Referandum sonrası müzakereye doğru – Ömer Çiftçi

Ortadoğu’nun kadim halkı olan Kürtler kimyasal silahlarla kıyıma uğrarken gündem olmamıştı. Ama Erbil yönetimi geçtiğimiz pazartesi günü bağımsızlık referandumu düzenlemiş sandıkta beklendiği gibi ezici bir çoğunlukla “evet” çıkmış. Bundan dolayı Irak, İran, Türkiye ve ilgili devletlerin ana gündemi olmuş ve sert açıklamaların ardı arkası kesilmeyen bir süreç…

Biraz geriye gitmekte fayda var. Kürtler ilk defa 1639’da Kasr-ı Şirin Anlaşması’yla Osmanlı ve İran arasında ikiye ayrıldı. Daha sonra Osmanlı Devleti’nin dağılması sırasında I. Dünya Savaşı’nda bir kez daha bölündü. Kürtlerin dörde bölündüğü yeni aktörler, İngiliz, Fransız ve Rus dışişleri bakanları arasında 16 Mayıs 1916’da yapılan gizli Sykes-Picot Anlaşması ile yapay sınırlar belirlendi. Böylece self-determisyon hakkından mahrum bırakıldı, bastırıldı.

Kürtlerin ulusal bir devleti olmasının önünü gizli anlaşmayla ve kendi emperyalist emelleriyle engellemiş oldular. Sykes-Picot Anlaşması, Kürtlerin yaşadığı topraklar üzerinde Rusya, Fransa ve İngiltere arasında bölüştürüldü.

Yıllar sonra sahneyi alan Mela Mustafa Barzani 1946’da KDP’yi kurmuştu. Aynı yıl Qazî Muhammed’le birlikte Mahabad Kürt Cumhuriyeti kurmuş, ancak 11aylık devlet, 1947’de Qazi Muhammed’in Tahran yönetimi tarafından idam edilmesiyle ortadan kaldırılmıştı. Böylece Rusların ilk baştaki desteğinden elini çekince Kürtlerin kısa da olsa devlet deneyimi ortadan kaldırılmıştı.

Daha sonra 1958’de Kürtlerin de destek verdiği General Abdülkerim Kasım Bağdat’a girip II. Faysal’ı devirdi. Darbeden sonra Kürtlere verilen otonomi sözü yerine getirilemedi. General Abdülkerim Kasım yönetimi Kürtlerin yaşadığı topraklarda yoğun askeri operasyonlar başlattı.

Bu sefer General Abdülkerim Kasım 1963’te karşı darbeyle devrildi ve öldürüldü. Karşı Darbeci Abdülselam Arif’in de General Abdülkerim gibi aynı politikalara devam etti.

Abdülselam Arif 1966’da bir uçak kazasında ölünce, yerine kardeşi Abdülrahman Arif cumhurbaşkanı oldu. Kürtlere yönelik savaş, bombalama, köy boşaltmalarla devam etti.

1968’de Baasçı Ahmed Hasan el Bekir’in başkanlığında darbe yapıldı. Ahmed Hasan el Bekir Cumhurbaşkanı, Saddam Hüseyin cumhurbaşkanı yardımcısı olarak sahneye çıktı.

Baasçılar iktidara gelip 1970’te Kürtlerle otonomi anlaşması yapıldı. Fakat saldırılar 1974’te tekrar alevlendi.

Ahmed Hasan el Bekir 1979’da sağlık sorunlarından görevini Saddam Hüseyin’e verdi. Ertesi yıl sekiz yıllık İran-Irak Savaş’ı patlak verdi. Bu savaşta İran devleti Saddam’ın aleyhine Kürtleri destekledi. Savaşın son yılı olan 1988’de Irak Kürtlere karşı ismini Kur’an’daki Enfal Suresi’nden alan Enfal Operasyonu başlattı. Halepçe’ye kimyasal gaz atıldı. 5 binin üzerinde insan zehirlendi.

Kürtler daha sonra ABD koruması altında fiili bir bölge oluşturuldu. Kuveyt Savaş’ında ABD, Saddam Hüseyin yönetimini Irak’ta tamamen devre dışı bırakmayı göze alamamış ancak uçuşa yasak bölge uygulaması ile Kürt bölgesini bir anlamda korumaya almıştı. Irak Kürt Parlamentosu da 1992 başlarında kurulmuştu. Böylece fiilen bir Kürt bölgesi Irak’ın içinde filizlenmişti.

