Referanduma Giderken Tarihe Düşülen Notlar

Türkiye’de rejim değişikliğinin oylandığı 16 Nisan Referandumuna 2 hafta kaldı. 3 Bölüm halinde yayımlanacak bu yazıyla, ümidin düşük, a patinin dorukta olduğu günlerde başlayıp, bugün siyaseten kazanmış durumdaki „Başkanlığa/Tek Adam Diktatörlüğüne #Hayır“ kampanyasının bugüne kadarki sürecinin çok dikkat çekmeyen siyasi boyutunu ortaya koyup, 7 Haziran‘dan gelen temkinlilikle akılları kurcalayan „Peki ya ondan sonra ne olacak“ sorusuna cevap olacak önerilerde bulunmaya çalışacağım.

1. #Hayır’ın Beklenmeyen Yükselişi’nin Siyasal Arka Planı

Erdogan’la Cemaatle arasındaki savaş başladığından beri bir devlet krizine dönüşen düzen içi yarılma, neoliberal İslamcılığın hegemonyasının bitişini de getiriyor. 12 Eylül’den beri sürekli yükselen eğrinin en önemli iki gücü çatışırken, onun yerini alacak güçlü bir alternatifin ortalarda gözükmeyişi ortada bir hegemonya krizi olduğunu anlatmayı güçleştirse de İslamcılığın iktidarlarına doğrudan destekçileri dışında rıza üretme kapasitesinin oldukça sinirli olduğu Gezi isyanından beri ortadadır. 15 Temmuz`da tanıklık ettiğimiz ama pek çok boyutu hakkında bilgi sahibi olmadığımız olaysa filmin finalini oluşturuyordu. Neoliberal İslamcılığın yerine konulan ittifakınsa, ideolojik-kültürel bir hegemonya iddiası bile olmadı. Neo-Osmanlıcılık ve 15 Temmuz demokrasi şehitleri diskuruysa Erdogan’a borçlu olduğunu düşünen; Türk-Sünni mezhepçi-ırkçı grupların, çetecinin, mafyözün, ihaleci müteahhidin, tembelliğini, boşluğunu aferimcilikle kapatanların teveccüh gösterdiği iktidar şiddetiyle desteklenen söylemler. Çok kısa sürede, halka yeterince anlatılmadan sarayın acil ihtiyaçlarının ön planda olduğu referandum süreci de bu söylemlerin hegemonya kurucu bir güce sahip olamadığını gün gibi ortaya çıkarmıştır. Fırat Kalkanı operasyonunun „başarıyla“ sonuçlandırıldığının ilan edilmesi ise devlet dairesindeki ittifaklarda kartların yeniden karılıp, dizildiği bir duruma kapı açacak gibi gözüküyor.
Gezi patlamasından bu yana hegemonya krizi ve devlet dairesindeki müttefiklerin birden düşmanlara dönüştüğü yarılmayla karakterize olan büyük siyasal kriz koşulları, sol siyasetin toplumla temas ettiği zeminleri ve aktüel hayatın dilini yakalayarak kendisini yeniden kurması için tekrar tekrar olanaklar sunan bir durumdur. Kurulup, bozulan ittifaklar ve Erdogan’ın ikbalinin devlet ve düzen sorununa dönüştürülmesiyle bir düğüme dönüşen siyasal kriz bizleri bir kez daha Gezi, 17-25 Aralık, Soma, Kobane, 7 Haziran gibi bir eşiğe getirmiş bulunuyor. Referandum süreci bizi bir kez daha neo liberalizmin talanına karşı çıkarken, halkların ulusal demokratik haklarına, kadın özgürlüğüne, ekolojiye siyasetinde eş düzeyde yer veren bir radikal hareket kurmanın olanaklı ve zorunlu olduğu bir tarihsel uğrağa (moment) getirmiş bulunuyor. Bu momente sıçrama ve bu momentten solun daha güçlü bir aktör olduğu bir faza geçmek izlenecek politikalara, yeni örgütlenme ve mücadele biçim ve zeminleri geliştirip geliştiremeyeceğimize bağlı.

2- Referandumda #Hayır‘a Nasıl Gelindi?

