdı. Bu kişiler ne yapar ne eder biraz zaman gösterecek. Ama Suudi Arabistan-İsrail-Türkiye’yi arkasına alan İngiltere ve ABD’nin 1979’a kadar Şah rejimlerinin zulmüyle iş birliği içinde, iliğine kadar sömürdükleri, hak hukuk tanımadıkları ülkenin bir anda Fars ve Şii olmayan etnik ve dinsel toplulukların varlıklarını ve haklarını hatırlarlarsa şaşırmayın.(3)

İran’ınsa bu meseleye ne tür bir çare bulacağı şimdilik meçhul. Ama ilk elden ona destek olabilecek güçler arasında nüfuzunu artırdığı Irak, askeri olarak yaslandığı Rusya, ticari-siyasi ilişkilerini geliştirdiği Ermenistan ve etki alanında olan Bahreyn muhalefeti var.

(1) Yemen’de kime karşı güvenli bölge oluşturulacak, gerçekten merak ettim. Bombardımanlarıyla 13 binden fazla sivilin ölümüne neden olan Suudi koalisyonunu korumak için Husilere karşı mı? Yoksa Yemenlilere dönük katliamları desteklenen, şimdilerde ayaklarına dolaşan El Kaide ve DAİŞ çetelerine karşı mı?

(2) Bu konudaki haber ve haritaya bu bağlantıdan ulaşılabilir http://deng24.com/blog/2017/01/29/israil-suriye-icin-gonlunden-geceni-acikladi/

(3) Örneğin bir yıl kadar ömrü olan Güney Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ne 1946’da İngilizlerin komutasındaki Şah güçlerince işgal edilerek son verilmiş. Yüzlerce TUDEH taraftarı öldürülmüştür.

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles