Özgürlük Hareketinin Bir Dönemine Işık Tutacak Röportaj – 2

Ateşten Bir Ekibin Hikayesi

Kudüs üzerinden Filistin İsrail meselesi yine dünyayı ve bölgeyi meşgul ederken biz bir dönem mazlum Filistin halkının yanında İsrail siyonizmine karşı savaşmış yiğit insanların hikayelerin R. Y. ‘den dinlemeye devam edelim.

1986 yılında Cezaevinden çıkan R. Y. yıllar sonra yoldaşlarıyla Dersim dağlarında yeniden karşılaşır. Dönem artık PKK’nin silahlı mücadeleyi başlatığı dönemdir. Kürdistan’ın her yerinde olduğu gibi Dersim dağlarında da silahlı gerilla birliklerinin olduğunu gören R. Y. ”PKK’nin yıllara önce söylediğini çoktan pratiğe koyduğunu gördüm” diyordu. Bu durum karşısında çok mutlu olduğunu ifade eden R. Y. ”Ben 1980 faşist darbesinin yaratığı o zor zindan koşullarında bir çok yoldaşımdan haber alamamıştım ama yıllar sonra bir çoğunun halâ hayata olduklarını öğrendim ve onlara kavuşmak görüşmek ayrı bir heyecan verdi bana” diyordu.

Hiç zaman kaybetmeden yoldaşlarıyla sürekli görüşmeye devam eden R. Y. bu dönemin yaşanan acı tatlı tüm gelişmelerinin birebir tanıklığını da yapar. Devletin yükselen gerilla faaliyetleri karşısında boş durmadığı her türlü saldırı, komplo ve çeteci anlayışı örgüt içine sızdırmaya çalıştığını da dile getiren R. Y. Bu çeteci anlayışın Dersim’e büyük zararlar verdiğinin altını çizerek sorularımıza şöyle cevap verdi:

D.V. : Dersim’ hangi tarihte gittiniz ve oradaki gerillarla ilk temasın nasıl gelişti?

R. Y. :  1986 yılının Haziran veya Temmuz ayıydı Dersim’e gittim dağda arkadaşlarla görüştüm. Roj Deresi bölgesine giderek Vahap Çolak ve diğer arkadaşlarla görüştüm. Sonra bana Murat’ın ve Cemil arkadaşlarında da burada olduğunu söylediler. Onları gördüm çok duygulandım sarıldık hasret giderdik hepsiyle. Zaten ilişkilerim hep devam etti, arkadaşlarla sık sık görüşüyorduk. Bölgede o zamanlar, Yücel, Haydar Karasungur, Hasan Ali, Adnan diye arkadaş onlar vardı. Şahmuz (Şahismail Altun) bölgedeydi, Bu arkadaşlar dışında, Vahap Çolak arkadaşla sık sık görüştüm. Vahap arkadaş gittikten sonra, Salih Kılıç, (Ekrem) arkadaş geldi. Murat’la dört beş defa çeşitli zamanlarda görüştüm, en son kışın aylarında bu Pax Ali tarafında bir bölgede görüştük. O dönem iyi bir örgütlülük yaratıldı.


D. V. : Bu dönemde önemli örgütlenme başarılarının yanı sıra çeteci bir anlayış da var ve bunların ortaya koyduğu bazı olumsuz pratikler oluyor. Sen bu sürecin bire bir tanığısın, bu konuya ilişkin neler söylemek istersin ?

R. Y. : Bazı arkadaşlar hariç Dersim bölgesindeki tüm yönetiminin katıldığı bir toplantı gerçekleştirildi. Kimler vardı orada? Yücel vardı, Erdoğa Bozkurt arkadaş vardı, Erdoğan arkadaş benim cezaevi arkadaşımdı öğretmen okulundan tanıyordum. Fakat bu toplantıda olması gereken arkadaşlardan Murat ve Cemil arkadaş yoktu, neden yoktu anlamamıştım zaten. Ekrem (Salih Kılıç) vardı ve Hıdır Yalçın vardı, o zaman ki adı Metin. Hıdır Yalçın bu toplantıda bazı şeyler söyledi konuşma yaptı. “Böyle yapıcam, şöyle yapıcam, böyle eylem yapıcam” gibi bir çok cümle sarf edince ben konuşmasından şunu çıkardım ve dedim ‘Bu buraya yel değirmenlerine saldırmaya gelmiş’. Adamın sol sekter bir bakış acısı vardı ve Kemalist entrikacı bir kişilik özeliğini hemen göstermişti. O dönem bu toplantıda olan güvendiğim ve bu duruma şahit olan arkadaşlar vardı. Onlara Kürtçe bizim dille ”Nu amo Dersim gadeneno, fermanı dersim veceno, cençeko no kodi tedini kirkeno itera remeno” ( Bu gelmiş Dersim’i bitirecek, Dersimin fermanını çıkartacak, dağdaki bu gençleri ölüdürüp buradan kaçacak) diye görüşlerimi aktarmıştım ve yıllar sonar da öylede oldu. Bu nasıl çıktı ben öyle müneccim filan değilim.

