Sınırdan Mallar Geçmiyorsa Askerler Geçer*

ABD Başkanı Roosvelt’in Dışişleri Bakanı Cordell Hull, İkinci Dünya Savaşı’nı körükleyen Almanya, İngiltere ve Japonya’nın faaliyetlerini eleştirirken  ‘sınırdan mallar geçmiyorsa, askerler geçer’ demişti. Yaklaşık seksen beş yıl önce yapılan bu tespit, bugün içinde yaşadığımız coğrafyada  fazlasıyla gerçekleşmiştir.

Türkiye ile Suriye sınırı 911 km ve  sınırda on üç tane sınır kapısı mevcut. Yıllardır bu sınır kapılarından hem Suriye ile hem de diğer Ortadoğu ülkeleriyle  ticaret yapılıyordu. 2010 yılında iki ülke arasındaki yıllık ticaret hacmi 2 milyar dolara, Türkiye’nin ihracatı ise 1.845 milyon dolara kadar yükselmişti. İki ülke arasında bir çok anlaşma imzalanmıştı. Hatta pasaportsuz giriş çıkışlar bile başlamıştı. 2007 yılında imzalanan serbest ticaret anlaşması, Suriye ile gerilen ilişkiler sonucunda Aralık 2011 yılında askıya alındı.**

Suriye iç savaşından önce iki ülke arasında giriş- çıkış yapan tırların sayısı, yapılan ticaretin milyar dolar cinsinden değeri hesaplanıyordu. Ancak Suriye’de 2011’de başlayan iç savaşa Türkiye’nin de müdahil olmasıyla tablo tersine dönmeye başladı.

Artık ticaretin yerini başka hesaplar almaya başladı. Ticaret ile ilgili rakamların yerini önce giriş- çıkış yapan cihatçı örgütlerin elemanlarının sayısı ve gelen göçmen sayısı almaya başladı. Daha sonra Suriye’ye gönderilen tırlar dolusu silahların sayısı hesaplanmaya başlandı. El Bab operasyonundan sonra da sınırı geçen askerlerin sayısı, tankların sayısı, bombardımana giden uçakların sayısı hesaplanmaya başlandı. Tabi ki daha sonra sınırın öte tarafında ölen insan sayısı ile gelen asker cenazelerinin sayısı hesaplanmaya başlandı. Hull, yaklaşık seksen beş yıl sonra haklı çıkmıştı. Sınırdan artık mallar geçmiyor askerler geçiyordu.

Artık Suriye ile Türkiye arasındaki hava alanlarında ve otellerde  girişimciler, işadamları, pazarlamacılar, tüccarlar görülmüyor. Bunların yerini gizli istihbarat örgütleri, casuslar, silah tüccarları, savaş muhabirleri almış durumda. Yeni ürünlerin yerini yeni üretilmiş silahlar aldı. İnsan tüccarları, göçmen kaçakçıları aldı.

Esnaf ve zanaatkarlarıyla ünlü Halep şehrinin yüzlerce yıllık birikimi ortadan kaldırıldı. Binlerce yıllık tapınaklar, tarihi mekanlar yerle bir edildi. Binlerce kişi denizlerde boğuldu. Milyonlarca insan başka ülkelere göç etti. Çocuklar yetim kaldı. Cesetleri kıyılara vurdu. Milyonlarca çocuk bir daha okul yüzü göremedi. Binlerce kadın köle gibi alınıp satıldı. Katledildi. Kısacası trajedinin hesabı, sayısı ve çeşidi artıkça arttı. Her savaş sonrası olduğu gibi hayat her noktasından vuruldu.

Savaşa karşı seslerini yükseltenler savaş kışkırtıcıları tarafından bilindik muameleyle ve baskıyla karşı karşıya kaldılar. Hain ilan edildiler, düşman bellendiler. Bugün Efrin’e yapılan askeri işgale karşı duran barış yanlıları, meslek grupları ve gazeteciler göz altına alınıyor. Tutuklanıyor. Türk Tabipler Birliği (TTB) başta olmak üzere savaş karşıtı sesler her tür baskı ve sindirmeyle karşı karşıya. Ne var ki barış talep edenler korku örtüsünü yırtıp atıyor…

Bir kez daha görülüyor ki, savaşlarda kazançlı çıkanlar sadece silah tüccarları, emperyalist devletler ve yerli diktatörler ve iş birlikçilerdir. Buna karşın kaybedenler ise neredeyse halkların tamamıdır. Doğadır. Geleceğimizdir.

Savaşlar ve müdahaleler durdurulmalı insanlar arasında ticaret, kültürel, sanatsal, teknoloji ve dostluk köprüleri kurulmalıdır. Aksi halde İslamcı-Türkçü savaş ittifakının Türkiye halklarına ve Suriye halklarına acı, kan ve göz yaşından başka verecekleri hiç bir şey olamaz.

 

 

 

*Oktar Türel, Küresel Tarihçe, Yordam Yayınları, S.144, 2017.

 

**www.ekonomi.gov.tr/portal/faces/home/disIliskiler/ulkeler/ulke-detay/Suriye

Related Articles