Sağdaki parçalanmanın ufku – Ferda Koç

İyi Parti ve SP’nin AKP-MHP koalisyonu karşısındaki tedirgin edici gücü sadece siyasi gericiliğin kitlesel temeline nüfuz etme yeteneklerinin artmasından kaynaklanmıyor. Bu partiler aynı zamanda Türkiye’deki kontrgerilla sisteminin kolayca üstü çizilemeyecek parçalarını oluşturuyorlar

Şimdiye kadar hiç seçime girmemiş olan İyi Parti’nin MHP’den mi CHP’den mi daha fazla oy alacağı bilinmiyor. SP’nin oyları ise son seçimde yüzde 0,7’ye kadar düştü. Bunlara karşın bu iki partinin birlikte barajı geçecekleri, AKP ve MHP’nin son seçimde yüzde 60’ı bulan toplam oylarını da yüzde 40’lar civarına düşürecekleri havası yayılıyor.

Oluşturulan bu havanın sandıksal tablo bakımından gerçeği ne kadar yansıttığı belli değil. Ama AKP-MHP koalisyonunun, selefi AKP-Gülen koalisyonu kadar güçlü olmadığı da hissediliyor. AKP-Gülen koalisyonu kendi dışındaki sağı içerisine çekerek eritebiliyordu. Artık bu gücü yok. Koalisyonun ırkçı kanadının karşısındaki İyi Parti, İslamcı kanadının karşısındaki Saadet Partisi Anadolu gericiliğinin dinci ve ırkçı damarlarına yönelerek AKP ve MHP’nin bu alandaki tekelini tehdit ediyor.

İyi Parti ve SP’nin AKP-MHP koalisyonu karşısındaki tedirgin edici gücü sadece siyasi gericiliğin kitlesel temeline nüfuz etme yeteneklerinin artmasından kaynaklanmıyor. Bu partiler aynı zamanda Türkiye’deki kontrgerilla sisteminin kolayca üstü çizilemeyecek parçalarını oluşturuyorlar. SP, kökleri Komünizmle Mücadele Dernekleri’ne dayanan ve yakın tarihteki en yakıcı kontrgerilla eylemi Sivas Katliamı olan Milli Görüş’ün partisi. İyi Parti’nin en bilinen iki kurucusundan ilki, Akşener, 1993 Kirli Savaş sürecinin sorumlu kadrolarından, 2000’li yılların ilk yarısındaki Ermeni-Hristiyan düşmanlığına dayalı faşist kampanyaların ideolog ve sözcülerinden olan Ümit Özdağ ise MHP’nin kontrgerillacı kurucusu Muzaffer Özdağ’ın oğlu. Her iki partinin de kontrgerilla içerisinde güçlü “mevzileri” olduğu biliniyor. (Özellikle Akşener’in söyleminde bu olgu sıklıkla hissettiriliyor.)

İyi Parti’ye ve SP’ye siyasi gericiliğin tabanında ve tavanında bu (olduğundan büyük) etki gücünü kazandıran faktörlerden birinin egemen güçlerin AKP-MHP koalisyonunu sınırlandırma ihtiyacı olduğu açık.

Çünkü artık AKP, 2010’a kadar olduğu gibi, emperyalizmin ve oligarşinin parlattığı “sağ iktidar seçeneği”, Erdoğan da onun (BOP eşbaşkanlığı heveslisi) “uyumlu lideri” değil. Emperyalizm ve oligarşi için Erdoğan, “kontrol altına alınması gereken” bir yeni sömürge diktatörü.[1]

AKP-MHP koalisyonun bileşenleri, emperyalizmin bölgedeki ve Türkiye’deki iflas etmiş egemenlik politikalarının “sabık” aktörlerinden oluşuyor. AKP ve MHP’nin birlikte temsil ettiği siyaset ve devlet/kontrgerilla içerisinde dayandığı kadrolar, ABD/AB’nin Ortadoğu’ya ilişkin politik egemenlik projeleriyle uyumsuzlukları defalarca görülmüş kadrolar.

İyi Parti ve SP’nin düzen siyaseti içendeki hareket alanını genişleten unsurların başında, egemen güçlerin Erdoğan iktidarı ile olan bu gerilimi bulunmaktadır. Elbette, halkın çoğunluğunun Erdoğan’ın diktatörlük dayatmasına karşı çıkmış olmasına karşın iradesini geçerli hale getirememesinden doğan siyasi boşluğun doldurulamaması da İyi Parti – SP ittifakına hakketmediği bir rol biçilmesine neden olabilmektedir.

Ancak İyi Parti ve SP’nin geçmişte DP, AP ve ANAP’ın temsil ettiği “büyük sermaye yanlısı-cumhuriyetçi geleneksel sağ merkez”in boşluğunu doldurmayacağı da ortadadır. AKP-MHP koalisyonunun sağdaki alternatifinin İyi Parti-SP koalisyonu olması, sağın merkezinin sağın ırkçı ve dinci uçlarına geçişinin AKP dönemine has geçici bir durum olmadığını göstermektedir.

Bu durum “sağ iktidar alternatiflerine” odaklı egemen güçlerin merkez siyasetinin artık kısa vadede geri dönülmez bir biçimde ırkçı-dinci siyaset haline geldiğini düşündürmektedir. Dolayısıyla Tek Adam diktatörlüğüne karşı mücadeleden muradı bağımsız, demokratik, laik bir Türkiye’ye ulaşmak olan herkes bu mücadelenin emperyalizmle, oligarşiyle ve siyasi gericilikle (geçici ve kısmi bile olsa) bir uzlaşma içinde yürütülemeyeceğini bilmelidir.

Dipnot:

[1] Emperyalistler ve oligarşi için kontrol altında tutulduğu sürece “diktatör” bir sorun değildir. Neoliberal yeni sömürgecilik programları yeni sömürge ülkelerin çoğunda diktatörler tarafından uygulanmıştır ve uygulanmaktadır. Sorun, emperyalist bölge stratejisinin “kaybedenler klübü”ne dayanan Erdoğan iktidarının bagajını (IŞİD, Nusra, binbir türlü tarikat, cemaat, her boydan ırkçı odakta cisimleşen ırkçı-dinbaz çeteleşme) emperyalist güçlere taşıtmak istemesindedir. Erdoğan iktidarı, bu maiyetiyle ABD, AB ve hatta Rusya’nın bölgesel hegemonya planları için taşınması zor bir yük durumundadır.

Sendika.org

Related Articles