Hıdır Yalçın, sol sekter mantıkla yürüyen bir insandı. İyi bir demagog olduğunu biliyorum. Ağzı iyi laf yapan, iyi edebiyat yapan diyeyim. Entrikacı, komplocu, kelimeleri sağlam dizen, üst üste koyan yani kendisini her zaman suyun üstünde taşıyan bir kişilik. Yani zeytin yağı derler ya suyun altına düşmeyen bir kişilik hep üst üzer üst de kalır, ben öyle tanımlıyorum. Yani Kürt özgürlük hareketinde böyle bir kişilik yok! Hıdır Yalçın’dan önceki gruplar planlanmasını iyi yapan, lojistiğini iyi sağlayan, düşman iyi yönelen,, nerede üstleneceğini, nerede eylem yapacağını iyi bilen bir ekip vardı. Küçük bir ekipti ama ateşten bir ekipti. Yücel, Ekrem (Salih Kılıç) olsun, Murat olsun öyle insanlardı, öyle arkadaşlardı. Ateş gibilerdi yani. Eylemin olmadığı hafta yoktu. Öyle götürüyorlardı. Düşman şehrin dışına çıkamaz olmuştu.

Şimdi ben asıl Murat’ı anlatacaktım sana. O dönem bir takım yargılamalar oldu. Bu çeteci ekip önce büyük hedeflere yöneliyor. Diyelim ki; Bölge komutanını gözüne kestiriyor, Yüceli kaçırtıyor, sonra Kemali kaçırtıyor. Yücel’e beraber Kemal gidiyor. Ben bu gibi süreçlerin yaşandığı zaman İstanbul’dayım olayı duyduğumda hiç şaşırmadım. Yücel onlar gittikten sonra bu sefer Murat’a yöneliyor. Çünkü son Hedef Murat’dı, Murat’ı da ortadan kaldırırsa tamamdı. Kendilerine engel olan bütün kişilere yöneliyorlardı. Hıdır Yalçın o zaman Medya’la beraberdi. Tilki Selimin eşi (Aysel Çürükkaya) beraber bölgeyi istediği gibi dizayn etmeye çalışıyorlardı. Aynı şimdiki bu AKP mantığı var ya, Tayyip mantığı. Ama her şeyi yaptığında da kitabına uygun yapıyor. Yapılan toplantılarda alınan kararlarda “ben bunu arkadaşların onayıyla aldım, arkadaşların kararıyla aldım” diye uyduruyor.

O dönem Dersimde yaşanan Hıdır Yalçın olumsuzluğunun Partide farkında tabi. Müdahale için gruplar gönderiliyor Önderlik Sahasından. işte bunlardan bir tanesi Veli Teyhani arkadaşın içinde olduğu grup. Onlar Dersim sağasına Müdahaleye geliyorlar. Hıdır Yalçın Bu arkadaşları geldikleri yerden grup gönderip almıyor. Murat arkadaş defalarca gidip getirmek istiyor ama Hıdır Yalçın onuda bırakmıyor. Bu kulp’mu Sason mu o tarafta, ta ki imha olana kadar orada bekletiyor ve o arkadaşlar orada şehit düşüyorlar.

Bunun dışında mesela Salih Kılıç arkadaşın şehadeti de öyledir. Oda Hıdır Yalçın döneminde şehit düştü. Hıdır, kendisi ile anlaşmayan arkadaşları hedef alırdı. Veysel Bozkaya diye bir genç vardı Hozatlı. hasta rahatsız bir arkadaşdı onun şehadeti de Hıdır Yalçın eliyle oldu. Kısacası o dönem pratiğiyle mücadeleye ve halka zarar veren bir kişilikti. Geri dönüp o zamanki parti kaynaklarına, devlet kaynaklarına bakın yararlı tek bir şeyi yoktur Hıdır Yalçın’ın. Onun döneminde askere polise karşı yapılmış etkili tek bir eylem yoktur. Yaptığı tek şey elektrik direklerini devirme, boş okulları yakma. Unutmadan şu belirteyim, bunun mutlaka yazılması lazım Kemal Kuru arkadaşın şehit düştüğü çatışma var, onun yazılmasını istiyorum. Ben bunu sonradan cezaevinde öğrendim. Partizan’da (TKP/ML-TİKKO) Pala Sılo vardı. İ. Candan, yakalanıp çözülüyor, cezaevine gelmişti o bana anlatı. ”Ben sığınak göstermeye giderken tesadüfen çatışma çıktı sizden bir arkadaş orada şehit düştü” dedi. Sanırsam bu Seyit Rıza kalesi yakınlarında bir yer olması lazım. Kemal Kuru ve bir arkadaş su almaya iniyorlar. Bu Pala Sılo da askeri getirirken orada çatışma çıkıyor, Kemal arkadaş orada şehit düşüyor. Diğer arkadaş kendini Suya atıyor kurtuluyor mu bilmiyorum. Bu yaptığından dolayı cezaevinde onunla karşı karşıya gelmiştik.

