Postmodern paylaşım savaşının çatlakları artıyor-Aykan Sever

29 Kasım 2017 Çarşamba

Bu hafta başlıkta ifade ettiğim durumu destekler türden gelişmeleri sizlere özetlemeye çalışacağım. Bu yöndeki en önemli adım Sünni NATO’su diye anılan ülkelerin bu hafta ilk toplantısını Suudi Prens Bin Salman önderliğinde yapması oldu. ABD ve İsrail destekli oluşum kendini “Teröre Karşı İslam Ordusu İttifakı” diye tanımlıyor. Sünni NATO’sunda yan yana gelen ülkelerin farklı amaçları olmakla birlikte Suudiler hedefe İran ve bağlaşıklarını oturtma niyetinde. Bu adımın muhtemel sonuçlarından biri giderek sönümlenme eğilimi gösteren Ortadoğu’daki savaşın maalesef yeniden harlandırılması olacak. “Başarı” ihtimali zayıf olsa da bu gelişme gündeme gelebilecek olan barışçıl evrilmeleri baltalayacak nitelikte. Mesela, bir yanda “Suriye muhalefeti”ni masaya oturmaya zorluyormuş gözüküp, El Nusra’nın desteklenmesi olası. Fakat bu ittifakın sorunsuz ilerleyeceği Suudilerin beraberindeki güçleri istediği yere sürükleyebileceğini düşünmek henüz pek mümkün değil.

Nitekim Mısır’ın Hizbullah ve İran’a karşı yürütülmeye çalışılan politikalara itirazı adeta DAİŞ saldırısı ile yanıtlandı. 300’ün üzerinde insanın hayatını kaybettiği katliam DAİŞ açısından bir anlamda ilk sayılır. Daha önce bu ülkede Kıpti Hıristiyanlar hedeflenirken bu sefer Cuma namazı sırasında Sünniler öldürüldü. Mısır basınında bu saldırının arkasında uluslararası güçlerin olduğu iddia edilirken işaret edilen yerlerden biri de Erdoğan rejimi. Hatırlanacaktır, saldırı öncesi TC adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle Mısır’da 29 kişi gözaltına alınmıştı. Mısır’da olan bu katliam elbette bir tesadüf değil. Çünkü bir süredir basına 5 bin 700 kadar DAİŞ’linin Irak ve Suriye’den Kuzey Afrika ülkelerine döndüğü haberleri yansıyor. DAİŞ’in Suriye ve Irak’ta yenilmesi onu iyice anonimleştirdi ve daha da fazla manipülasyona açtı. Bundan sonra bu grubu dünyanın sağında solunda uluslararası güçlerin bilardo topu olarak daha fazla göreceğiz.

Libya’da sürmekte olan açık savaşa özellikle Afrika’nın iç bölgelerinde başkaları eklenebilir. Afrika’nın militarizasyonu destekleyen bir başka gelişme ise Rusya’nın Sudan’da Kızıl Deniz kıyısında askeri üs kurma hazırlıklarına girişmesiyle başladı. Sudan’ın dünyadan dışlanmış Devlet Başkanı Ömer el Beşir’in de tıpkı Erdoğan gibi Putin’e sığınması elbette bir tesadüf değil. Bölge ülkelerinden Türkiye’nin de askeri üssünün bulunduğu Somali ise adeta ABD’nin atış alanına dönüştü. ABD Afrika Kuvvetleri Komutanlığı (AFRICOM) son haftalarda hemen hemen her gün DAİŞ ve El Şebab’a karşı onlarca hava saldırısı düzenliyor.

Asya’ya baktığımızda ise olumsuz gelişmeler açısından dikkat çeken ülkelerden biri Gürcistan. Geçtiğimiz hafta Başkent Tiflis’te 2 DAİŞ’çi öldürüldü, biri yakalandı. Bu türden bir olay Gürcistan için bir ilk. Çetecilerin Türkiye’den geldiği sanılıyor. Dikkat çekici başka hadise ise Batum’da 12 kişinin hayatını kaybettiği otel yangınıydı. Hemen öncesi Türk basınında “kumar oynamak için Batum’a gidiyorlar” haberleri göze batıyordu. Olanlar arasında doğrudan elbette bir bağ olmayabilir. Sonuçta olansa Sovyetlerin dağılması sonrası yeterince istikrarlı bir görünüm vermeyen Gürcistan’ın da uluslararası çekişmelerin arenası haline gelme olasılığı. Tıpkı Ukrayna gibi. Sorunları artan bir başka ülke ise Pakistan. Çin’le gelişen stratejik ilişkileri nedeniyle çeşitli zorluklarla karşı karşıya bırakılacağına daha önce değindiğimiz ülkede DAİŞ vb. grupların saldırılarında artış var. Ayrıca ülkede ABD destekli “İslamcı muhalefet” saha kazanıyor. Buna geçen hafta bir de ABD ile doğrudan yaşanan bir gerginlik eklendi. ABD’nin terörist saydığı İslamcı lider Hafız Said serbest bırakıldı. ABD, Said’in bir an önce tutuklanmasını istiyor. Öte yandan Hindistan’ın güneyindeki ada ülkesi Sri Lanka’da ise Myanmar’dakine benzer Budist-Müslüman çatışması haberleri basında yer almaya başladı. Müslümanların azınlıkta olduğu ülkede daha önce de Budist saldırıları yaşanmıştı. Filipinler’de de Duterte yönetimi Yeni Halk Ordusu(NPA) ile sürmekte olan barış görüşmelerini sonlandırdı. Savaşı tercih etti. Bu gelişme Çin karşıtı bir hamle olarak yorumlanıyor.

Yukarıda postmodern karakterli yeniden paylaşım savaşındaki gelişmeleri özetlemeye çalıştım. Yerimizin sınırlılığı nedeniyle birçok şeyin niyesine, nasılına değinemediğim gibi dünyanın Batı’sına hiç göz atamadık. Bütün bu gelişmeler bakıldığında sonuç olarak şunu söylemek mümkün, kapitalizmin esiri politikacılar, biz onlara yeni bir dünya umuduyla “dur!” demediğimiz sürece kendi savaş bataklılarına bizleri çekmeye devam edecekler.

161
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles