Özgürlük İçin Mücadele Ederken, Faşizme Esir Düşen Ülke!

AKP devleti, şu an Almanya, Hollanda, Danimarka ve esasında AB ile diplomatik bir kriz yaşamaktadır. Kriz, 16 Nisan da yapılacak, faşist diktatörlüğe ’Sivil’ kıyafet giydirecek olan Anayasa oylaması için, AKP Bakanlarının Avrupa’da yaşayan Türkiyelileri propaganda meydanlarına sürmek istemesinden doğmuştur.

AKP tekrar bir mağduriyet ortamı için, bu sefer de ülke dışındaki vatandaşların oy ‘haklarına’ sahip çıkarken uğradığı ‘haksızlık’ temelinde Türkiye’deki insanların duyguları üzerinde oynamaya başlamıştır.

Bu oyunun AB ülkelerinde yaşayan vatandaşlara vereceği zarar ve ülkeye getireceği, belki onarılması yılları alacak diplomatik tahribatlar, Erdoğan ve kurmaylarının umurunda değil.

Erdoğan ve AKP çok rezil bir mağduriyet oyunu sergilemekte. Oysa oynadıkları oyun, kendi yasalarına göre bile, suç!

Peki neden bu yola başvuruyorlar? Bu yola başvurmalarının birinci nedeni, vatandaşın cehaletini, ikinci nedeni ise, vatandaşın sorunun hukuki boyutundan habersizliğini hayasızca kullanmak.

‘‘2008 yılında 298 Seçimlerin usulünü düzenleyen kanun 94 A maddesi değişti. Bu kanuna göre, ‘’Yurtdışı seçmenler, milletvekili genel seçimi, Cumhurbaşkanı seçimi ve halk oylamasında oy verebilirler. Yurtdışı seçmenler, sadece seçime katılan siyasi partilere oy verebilirler. Yurtdışında ve yurtdışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz. Yine Anayasa’nın 79’uncu maddesi, Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulması, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi işlemlerinin genel yönetim ve denetimi de milletvekili seçimlerinde uygulanan hükümlere göre olur, diyor.” Bu değişikliği yapan AKP hükümeti.

Peki bugün olup bitenleri, Avrupa ülkeleri açısından nasıl yorumlamak gerekir? Avrupa Birliği’nin başını çeken ülkeler, bu noktada bilerek, ya da ‘bilmeyerek’ diplomasi sanatında kaba bir hatta mı yapıyorlar?

AB’nin Türkiye’ye yönelik bu tutarsız politik ve diplomatik davranışlarını, Recep Tayip Erdoğan hem mağrur, ama hem de mağdur sıfatıyla ustaca kullanıyor ve O, bu fırsatı mümkün olduğu sürece kulanacaktır.

Gerek AB, gerekse ABD ve Rusya Türk devleti ile olan ilişkilerini çıkar hesaplarına göre ele alıyor. ‘’Devlet ve ülkeler kalıcı, hükümetler ve yöneticiler geçici’’ prensibinden hareket ederek, partnerleri durumunda olan bu yönetimlerin katliam, soykırım ve faşist diktatörlük heves ve uygulamalarına göz yumuyorlar!

Bu devletlerin, Erdoğan ve çetesinin hoyratlığına, Demokrasi güçlerinin Erdoğan sistemine zulmüne maruz kalmasına sessiz kalması, bu devletlerin Türk devletiyle yaptıkları tarihsel kirli gizli çıkar anlaşmalarının bir gereğidir.

Fakat uluslar arsı çıkar ilişkileri gereği, zaman zaman Türk devletinin kirli ilişkileri fonksiyonsuz kalıyor. ABD ve AB ile giriştiği kavgayı bu gelişmelerin ürünü olarak okumak gerekir.

Bu durumun en çarpıcı örneğini, Erdoğan’ın Almanya Başbakanı Angela Merkel şahsında Almanya’ya karşı başlattığı saldırının argümanlarında görüyoruz.

Erdoğan’ı bu kadar çileden çıkaran, Erdoğan’ın terörizmi himaye derken sessiz kalan partnerlerinin, bugün terörist eylemlerine göz yummamaları!

Suriye’de, Erdoğan’ın da direkt taraf olduğu terörist saldırılar, Suriye halkını katliamlara ve göçe mecbur bırakmıştır. Erdoğan’ın terörizmi himaye, silahlandırma ve eğitme faaliyeti ABD ve AB’nin bilgisi dahilinde olmuştur. ABD ve AB Esad’ı devirme adına bu terörist örgütlenmeye seyirci kalmışlardır; ta ki işler çığırından çıkıp, Terör Avrupa’yı vuruncaya kadar.