Başkanlık Türkiye`nin son dört-beş yılının en önemli gündem konusu. Toplumun talebi veya ihtiyacı olarak değil de devleti yönetenlerin bir sorunu veya ihtiyacı olarak gündeme geldiği için toplum bunu niye tartıştığımızı bu sürecin bizi nereye götürdüğünü, bir türlü bir yere yerleştiremiyor olsa da Başkanlık bahsettiğimiz hegemonya krizinin tetiklediği bir yönelimdir. Bu yönelim Saray-Cemaat çatışmasıyla cisimleşen devlet kriziyle bugünkü referandum sürecine varmıştır. Bununla birlikte, devlet ve egemenler katında alıcısı olan söz konusu gerekçe, RTE‘nin iktidarının ve geleceğinin garantiye alınmasını için kullanılan bir araca dönüşerek, ciddi bir yıpranma yaşamamıştır. Bunun bugünkü sonucu „Evet“ kampanyasının tıkanmasıdır. Her geçen gün devlet ve sermaye düzeninin daha farklı vektörleri karşısına geçmekte ve Saray, Hayır cephesi karşısında her gün yenilgiye uğramaktadır.
Bu durumun önemli bir nedeni, Erdogan‘ın bu hamleyle 15 Temmuz sonrasındaki iktidarı paylaştığı ve „FETÖcü“ ve „Kürtçü“ (ve solcuları) devlet dairesinden birlikte temizlediği müttefikleriyle ilişkilerini kendi bekası ve keyfiyeti çerçevesinde yeniden tanımlamak istemesidir. Bu kesimlerin büyük bir kısmı referandumu güç ve iradelerini kırmak amacıyla yaptığını düşünmektedir.Sadece devlet içi güç merkezleri, çeteler değil, onların irtibatlı olduğu siyasi-sosyal çevreler de aynı şekilde Sarayın mutlak otoritesine „Hayır“ demektedir. Daha açık söylemek gerekirse, Erdoğan tirancı bir tarzda, Genelkurmay‘ından, Ergenekoncusuna, MHP‘lisine, BBP‘lisine, Menzilcisine, Perinçekçisine müttefikleriyle iktidar paylaşımına son vermek istediği için bugünkü tıkanma söz konusu oldu. Çetelerinin referandum sürecinde halka rahatça saldıramaması, polisin isteksiz davranması da hep bu yüzdendir. İktidarını kaybedeceğini anladığında neler olacağını kestirmek zor olsa da karşısında da en az onun kadar silahlı, acımasız, ve her geçen gün daha fazla kenetlenen güçler var. Referandum öncesi, sırası ve sonrasına dair tartışmayı bu noktayı atlamadan yürütmek radikal sol siyaset açısından oldukça önemlidir.

Buraya kadar anlattıklarımız, referandum sürecinde Hayır Meclisleri basta olmak üzere pek çok demokrat-radikal çevrelerce bugüne kadar yürütülen işleri, harcanan emeği küçültmek olarak algılanmalıdır. Sokaktan, aşağıdan, cesaretle, akılla, ağır bir çalışma temposuyla yürütülen faaliyetler İstanbul başta olmak üzere büyük kentlerde HDP’sinden, CHP’ye MHP’den ihraç edilenlere geniş cepheye yol gösteren işler oldu. Onları adeta peşinden sürükledi. Onlara cesaret-güven aşıladı. Söylemek istediğim etrafımızda olup bitenlerin farkında olarak, bugüne kadar harcanan emeğin yeni bir burjuva egemen kliğini iktidar kılmasının ötesinde sonuç üretebilmesinin yollarını şimdiden düşünmemiz gerektiğidir. Hayır kampanyasının açığa çıkardığı ilişki, deneyim, kadro vb. birikimleri başta Kürt halkı olmak üzere, emekçilerin, kadınların ve doğanın kurtuluşu için 16 Nisan sonrasına aktarmamızı sağlayacak, yeni faaliyetler ve aktif mücadele içindeki „örgütsüz“ büyük çoğunluğa (Gezi-Kobane Çocukları Partisi üyelerine) umut verecek yeni örgütsel birlik dizilişleri önermek durumundayız. Bunu yapmadığımız durumda onca emek boşa gitmese bile, umutlar başka bahara kalacaktır. Bu anlamda, siyasal krizin devlet dairesinde ve egemen burjuva klikleri arasında yansımaları ve 16 Nisan’da ortaya çıkaracağı sonuçlar önümüze çıkaracağı bir takım riskler ve olanaklar olduğu açıktır.

Related Articles