Home / MEDYA DEDEKTİFİ / Sağcılığın mütemmim cüzü: ABD’ye iman

Sağcılığın mütemmim cüzü: ABD’ye iman

Bir kaç gündür Dubai’deyim. Sırf siz okurlarıma dünyanın farklı mekanlarından  sosyo-mimari gözlemler sunabileyim diye.

Fakat bu yazıda Dubai’nin ucubelikleri hakkındaki izlenimlerimi bir kenara bırakacağım. Çünkü kader daha ilk günden ağlarını örmüştü. Oteldeki şişe suyun fiyatı çoğu babayiğidin kesesinin kaldıramayacağı kadar ağırdı. 8-9 Dolar civarı. Ama sağ olsunlar en yakındaki marketi tarif ediyorlardı.

Ben de verilen krokiye uyup üstünde havuzu da bulunan kaldığım otelin arka sokağına daldım. O da ne! Alın yazısından kaçış yoktu. Memleket burada da beni bulmuştu. Bu yüzden küçük bakkaldan su almayı erteleyip tabelasında öz bilmem nere yazan lokantaya daldım. Karnım da acıkmıştı. Çok memleket mutfağına meraklı değilim ama Dubai’de kebap yemenin de denenebilecek bir şey olduğunu düşündüm.

Memleketteki benzer ortamlara göre daha fazla plastik ve çeliğin hakim olduğu restoran herhalde umuma göre ters bir saatte gittiğimden olsa gerek sessizdi. Ama çöl havasından mı nedir avlanacak sinek de yoktu.

Önce çekik gözlü bir garson geldi. Menüde yemeklerin türkçe karşılıkları da vardı. Garsona göstererek Britanya sisinde tütsülenmiş aksanımla “Ali nazik” deyince bankonun yanından bir baş uzandı. Fırça gibi ama kenarlarından kırpılmış bıyıkların aksine on yıl kadar önce veda etmiş saçlara özlem duyan bu kellenin sahibi bir selamün aleyküm çekti, bana da almak.

Garson yemeği ve suyu getirmişti ki bir süre sonra buranın patronu olduğunu anlayacağım biraz önce selam veren hafif göbekli şahıs elinde çayıyla bana eşlik etmek üzere masaya çöktü. Belli ki dertliydi. Galiba benim de suratımda “sıkıntısı olanları dinlenir” gibi bir ibare yazıyor. Çünkü sık sık “acil durumda camı kırın, düğmeye basın” muamelesine maruz kaldığım olur.

Neyse kısaca Patron diyeceğim lokantanın sahibi, bir iki yoklamadan sonra asıl mevzuya geçti. Kürttü, buralara biraz memleketin durumu biraz da iş için el mecbur gelmişti. Gerçek, Üstad Marquez’in dediği gibi onun için sadece lokanta için alacağı domatesin fiyatından ibaret değildi. Söyledikleri ilgi çekiciydi. Müdahale etmeden duramayan bir ukala olarak sonuna kadar söylediklerini dinledim. Özetle Kürtlerin sorunlarını şöyle çözüyordu: ABD ile birlikte davranmamız gerekir. Çünkü ABD Suriye’de federasyonu savunuyor, bu gerçekleşirse Kuzey’de de çözümün yolu açılır. Yalnız bu HDP’deki HDK’deki solcuları varlığı bu işlerin önünde engel. Kürtlerin yeterince akıllı insanı var. Solcular artık bu kafayla başarısız olduklarını görsünler, solculuktan vazgeçsinler, Müslüman olsunlar vb…”

Ne yalan söyleyeyim biraz öfkelenmedim değil, ama sözlerimi yine de sona saklamayı becerdim. Burada bile sağcılardan kaçamamıştım. Coğrafyanın kaderi. Patrona uzun uzun ABD’nin Vietnam, Filipinler, Güney Amerika gibi yerlerdeki maharetlerinden bahsedemezdim. Bunun yerine ABD’nin federasyonu nerede savunduğunu söylediği ve Barzani-referandum meselesindeki tutumunu sordum. İlkine yanıt vermedi ama ikincisine verdiği cevap beni biraz irkiltti: “Barzani ABD’nin sözünü dinlemedi ve cezasını gördü.”

Bir an 6. Filo’nun önünde namaz kılanlar ve ilk defa azad edildiklerinde kendilerini yeniden prangalayan siyahlar aklıma geldi.

Sonra soğumuş ve ekşimiş Ali naziğin bir kısmını garsonların insafına bırakıp, oradan demir aldım.

Medya Dedektifi

Dubai-05.03.2018

 

About Medya Dedektifi

Medya Dedektifi

Check Also

Fabrika ayarlarına dönenler…

Önce elbette reiste görüldü çark etme emareleri. Ne de olsa artık kazançlı, Suriye’nin bir bölümünü …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *