Sefarad Yahudileri ve Efrîn Kürtler-Ferda Çetin

Geçen hafta, dünyanın gözü kulağı Suriye’deydi.

Libya, Yemen, Irak ve Suriye’nin neden bu hale geldiğini anlayamayanlar, ABD ve Rusya’nın çatışacağı günü beklediler.

Efrîn’in işgali ile öfkeleri büyüyen ve hayal kırıklığı yaşayan bir kısım Kürt de heyecan içinde, ABD’nin önce Rusya’yı, ardından Türkiye’yi döverek Suriye’den çıkarılmasını…

Sorunu yaratanlardan sorunun çözümünü, adaletsizliğin kaynağı olanlardan adalet beklemek tüm zamanların en büyük yanılgısı.

Heyhat…

İspanya henüz İspanya olmadan önce başta Aragon ve Kastilya olmak üzere birçok eyaletten oluşuyordu. Kastilya Kraliçesi 1.İsabel ile Aragon Kralı 2.Ferdinand’ın 1480 yılında evlenmesiyle birlikte, eyaletler de birleşerek İspanya’yı oluşturdu.

İspanya’nın en eski toplumlarından olan Yahudiler ticaret, zanaat ve bilim alanında büyük bir gelişme içinde, özgür ve mutlu bir hayat sürüyordu. Bu müreffeh ve mutlu hayat, 31 Mart 1492 tarihinde, Kraliçesi İsabel ile Kral Ferdinand’ın imzaladıkları bir belge ile son buldu.

Hıristiyan kilisesinin teşviki ve desteği ile çıkarılan Elhamra Belgesi, ülkedeki bütün Yahudilerin 1 Ağustos 1492 tarihine kadar İspanya’yı terketmelerini emrediyordu.

Elhamra Belgesi’ni mantık, vicdan ve ahlak sınırları içinde bir yere oturtamayan, bu yanlışın kısa zamanda düzeltileceğini uman Yahudilerin bir çoğu, evlerine ve eşyalarına dokunmadan en kısa sürede dönmek üzere, kapılarının anahtarlarını ceplerine koyarak evlerini terkettiler.

Sayıları 300 bini bulan İspanya Yahudisinin anahtarları ceplerinde paslandı, bir daha asla evlerine dönemediler. Mülkleri ve evleri, Klise-Kraliçe İsabel-Kral Ferdinand’ın izniyle, saray çeteleri arasında pay edildi. İspanya’dan kovulan ve dünyanın değişik ülkelerine dağılan Yahudi göçmenler bu gün, “Sefarad Yahudileri” ismiyle anılıyor.

Efrîn işgalinden önce Erdoğan- Putin nasıl bir evlilik yaptılar? Bu evliliğin tanığı, Efrîn işgalinin destekçisi Trump, İsabel ve Ferdinand çiftine destek sunan kilise ile aynı rolü mü oynuyor?

Bütün ayrıntılarıyla bilmiyoruz.

Bildiğimiz, Efrînliler de tıpkı Sefarad Yahudileri gibi mutlu, özgür ve müreffeh bir yaşam sürdürürken evlerinden ve topraklarından edildiler. Onlar da yanlarına eşyalarını almadan, kapılarını kilitleyerek ve en kısa bir zaman içinde dönmek umuduyla evlerini terk ettiler.

ABD ve Rusya geçmişte, “terörist” ilan ettikleri örgütler ile Türk devletinin Efrîn’i işgal etmesine onay ve destek verdi. BM denilen teşkilat ve AB ise, uluslararası hukuka göre açık bir egemenlik ihlali olan bu işgali normalleştirme ve meşrulaştırma rolü üstlendi.

Bu gerçeği eğip bükmenin, başka gerekçeler uydurmanın kimseye bir yararı olmayacaktır.

O halde ABD, Rusya, İran, AB ve BM bu oldu bittiye neden ortaklık etmektedir?

Çünkü Kürtler, Rojava’da ve Kuzey Suriye’de bambaşka bir sistem inşa ediyorlar. Batı ittifakının, Ortadoğu ve dünyanın başka yerlerinde din, mezhep, etnisite çelişkilerine ve toprak paylaşımına dayanarak kurdukları sistemin alternatifini oluşturuyorlar.

ABD ve Rusya’nın uzun süredir “ortaklık” ettiği Kürtleri değil de, bir yıl öncesine kadar terörist ilan ettiği güçleri desteklemesi, bu stratejik sebeple ilgilidir.

Bir yanda Batı’nın dolarları, füzeleri, uçakları ve tankları; diğer yanda Doğu’nun kravatlı, cübbeli despotları; ve onların tahtına oturmak isteyen sarıklı, sakallı, eli palalı, aç gözlü ve acımasız katilleri…

Kürtler ve bölge halkları, iki ucu boklu bu değnek dengesine mecbur ve mahkûm edilmek isteniyor.

Böylesi zamanlarda öfkeye esir düşmemek kadar, pusuladan şaşmamak, doğru rotadan sapmamak önemli.

Nitekim Efrîn işgali karşısında bütün dünyada iki cephe oluştu: işgale karşı devletler düzeyinde ciddi bir rahatsızlık ve tepki oluşmazken, neredeyse bütün ülkelerde halklar Türk işgaline karşı çıktı. Dünya medyası mensubu oldukları devletin politikalarını değil; Kürtlerin meşru ve haklı mücadelesini destekledi.

Rojava ve Kuzey Suriye’deki halkların en büyük gücü; irade sahibi olmaları, düşünme ve bilinç gücünü kazanmalarıdır. Son on yılda oluşturdukları eşit, özgür, paylaşımcı sistem sadece Kürtler için değil; özgürlük arayışçısı tüm insanlar ve toplumlar için umut kaynağıdır.

Öyle olmasaydı eğer Arjantinli Alina Sanchez (Lêgerîn), İspanyol Samuel Prada(Baran Galicia), Anna Campbell (Helin) ve onlarca enternasyonalist savaşçı, dünyanın öteki ucundan ve “rahat” bir yaşamdan vazgeçerek Rojava’ya, Kobanê’ye ve Efrîn’e gelerek savaşmaz ve şehit düşmezlerdi.

Kürt halkı bugün askeri saldırılarla paralel, büyük bir ideolojik saldırı altındadır. Kürtlerin kendi özgüçlerine dayanarak kurmaya çalıştıkları politik-ahlaki toplum ve demokratik ulus paradigmasını anlamsızlaştırma ve değersizleştirme saldırıları artmaktadır.

Oysa Kürtler için en büyük tehlike, kendi özgüçlerine dayanarak kurmak istedikleri sistemden vazgeçerek paranın, silahın ve büyük güçlerin eklentisi haline gelmek; onların çizdiği haritalarda yer tutmak ve onların bahşettiği iktidarın ortağı olmaktır.

Kartografın ABD veya Rusya olması da bu tehlikeyi ortadan kaldırmaz.

1308
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles