Sünni-istan yaratma senaryoları yeniden mi ısıtılıyor?

Suriye ve Irak’ta sürmekte olan savaşın yavaş yavaş yeni bir evresine geçiş yapıldığı görülüyor. El Bab ve çevresinin DAİŞ’ten temizlenmesi, Rakka, Deyr Zor çevresi ve Musul’da DAİŞ için giderek daralan çember, DAİŞ’in en azından kurumsal olarak ortadan kaldırılacağını gösteriyor. Bu çerçevede kurtarılan bölgelerde yaşayan “Sünni topluluklar ne olacak” sorusu gündeme geliyor.

Bunun yanıtını bölgedeki savaşın ateşleyicisi konumunda olan başta ABD ve Türkiye gibi güçler 2015’te Musul ve Rakka hattını içine alan bir Sünni-istan oluşturma tartışmasını ortaya atarak kendilerince vermişlerdi. Bugün gelinen durumda elbette dengeler değişti. Fakat gerek Musul’un statüsü (bununla bağlantılı Güney Kürdistan’ın pozisyonu), Rakka ve Suriye’nin doğusunun DAİŞ sonrası geleceği belirsiz. Buna TSK tarafından işgal edilen El Bab’ın kuzeyi de dahil edilebilir. Bu zeminde Sünni-istan tartışmaları yeniden gündeme gelir mi?

Bu durum özellikle bu savaşın kaybedeni (şimdilik kaybedeni) gözüken ABD-Suudi Arabistan-Katar ve İsrail ittifakı tarafından kazançlı çıkmanın bir yolu ve “fiili çözüm” olarak devreye sokulabilir. Nitekim Amberin Zaman’ın Diken’de “Rakka’yı bırak, Tahran’a bak” başlıklı yazısında aktardıkları da bu tarz bir yönelim olduğunu gösterir nitelikte. Zaman :“Pentagon ise Rakka’da istikrarlı bir düzen kurulana dek ABD’nin idari yapılanmaya el atmasından yana. Ulusal Güvenlik Konseyi’nde yer alan asker ve istihbarat kökenli albaylar Derek Harvey ve yardımcısı Joel Rayburn gibi şahinler ise ayrı bir havada. Güvenilir bir kaynağın ifadesiyle “Haritaya baktıklarında Irak ve Suriye arasındaki sınırları görmüyorlar. Irak’tan Suriye’nin kalbine uzanan Cezire dedikleri istikrara kavuşturulması gereken Sünni yoğunluklu bir alan görüyorlar…” diyor.

Kapsamlı siyasal bir önerisi olmayan Cenevre Müzakereleri’nin çözümsüzlük girdabında olması bu mantığı besler nitelikte. Rusya’nın yeni Suriye anayasa tasarısı ise tartışılmayarak fillen kenara itilmiş görünüyor.

Bu olan bitenin paralelinde ABD ve onun Ortadoğu’daki müttefiklerince İran’ın hedefe oturtulması Sünni-istan hayalini besler çerçevede. Tabii oyunun tek yönlü oynandığını düşünmek yanıltıcı olur. ABD Irak yönetimiyle de yakından ilgileniyor. Şii lider Mukteda es-Sadr yanlılarının Bağdat sokaklarını taşıran gösterilerine karşı Ayetullah Sistani’yi kendi yanına çekerek Haydar el İbadi’yi korumaya alma uğraşı dikkat çekici. Sistani’nin ABD ile birlikte hareket etmesi sürpriz olmaz . Çünkü daha önce Sistani’nin, Irak’ın işgali öncesi Amerika’dan 200 milyon dolar yardım aldığını itiraf etmesi basına yansımıştı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr’in Irak ziyareti de aynı hamlelerin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Cubeyr bu ziyaretinde epeydir donmuş olan ikili ilişkilerin yeniden harekete geçirilmesi isteğinin yanı sıra “bölge ve dünyayı tehdit eden terör ve ideolojisiyle ortak mücadele” vurgusu yaptığı basına yansıdı. Münih Güvenlik Konferansı’nda savrulan tehditler de düşüldüğünde “terör ve ideolojisi” nden kasıtın merkezine İran’ın oturtulduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.

Gerek ABD müesses nizamının asıl sahiplerinden ve Trump’ın rakibi sayılan Cumhuriyetçi Partili Senatör McCain’in gerekse de General Votel’in bölge ziyaretleri sadece Rakka harekatı çerçevesinde olmayıp belki de kendilerince bölgeye dönük daha kapsamlı bir “çözüm” içindi. Sünni-istan projesinden Suudi monarşisinin, Erdoğan rejiminin ve İsrail’in memnun olacağı aşikar. Ha deyince hayata geçirilemeyeceği ise daha görünür bir saha gerçeği. Buna Rusya’nın ne diyeceği, İran’la ilişkilerindeki ikircikli desteğin(örneğin S-400 satışları Çin’e satış için hazırlıklar başlamış ve Türkiye için en azından laf düzeyinde konuşulurken, İran’ın talepleri şimdilik geri çevrildi.) bu süreçte tam bir ittifaka dönüşüp dönüşmeyeceği belirsiz.

Daha önemlisi ise bölgede yeni bir çatışma kaynağı ve DAİŞ’in yeni versiyonu olması kaçınılmaz olan Sünni-istan’a Demokratik Suriye Güçler’inin ne diyeceği. Bu oluşumun Afrin’le bağlantıyı kesen TSK’nin işgal ettiği koridoru da kapsaması halinde bu gelişmenin hiç bitmeyecek savaşları tetiklemesi kaçınılmaz olasılıklar arasında.

Related Articles