Putin-Trump yakınlaşması Erdoğan’ın Suriye hesaplarına ters-Fehim Taştekin

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump’ın Vietnam’daki Asya-Pasifik Zirvesi sırasında Suriye’de askeri çözümün olmadığı ve bütün tarafların Cenevre sürecine katılması konusunda anlaşması Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hiddetlendirdi.

Suriye’de Rusya ve ABD’nin gündemlerinin yakınlaşması, Türkiye’nin Suriye’de hem Kürtlerle ilgili hesaplarına hem de Suriye’nin geleceğinde yer alma konusundaki beklentilerine gölge düşürüyor.

Erdoğan, Putin-Trump mutabakatını “Askeri çözüm söz konusu değilse o zaman çeksinler askerlerini. Dünya ahmak değil. (…) Merkezi yönetimin öldürdüğü insan sayısı 1 milyona ulaştı. Orada Türkiye’nin askeri yok ki! Çeksinler askerlerini, siyasi yönteme başvurulsun. (…) Seçime gitmenin yolları aransın. Amerika’nın Suriye’nin kuzeyinde beş hava üssü var. Bir de Rakka’ya hazırlıyorlar. Sekiz tane de ayrıca üssü var. Rusya’nın beş tane var. Bu gerçekleri nereye koyacağız?” diye eleştirdi.

Erdoğan bu öfkeyle 13 Kasım’da Putin’le görüşmek için Soçi’ye gitti. Görüşme sonrası iki lider ortak basın toplantısında Astana mutabakatı çerçevesinde çatışmasızlık bölgeleri oluşturma sürecinde ilerlemeler kaydedildiğini ve iş birliğinin süreceğini vurguladı. Erdoğan’ın tonu bu kez daha uzlaşmacıydı: “Siyasi çözüme odaklanabileceğimiz bir zemin oluştu. Bu arada Sayın Putin ile Trump arasındaki Vietnam’da yapılan açıklamayı önemsiyoruz.”

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov Erdoğan’ın Rus ve Amerikan askerlerinin çekilmesi çağrısına dair soruya “İki liderin tartıştığı konular çok karmaşık ve açıklanmayacak” yanıtını verdi.

Kürtler bağlamında Ankara ile Moskova’nın uzlaşamadığı üç mesele var:

  • Türkiye’nin İdlib’te çatışmasızlık rejimin kurulması planına vereceği katkıya karşılık Türk ordusunun Afrin’e operasyon düzenlenmesi.

  • Kürtlerin siyasi çözüm müzakereleri çerçevesinde Rusya’nın ev sahipliğindeki Suriye Halkları Kongresi’ne davet edilmesi.

  • Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) Cenevre sürecine dahil edilmesi.

Türkiye şimdiye kadar bütün platformlarda Kürtlerin resmen katılımını önledi.

Özellikle Astana sürecinde sergilediği iş birliğine rağmen Ankara’nın taleplerinin göz ardı edilmesi Türk hükümetini rahatsız ediyor. Erdoğan’ın Soçi’ye hareketinden önce Rusya ile Afrin’e ortak operasyonu konuştuklarını da belirtip “Onların da buradaki olumlu yaklaşımları bizim bu planımızı her an uygulamaya sokmamıza fırsat veriyor” demesi dikkat çekti.

Fakat Rusların Kürtlerle yürüttükleri temaslarından çıkan sonuç, Rusya’nın Afrin’e operasyon için yeşil ışık yakmadığını ve Kürtlerin çözümün parçası olduklarına yönelik ısrarını sürdürdüğünü gösteriyor.

Tam da Erdoğan Soçi’deyken İslam Devleti’ne (İD) katılmış Rus vatandaşı savaşçıların ailelerini Kamışlı’da Halk Savunma Birlikleri’nden (YPG) teslim alan Rusya Senatosu Dış İlişkiler Komitesi Başkan Yardımcısı Ziyad El Sebsebi, Moskova’nın tutumunu şöyle aktardı: “Rusya Kürtlere karşı asla olumsuz bir tutum içinde olmamıştır. Kürtlerin haklarını elde etme isteklerini her zaman anlamıştır. Böyle devam edeceğiz.”

Halep doğumlu olan El Sebsebi, Cenevre ve Astana dahil tüm toplantılarda Kürtlerin yer alması için büyük çaba harcadıklarını belirtirken Suriye ordusu ve İran bağlantılı güçlerin, YPG ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kontrolündeki bölgelere saldırması halinde Rusya’nın tepkisine dair soruya şu yanıtı verdi: “Rejim güçleri ile SDG arasında olası bir savaş durumunda Rusya taraf olmayacak, uzlaştırıcı rolü oynayacak.”

Bunlar, Erdoğan’ın bütün beklentilerini açığa düşüren açıklamalar.

