Putin’in “gizli müslümanlığı”

Son günlerde S-400 meselesi üzerine düşünürken, tıpkı geçmişte bağımlılık ilişkisi içinde oldukları Alman ya da İngiliz politikacılar için üfürdükleri türden lafları, memleket matbuatında Putin hakkında da söylerler, Putin’in gizli bir müslüman olduğunu yazarlar, deyip kendi kendime dalga geçiyordum. Ama internete bir göz atınca o işin dünden olup bittiğini gördüm.(1) Olaydan sadece ben bi habermişim.

Şaka bir yana S-400 anlaşmasının imzalandığının duyurulması ile birlikte Türkiye’nin artık net bir kavşağa geldiğinden söz etmek mümkün. Şu an gelinen nokta daha önce Erdoğan’ın S-400’lerle ilgili yaptık ettik dediği yerden farklı. Bu durum ABD ve Almanya’nın Erdoğan rejimine dönük sürdürdüğü politikalara karşı bir yanıt ve bir anlamda da şantaj gibi gözükse de aynı zamanda Rusya’nın dış politikasının bir başarısı olarak değerlendirilmeli.

ABD ile Zarrab davası ve Suriye’de QSD güçlerine silah gönderme üzerinden somutlaşan gerilim, Almanya ile de Alman askerlerinin İncirlikten çekilmesi, bazı Alman vatandaşlarının Türkiye’de rehin alınması, Almanya’da yargılanan Mitçiler vb. bir başlıklar etrafında görünür oldu.

ABD S-400 anlaşması duyurulduktan sonra bir taraftan eskiden ertelenen bazı silahların biran önce Türkiye’ye gönderilmesini gündeme getirirken diğer yandan Senato’nun Dış İlişkiler Komitesi’nde yaptırım tartışmaları gündeme geldi. Şimdilik ABD nezdinde net bir sonuç yok. Muhtemelen Erdoğan’ın BM genel kurulu vesilesiyle gideceği ABD’de yapacağı temaslar bekleniyor. Erdoğan’ın attığı adım için şimdilik kaydıyla geri dönülmez, artık yüzünü Doğu’ya döndü demek için henüz erken. Muhtemelen ABD ziyareti sırasında yapılacak olan pazarlıklar bu konuda belirleyici olacak.

Almanya ile ise (Amerika’daki pazarlıklara bağlı olarak S-400’lerden vazgeçilse bile) kısa vadede gerilimin düşmesi bir hayli zor. Bunun nedeni Alman kamuoyu ve politikacıları üzerinde Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar ve bu ülkeye dönük beşinci kol faaliyetlerinin tahrik edici boyutu. Birazda bunun sonucu Merkel yönetimi kağıt üzerinde de olsa silah satışlarını sınırlamak zorunda kaldı. Umarız bu durum Almanya halkının seçim sonrası da takipçisi olacakları bir başlık olarak varlığını korur.

Öte yandan AB üyelik müzakerelerinin askıya alınması için AP’da çağrı yapılsa da AB ülkeleri bu konuda birlik sağlayamıyor. Burada gerekçe bazı ABD Senato üyelerinin de dile getirdiği “Türkiye Erdoğan’dan ibaret değil, Erdoğan rejimine karşı olan insanları yalnız bırakamayız”. Böyle bir söz terennüm edilse de bugüne kadar gerek AB’nin gerekse de ABD’nin Türkiye ile ilişkilerde en genel planda(arada üç beş samimi parlamenteri hariç tutarsak) kendi çıkarlarından başka bir şey kollamadığı Erdoğan’dan da başka kuş tanımadıkları aşikar. Tabii bu lafları ederken yine asıl mesele kendi âli menfaatleri olsa gerek.

AB’nin bu birlik sağlayamama hali müzakerelerin askıya alınması ile sınırlı değil. Müzakereler için “Türkiye ile köprüler atılmamalı” diyen Fransa’nın S-400 alımı konusunda da müsamahakar bir tavır sergilediği görülüyor. Son dönemde Erdoğan rejimiyle ticari ilişkileri sıkılaştıran Macron yönetimi “Türkiye’nin bu askeri sistemi kimden alacağı seçimi kendi bağımsızlık alanını ilgilendiren bir konudur “, deyip olayı geçiştirmeye ve akçeli işlere kafa yormaya meyilli olduğunu gösteriyor. Nitekim bu günlerde Fransa-Erdoğan rejimi arasında karşılıklı diplomatik-ticari ziyaretler yoğunlaşacak. Anlaşılan iş paraya gelince Macron Türkiye’deki insan hakları ihlalleri, işkence, devlet terörü ve hapisteki vatandaşı gazeteci Loup Bureau’yu kolayca unutacak.

S-400 Türkiye’nin işine yarar mı?

Bu konuda yazan çizen uzmanlara bakacak olursak NATO’ya karşı şantajda işe yarayabilir ama gerçekte ülkenin savunmasına sınırlı bir katkısı olur. Bunun bir çok teknik nedeni var ama asıl mesele Türkiye’nin S-400’leri etkili olarak kullanabilecek bir sisteme sahip olamaması. Erdoğan rejimi son dönemde kendince uyanıklık yaparak silah sanayinde “beleş bilgi” elde etme hevesine düştü. Ukrayna’nın yanı sıra Rusya’yı da bu konuda bir kaynak olarak görüyor. Fakat hesaplayamadığı şey Proşenko yönetiminin düşkünlüğü Rusya’da yok ve çok daha uzun vadeli planlarla hareket ediyorlar. Erdoğan’ın politikalarının bu anlamda şapa oturması kaçınılmaz.

Nitekim AB’nin eski Ankara Büyükelçisi Marc Pierini, Le Figaro gazetesine S-400 meselesini şöyle değerlendirmiş: “Bugün öncelikle NATO’yu zayıflatmak isteyen Rusya’nın diplomatik bir zaferi söz konusudur. Darbe girişiminden sonra son derece ağır bir şekilde tecrübeli kadroları hava kuvvetlerinden temizlenen Türk ordusunun, S-400’leri tek başına kullanması olanaksız. Bu da demektir ki, Rusya, Türkiye’ye 100 ila 200 adet asker gönderecek. Ve ardından Kremlin, Türk savunma sistemine hem de son derece yüksek seviyede sızmayı başaracak”.

Tabii olay Rusya açısından sendeletme düzeyinde kalsa dahi zafer olarak görülebilir. Kaldı ki Rusya sınırı boyunca Doğu Avrupa’da NATO ile karşılıklı olarak yükseltilen ve giderek Ukrayna’yı CIA-FSB düellosunun arenası haline getiren bugün ki süreçte, Türkiye’nin NATO içindeki varlığını tartışma konusu yaptırmak, karşı tarafta güvensizlik yaratmak, önemli bir hamle olsa gerek.

S-400’le birlikte sevindirik olan her boydan milliyetçilerimize gelince, tabii bunların ataları neydi ki kendileri ne olsun diyeceksiniz. Haklısınız. Nitekim aynı şahıslar ne Enver Paşa’nın suretinde Alman emperyalizminin kulluğunu yaparken yüksünmüşler, ne de NATO tetikçiliği yapan Menderes ve generallerinin şahsında Kore’de binlerce gencin kanına girmekten çekinmişlerdi. Bugün de Rusya ve Çin’in hegemonyasına sığınmayı bağımsızlık diye pazarlama derdindeler. Ancak bu kafayla evdeki bulgurdan da olurlarsa şaşırmasınlar.

(1)http://www.radikal.com.tr/hayat/putin-boyle-musluman-oldu-1312457/

Related Articles