Terör, salt bir şiddet olarak Avrupa’ya yönelmedi, bundan daha öte Avrupa’yı bir insan göçü seline boğdu.

Bu duruma karşı hazırlıksız olan Avrupa, sorunun çözümünü, sorunun yaratıcıları eliyle çözmenin arayışlarına girmiştir.

Almanya’nın Erdoğan’la yaptığı ‘’Sığınmacı akımını engelleme anlaşması’’ işte böyle bir durumun sonucu olarak gündeme gelmiştir.

Sığınmacı akımını Avrupa’ya, ama birinci derecede de Almanya’ya durdurmak için, Erdoğan ile Almanya başbakanı A. Merkel arasında bir pazarlık yapılmıştır. Bu pazarlığın bilinen yanı vize serbestisi ve para yardımı olurken, bilinmeyen gizli yanı ise, Kürdler olmuştur. Bunu bugün Erdoğan’ın feryatlarından anlıyoruz.

2016 Ekiminde YPG’nin flamalarının yasak kararı, bu kirli ve çirkin pazarlığın sonucu olarak Türk devletine verilen ödün!

Erdoğan, dün(18 Mart) Frankfurt Şehrinde on binlerin katılımıyla kutlanan Newroz kutlamalarının yasaklanmamasına, YPG bayraklarının taşınmasının engellenmemiş olmasına olan öfkesini şu sözlerle dile getiriyor: ‘’Merkel, sen şu anda Nazi uygulaması yapıyorsun. Orada yaşayan Türk kardeşlerime, oraya gelen bakanlarım, milletvekillerim. Bu siyaset ahlakına sığar mı? Senin görevin terörist örgütün destekçilerine sahip çıkmak değil, onları teslim etmektir.’’

Erdoğan, Suriye’den gelen sığınmacı akınını durdurmanın karşılığı olarak Almanya’daki Kürdleri kiriminalize ve terörize etme, Türk devletinin Kürd katliam ve soykırımlarına sessiz kalma temelinde varılan anlaşmanın kirli politikasını uygulamadığı için, diplomasinin gizliliğini de hiçe sayarak, Almanya Başbakanını yerden yere vuruyor! Nazilikle suçluyor!

Erdoğan’ın A. Merkel’i ‘’Nazizimle’’ suçlaması ne kadar absürt ise, Erdoğan’ın bu edepsizliğinden Alman ve Türk devlet ilişkilerinin kirliliğinin de, o kadar payı vardır!

Almanya başta olmak üzere, AB, ABD, Rusya,… Kürdleri masada koz olarak görmekten vaz geçmelidirler! Kürdler, Ortadoğu’nun seküler, demokratik değerlere bağlı, ırk, din, dil ayrımı gözetmeden insanlığın ortak değerleri için ağır bedeller ödeyen tek gücü durumundadırlar.

Demokrasi ve insan haklarından yana olduğunu söyleyen AB, ABD, Rusya ve diğer büyük devletler, bu değerleri ayaklar altına alan güçlerle olan kirli ilişkilerini yeniden gözden geçirmek zorundadırlar. Aksi durumda bugün partnerleri olan diktatörlüklerin eliyle koordine edilen terör onları da vuracaktır ve bu politika ile terörün sonunu getirmek mümkün değildir!

Terör, devlet destekli ve devlet himayesine sahip olduğu sürece, kökünün kazınması mümkün olmayacaktır.

Günümüzde ‘’Devlet’’ statüsündeki terörist teşkilatlanmalar ıslah edilmediği sürece, insanlık, Devlet legitimasyonu zırhı altındaki teröre her gün maruz kalacaktır!

Kürdler ise, eğer Ortadoğu ve dünya politikasında masada koz değil de taraf olmak istiyorlarsa, atacakları ilk adım ulusal birliğin önündeki bütün engelleri, bedeli ve tahribatı ne olursa olsun, yıkarak dört parça Kürdistan’ı ve bu parçalardaki Kürdistan’i ulusun ulusal birliğini bir an önce oluşturmak zorundadırlar!

Kürdler ortak bir ulusal yapıya kavuşmadıkları sürece, dünya siyaset ve diplomasi pazarlık masasında, maalesef, sadece koz olarak kullanılacaklardır!

Devletlerin dostlukları olmaz, sadece çıkar hesapları olur! Bugün dost görünen, yarın çıkarı öyle gerektiriyorsa, dün dost dediğini çok rahat satar!

Related Articles