2003’de ABD’nin Irak’ı işgal etmesi  ve Saddam’ı ortadan kaldırmasıyla yeni Irak kuruldu. 2005’de de bir anayasa yapıldı. Kürtlerin fiili varlığı anayasa çerçevesinde özerkliğe kavuşmuş oldu.

Irak’ın cv’sine en son IŞİD dahil oldu. 2014’de Musul başta olmak üzere Sünnilerin yaşadığı birçok bölgede IŞİD kontrolü altına aldı. Irak Ordusu tartışmalı bölgelerden çekilirken yerini Peşmerge doldurdu.

Daha sonra IŞİD’i Irak’tan silmek adına Iraklı kimliği ile mücadele gerçekleşmedi; ne askeri, ne psikolojik açıdan. Aksine son 3-4 yıldır Bağdat yönetimi ile Kürt yönetiminin çelişkileri arttı. Bunun en başta gelen nedeni Kürt bölgesinin haklı olduğu ve en az 4 yıldır defalarca söylediği, “merkezi bütçeden kendi payına düşen %13’ün, %17’ye çıkarılması bir yana %13’lük payı uzun süredir alamaması”, Kürt bölgesinin ekonomisini kilitledi. Bölgesel yönetim bütçenin büyük kısmını çalışan nüfusun neredeyse tamamını oluşturan memurlar ve peşmergelere ödediği düşünülürse ekonominin ne durumda olduğu daha iyi anlaşılabilir. Kürt yönetiminin merkezi hükümete güvensizliğinin altında öncelikle bu durumun kronik hale gelmesi yatıyor. Özellikle birkaç yıl öncesinin dünyada yüksek petrol fiyatlarıyla “bölgenin yıldızı” durumundaki Kürt bölgesi ya da Erbil-Dubai benzetmeleri, bugün petrol fiyatlarının yarı yarıya düşmesi ve merkezi hükümetin Kürt bölgesinin yasal hakkı olan bütçeden payını vermemesi ile çok uzaklarda kaldı.

Öte yandan Kürtler IŞİD ile mücadele çerçevesinde Kürt yönetiminin fiili olarak sınırlarını genişletmesi oldu. Hatta bu genişleme Kürtlerin hayal ettiğinin ötesine geçti. Çünkü bugün haritaya bakıldığında Kürtlerin (Musul’a kadar uzanan oradan Şengal-Tel Afer-Kerkük-Tuzhurmatı hattına, Havice bölgesi hariç,) özellikle Kerkük’ü içine alan bir coğrafyada kontrol sağladıkları görülür. Kürtler şu anda haritanın sağladığı avantajı kaybetmek istemiyorlar. Normal şartlarda tartışmalı bölgeler olan ve Irak anayasasının 140. maddesi gereği statüleri ve gelecekleri o bölgede yaşayanların tercihleri neticesinde belirlenecek bir referanduma bağlı bölgelerde fiili olarak Kürtler hâkimler.

Bütün bunlar olurken, Kürtler Rusya’dan tarihi kazığı unutmadığından dolayı Mesut Barzani  hayalinin bağımsız bir Kürt devleti olduğunu defalarca söylemiş, bunun tüm Kürtlerin bir hayali olduğunu dile getirmişti.

Yüz yıl önce Sykes-Picot’nun kaybedeni olan Kürtler, Ortadoğu yeniden şekillenirken, bu kez kazanmak istiyorlar. Çünkü Ortadoğu’nun en laik toplumu ve IŞİD’e vermiş olduğu savaşından dolayı birçok ülkenin sempatisini kazanmıştır. Kendilerinin Ortadoğu’nun yeni yıldızı olduklarının farkındalar.

Zamanın emperyal aktörleri cetvelle yapay Irak’ı yapmış başına da kukla bir kral getirilmişti. Bölgedeki dinsel, mezhepsel ve etnik yapısını gözetmeden çizilen  yapay  sınırların anlamsızlığı bugün ortadadır.

Şuan ki güçlü konumunu  her halkın en doğal hakkı olan referanduma giderek ezici bir çoğunlukla “evet” diyen Kürtler bağımsızlık yolunda önemli bir sürece girmiş oldu.

Irak ve Kürt yönetimi arasındaki anlaşmazlık muhtemelen boşanmaya doğru evriliyor.

Artık önümüzdeki günlerde ana gündemin ‘müzakere’ olacağı Fransa’nın davetiye göndermesiyle bu evliliğin yürümeyeceği konuşulacak.

Related Articles