Putin ve Erdoğan’ın ortak hezimeti: Efrin

Efrin’e yönelik işgal girişimi ve direniş bir çok yeni gelişmeyi ortaya çıkardı, çıkarıyor. Türkiye’nin Efrin’e saldırısı, önceden belirginleşen güçler arası denge durumu yeniden bulanıklaşarak yeni bir hesaplaşma süreci başlattı. Suriye’de ki siyasi ve askeri aktörlerin rolleri ve işlevleri yeniden dağıtılacak ancak kimin ne olacağı konusunda üzerinde henüz uzlaşılmış bir parametre yok.

Başta Rusya ve Türkiye’nin hesapları Efrin işgal hareketinin kısa sürede sonuçlanacağı üzerineydi ancak evdeki hesabın çarşıya uymaması özellikle Rusya’nın Suriye politikasını çökme tehlikesiyle karşı karşıya getirdi. Zira Rusya Suriye iç savaşında bütün taraflarla konuşabilen bir aktör olarak kendisini tanımlıyordu. Ancak görüldü ki; krizin bu kadar derinleştiği bir dönemde Erdoğan Türkiyesi ile bu kadar hemhal olmuşsan bu politika sürdürülebilir değil. Rusya’nın iki savaş uçağını düşürmüş, bir büyükelçini katletmiş bir devletle çıkara dayalı pragamatist bir ilişki geliştirmesi diğer siyasi aktörler tarafından konumunun sorgulamasını getirdi. Soçi konferansındaki fiyasko bu durumun ön sarsıntısıdır.

Rusya – NATO – Türkiye

Rusya’nın Suriye iç savaşında Erdoğan Türkiyesi ile kurduğu girift ilişki tarzının birden çok hesap üzerine kurulduğu bir sır değil. Bu hesaplardan adisyonu en kabarık olanı Türkiye üzerinden NATO’da derin bir çatlak yaratmak, olabilirse; Türkiye’nin NATO güvenlik şemsiyesinin dışına çıkmasının yolunu açmak. Rusya’nın bu konuda şansının olduğunu düşünmesinin en büyük sebebi Türkiye’nin Erdoğan gibi ne yapacağı belli olmayan dengesiz biri tarafından yönetilmesi. Ancak Türkiye’nin NATO’dan ayrılmasının sonuçlarını ne Erdoğan ne de Rusya kaldırabilir. Bütün savunma, ekonomik, politik altyapısını Atlantik Paktının kurduğu bir ülkeyi bir kaç yıl içinde format atıp değiştiremezsin.

Son otuz yılda gördük ki; NATO, Doğu Avrupa, Baltık Cumhuriyetleri, Irak, Afganistan, Ukrayna, Orta Asya ve hatta Suriye’ye kadar Rusya’nın direk ya da dolaylı etkinlik alanlarına operasyonlar yaptı ve bu bölgelerde Rusya’nın etkinliğini tamamen ya da kısmen kaldırdı.

Rusya, NATO’da Erdoğan üzerinden yaratacağı çatlağı siyasi ve askeri olarak domine edebileceğini düşünüyorsa bu yıllık 35 milyar dolarlık askeri bütçeyle olacak şeyler değil, unutmayalım ki, sadece ABD’nin yıllık askeri haracama bütçesi 750 milyar dolar civarında. Yani düşmanının duvarını yıkmak için temelini kundaklamak her zaman iyi fikir olmayabilir, zira altında kalabilirsin.

Rusya – Türkiye – Kürtler

Rusya, bugüne kadar Suriye iç savaşında PYD – QSD ile siyasi ve askeri olarak temas halinde olageldi. 2015’te Moskova’da PYD temsilciliğinin açılması, Moskova’da Kürt konferansının toplanması, Cenevre, Astana, Soçi’de dostlar alışverişte görsün mealinden Kürtleri bu toplantılara katma söylemleri. Rusya kendince elindeki Kürt kartını güçlendirerek hem Türkiye’ye karşı sopa olarak kullanacaktı, hemde Kürtlerde geleceklerini Rusya’nın ellerine bıracakları güveni yaratmak. Türkiye’nin Cerablus ve El Bap işgaline yeşil ışık yakan Rusya, bu hamlesiyle bu sefer Kürtlere Türkiye sopasını gösterdi.

Türkiye’ye “Kürtleri engelleyecek yegane güç benim” dolayısıyla benimle iyi geçin. Aynı zamanda Kürtlere; Türkiye’nin sizi katletmesine bir tek ben engel olurum dolayısıyla Suriye’de ki politikalarıma biat edin diyordu. Türkiye’nin Efrin işgal harekatı arefesinde Rusya’nın kucağındaki karpuzlaradan biri düştü. Rusya hem Türkiye hemde Kürtlere karşı tarihin en kirli pazarlığını yaptı. Kürtlere; “Efrin’i rejime teslim ederseniz Türkiye’yi engellerim” derken, Türkiye ile hava sahasını açma karşılığında Gasprom’un ikinci doğalgaz hattı, yeni nükleer santraller ve silah anlaşmalarının pazarlığını yapıyordu. Nasılsa elinde hem Türkiye, hem Kürtler için sağlam argümanlar vardı. Kürtler söz dinlemezse; ABD işbirlikçisi olarak suçlanacak ki bu propagandanın alıcısı çok fazla. Yeterki Rus silah endüstrisinin propaganda aracı Sputnik bir kaç haber yapsın.

Bu ucuz emperyal politikalar QSD’nin Efrin’i teslim etmeyi red etmesiyle Rusya’nın Türkiye ile akçeli pazarlığını öne çıkardı. Kürtler tarihlerinden çıkardıkları derslerle ne Rusya’ya ne de başka bir güce kaderlerini ( Güney Kürdistanda ki referandumda KDP ve YNK teslimiyeti son acı dersti ) teslim etmemeyi öğrenmişlerdi.

Rusya’nın Suriye hava sahasını Türkiye’ye açması ve Erdoğan rejiminin başlattığı işgal savaşı ne Rusya’nın ne Türkiye’nin öngördüğü biçimde gelişmedi. 20 bin kişilik DAİŞ-Nusra devşirmesinin Türk ordusunun yanında girdiği Efrin savaşı YPG-YPJ’nin sert direnişi karşısında başka bir boyut kazandı. Artık masadaki pazarlıkların değil, sahada direnenlerin sonucunu belirleyeceği bir savaş yaşanıyor.

Rusya’nın Erdoğan rejimi ile Kürtler üzerinden girdiği bu kirli ilişkinin bölgede sonuçları yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Efrin işgal savaşının bütün dünyadaki Kürtleri ve dostlarını ayağa kaldırması ve en önemlisi 3 günde biter denen işgal savaşında Türk ordusu ve ÖSO’nun cihatçı çeteleri ağır kayıplar vermeye başlayınca Rusya için ‘Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma’ süreci başladı. QSD güçlerinin politik, askeri olarak baskın, kararlı ve en önemlisi Suriye’deki tek çözüm sahibi güç olması, QSD’nin olmadığı bir platformda Suriye’nin de bir geleceğinin olmayacağının en açık göstergesi. Rusya’nın Türkiye ile girdiği akçeli işlerin geleceğini bilemeyiz ama Rusya kendisini, Türkiye ve cihatçı ÖSO çetelerinin Efrin’de çok büyük ihtimal yaşayacakları hezimetin ortağı yapmıştır.

Related Articles