Rojava’nın Fırat’ı ve Başur’un Dicle’si – Ömer Çiftçi

Yüzyıllardır soluksuz akan, masmavi rengiyle bazen kan bazen de gözyaşı karışan iki nehir: Fırat ve Dicle…

Yamacında sayısız savaşlara şahitlik yapan Dicle’nin Fırat’ın öyküsüdür.

Kayıp efendilerini bekleyen yorgun iki nehir ve bir halkın amansızca hak ve özgürlük arayışı…

Bakur’dan doğan bu iki nehir yolları Suriye ve Irak’ta ayrılır: Fırat Rojava’ya, Dicle Başur’a can damarı oluyor.

Coğrafyanın genleriyle oynayan İngilizler Başur’a, Fransızlar ise Rojava’ya musallat olmuşlardı.

Fırat’ın ve Dicle’nin insanlarını görmezden gelerek coğrafyayı Sykes-Picot’la aldattılar.

Küresel dünyanın baş belaları coğrafyayı terk edince bölgenin gerçek sahipleri özgür yaşamasın diye kukla yönetimleri tesis ettiler.

Başur’a Abdulkerim Kasım, Saddam Hüseyin; Rojava’ya Baas’ın baba Hafız Esad’ı ve oğul Beşşar Esad’ı kaldı.

Sonra gelsin Başur’a ölümler, katliamlar, bombalamalar; Rojava’ya kimliksiz yaşama, eğitimsizlik, yoksuzluk, topraksız bir gelecek…

Başur’da başkaldıranlar Dicle’nin karanlık sularına gömülür; Rojava’da isyan bayrağını açanlar Fırat’ı dar edilir.

Devran döndü, makus edilmiş coğrafyanın insanları zılgıtlarla haykırdı dünyaya…

Rojava halkı Fırat’a, Bakur ise Dicle’ye hükmetti, her birinin düşmanları farklı ama amaçları aynı, bu coğrafyada hak yoktu çünkü!

Kanla karışan bu toprakların hak sahipleri tüm zorluklara, savaşlara göğüs gererek Fırat’ın ve Dicle’nin efendileri olduklarını ısrarla düşmanlarına gösterdiler.

Emperyal devletlerin buraya gelip etnik ve dini yapısına uygun olmayan, kendi seçtikleri kuklaları yapay devletlerin yönetimine getirerek bölgeyi hastalıklı hale getirip çekilmişlerdi.

Başur’un torakları Şeyh Mahmut Berzenci, Mele Mustafa Barzani’nin dik duruşları, yılmayan özgürlük umudu kokuyor. Rojava’nın insanları kimliksiz yaşadı taa isyan bayrakları açmadan önce.

Mele Mustafa’nın ‘’hür yaşama’’ mücadelesinin tohumlarını serptiği Başur’un topraklarında ‘’Enfal’’ler, ‘’Halepçe’’ler, ‘’işkence’’ler yok artık. Rojava’da, Baasçıların asimilasyon politikaları ve katı yönetimiyle yıllarca bastırılan ve özgürlüğe susamış halkları bugün mahkum kaderini savaşarak değiştirdi.

Başur ‘’federe sistemi’’ ile kendini kabul ettirdi düşmanlarına, Rojava ise ‘’kanton sistemi’’yle Baas’ın boyunduruğu altından çıkarak özgürlük şerbetini içmeye başladılar.

Dilleri, kültürleri, inançları aynı ama ideoljik olarak iki kutuplu zıttırlar. Ama bakmayın zıt olduklarına; düşmanlar Rojava’nın kapısına dayanırken, Başur politikacılarıyla ve halkıyla Peşmerge’yi Kobani’ye yardıma yolladılar.

IŞİD gibi canavar düşmanı Fırat ve Dicle’ye döken Rojava ve Başur’un mücadelesidir.

Başur halkı Dicle’nin suyuna ortak olsa, Rojava’nın çocukları Fırat’ta az yüzseler dünyanın sonu mu olur?

Yeryüzünün bağımsız halkları gibi güneşin altında, Fırat’ın ve Dicle’nin dibinde yaşayan halka da özgür bir yaşamı tanımalıdır.

Burası Londra’nın, Paris’in, Amsterdam’ın sokakları değildir insanları sokağa çıkıp haklarını dile getirsin.

Burası mozaik halkların her birinin ellerine verilmiş kalaşnikofların diyarı Ortadoğu arenasıdır.

Burası insanların özgürlüğüne kavuşması için ellerine almış oldukları silahlarla özgürlüğünü yaratmaya çalıştığı arenadır.

Bugün Başur’un halkı yaklaşık 25 yıldır özgürlüğün, huzurun, işkencelerin olmadığı bir yaşamı tadıyor; Rojava ise Başur’a kardeş doğduğu 2011’li yıllarla birlikte kendini göstermeye başladı.

Fırat’ı ve Dicle’yi paylaşmak istemeyen zorbalar yenilmeye mahkum, direnenler zafere ulaşan taraftır.

Başur’un ve Rojava’nın çocukları el ele Fırat’ın, Dicle’nin kıyısında oynamanın mutluluğunu yaşasınlar.

Related Articles