Kürt kaynakların verdiği bilgiler de Erdoğan’ın bütün yakınmalarına rağmen sürecin Ankara’nın öngördüğünden farklı bir şekilde ilerlediğine işaret ediyor. Kamışlı’da El Sebsebi’yi ağırlayan Cezire Kantonu Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Ebdulkerim Ömer, Al-Monitor’a yaptığı açıklamada Rusya’nın Kürtleri siyasi çözüm sürecine katma ısrarını sürdürdüğünü vurguladı. Ömer Rusya’nın Soçi’de yapmayı planladığı Suriye Halkları Kongresi’ne demokratik özerk yönetimin farklı birimlerinden Kürt, Arap, Süryani, Aşuri, Ermeni, Çeçen ve Türkmenlerden oluşan temsilcilerin katılacağını kaydetti.

Ömer Şam’la müzakereler konusunda ise yeni bir durum olmadığını not etti: “Geçen yıl Himeynim’de Rusların arabuluculuğunda rejimle Suriye’nin geleceğini, Kürtlerin haklarını ve Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu’nun durumunu tartıştık. Fakat rejim siyasi çözümü tartışmaya hazır değil. Yönetimle yeni bir temas yok.”

Ömer Afrin’e operasyon ihtimaline dair de “Karışık bir mesele. Rusya, İran ve ABD gibi bölgesel ve uluslararası oyuncuların bu tür bir saldırıya karşı çıkacağına inanıyoruz.” dedi.

Rakka’daki sivil yönetim çalışmalarını yürüten PYD’den bir yetkili ise Ruslarla temaslardan hareketle çıkan noktaları Al-Monitor’a şöyle aktardı: “Halklar kongresi 18 Kasım’da Soçi’de düzenlenecekti ama Türkiye Kürtlere itiraz ederek bloke etti. Rusya tepkileri yumuşatmak için adını ‘Suriye Ulusal Diyalog Konferansı’ diye değiştirdi. Yeni ara formüller bulunabilir. Kanaatimize göre Türkiye itirazını geri çekebilir. Biz Rakka, Tabka, Menbic dahil bütün bölgelerden 100 isim göndereceğiz. Yani sadece Kürtler gitmeyecek. (…) Rusya halklar kongresinde çok ısrarcı çünkü ‘Suriye’de başardık, çözümün siyasi zeminini oluşturduk’ mesajı vermek istiyor. (…) ABD halklar kongresine karşı çıkmıyor. Bize ‘Gidin düşüncelerinizi aktarın’ diyorlar. (…) Rusya’nın özerkliğin Suriye anayasasına yansıtılması konusundaki önerisi hala geçerli. Fakat bize ‘Soçi’ye geldiğinizde Kuzey Suriye Demokratik Federasyonu demeyin, adını anmadan projenin içeriğini paylaşın’ tavsiyesinde bulundular. Bu, Ruslarla bizim aramızda bir pazarlık değil tepkileri azaltmaya yönelik öneri. Ruslar Rusya Federasyonu’ndaki Tataristan örneğindeki gibi bir modele sıcak. Rejim ise federasyonu değil Afrin, Kobani ve Cezire’deki kanton sistemini benimseyebilir. (…) Putin-Trump mutabakatı Kürtler için iyi yönde bir gelişmedir. Çünkü Rakka’nın özgürleşmesi sonrasında rejimin bize yönelik tehditleri arttı. Askeri çözüme yer olmadığına dair bir anlaşma, rejimin SDG’nin kontrol ettiği bölgelere yönelik operasyon planlarını önler. Böyle bir taahhüdün hem Rusya hem ABD tarafından gelmesi bizim için iyidir. ABD’liler zaten ‘Biz buradayız, sakın saldırmaya kalkışmayın’ mesajı veriyor. Siyasi çözüm bulununcaya kadar uluslararası koalisyon burada kalmaya devam edecek. Aksi halde koalisyon burayı terk etmeyecek. Bu da bizim için güvencedir. Ruslar bize Türkiye’nin Afrin’e saldırmasına izin vermeyeceklerini söylüyor. Görüşmelerde ortaya koydukları tavır budur.”

Bütün bu tartışmalar, arka planda geçen diyaloglar ve sahadaki güç dengeleri Türkiye’nin Fırat Kalkanı ile Suriye sahnesinde elde ettiği operasyonel ve caydırıcı pozisyonuna rağmen henüz istediğini koparacak durumda olmadığını gösteriyor. Özellikle de Türkiye’ye rağmen Rus-Amerikan yakınlaşmasında kaydedilecek anlamlı bir ilerleme, Kürtlerle çatışma olmadan bir çözüm bulunmasının yolunu açabilir.

Al Monitor

Related Articles