D. V. : Belki klasik olacak ama bu insanlar kimdi dersem nasıl anlatırsınız?

R. Y. : Bu insanlar farklıydı. Özelikleriyle, duruşlarıyla, yaşamlarıyla örneğin Murat’ı şöyle tanımlayabilirim… Derler ya benim bir yol arkadaşına ihtiyacım var, hiç çekinmeden tereddütsüz benim yol arkadaşımdır derdim yoldaşımdır derdim. Güvene bileceğim sırtımı yaslayabileceğim bir dağdır Murat. En kötü zamanda en zor zamanda benim moral kaynağımdı diye bilirim. İnsanın hedefine kilitlene bileceği onunla berber hedefine yürüyebileceği bir kişi derim. Çok şakacı biriydi. Her şart ve koşulda moral ve motivasyon gücü olan birisiydi. Şakayı ve morali hiç eksik etmezdi ama eylem zamanında büyük bir ustaydı, böyle bir kişilikti. Dağları ve dağ yaşamını iyi bilen bir arkadaştı. Ben onun ölümünü kabullenemem imkansız bir şey benim için. Duydum yani dediler Murat ölmüş şok oldum. Her arkadaşın önemli özelliği vardı. Mesela Ekrem (Salih Kılıç) arkadaşla onu kıyaslarken, Ekrem arkadaş müthiş kavgacı bir arkadaştı yani böyle kasırga gibiydi ama Murat düşmanla kavga ederken moralle şakayla oynarcasına kavga ederdi. Ben hep derdim insanı dağ ortamında yaşatan ayakta tutan moraldi Murat (Polat Tosun) moralin kendisiydi.

Şehit Şahin’de öyle di, o zor cezaevi koşularında bir gün moralini düşürmedi. Şehit Baki’de öyleydi müthiş bağlıydılar. Zor koşullar altındaydık bütün olumsuzluklara karşı bir gün geri adım atmadılar. Örneğin sorunlu arkadaşlarımız vardı onlara karşıda bir gün bile taviz vermediler. Orada bizi bir birimize bağlayan moral veren Apolculuktu diyorduk. Başkan sağdır yeniden bir örgüt yaratır, bir değil bin örgüt yaratır derdik. Bizim belkide bağlı olduğumuz şey oydu. Birbirimize bağlılığımız oradan geliyordu belki. Kendi aramızda konuşuyorduk diyorduk. Abdullah yoldaş sağdır. Ozaman Önderliğe Abdullah arkadaş veya yoldaş derdik. Bizi ayakta tutan bize direnç veren şey oydu.

D. V. : Murat, ve Baki’nin şehadet olaylarını duyduğunuzda neredeydiniz nasıl duydunuz, nasıl gelişmişti?

R. Y. : Ben ihsan (Şehid Baki) onların şehadet olayını duyduğumda Avrupa’daydım, Polat onlar beraber şehit düştüler değilmi?

D. V. : Yok, belki bir hafta arayla şehit düştüler karakoçan tarafında Sülbü Stari bölgesinde.

R. Y. : Dediler bir sürü sorun yaşanmış oradan gelen arkadaşlar durumu anlatıyordu. Dr. Baran dönemiydi. Düşmanın yaratığı ve müthiş bir bilgi kirliliği ve gelen giden insanların anlattığı bilgi kirliliği vardı. Halâ anlam veremiyorum Murat (Polat Tosun) 1992’de Sülbü stari’de şehit düştü. Bu durum şaibelidir. Nasıl oluyor da, bir düğüne gidiyor açık veriyor ve şehit oluyor. Bu mümkün değil Murat’ın yapacağı bir şey değildi bu, Murat böyle tedbirsiz biri değil, aklım almıyor.

D. V. : Evet 5 gün belki bir hafta sonrada Baki şehit düştü aynı bölgede farklı bir yerde. Benim bildiğim detay Baki çatışmada yaralanıyor yarası da ölümcül değil ama arkadaşlarına yük olmamak için silahını önce vermek istiyor. Ve beni vurun gidin diyor. Dersimden yola çıkan Şiyar (Kazım Kulu) Botanda aynı hafta şehit düşüyor.

R. Y. : Arkadaşları yapmayınca o kendisini vuruyor tabi. Ama bunlar bir ekiplerdi. Hepsi de yiğit üstün özelikleri olan bir ekip. Düşmanın en çok peşinde koştuğu başına ödül koyduğu bir ekip. Ve aynı zamanda parti içine sızmış ya da düşman tarafından gönderilmiş o çeteci anlayışında yöneldiği ve hedef aldığı bir ekipdi bu insanlar. Hepsi de örnek alınacak insanlardı. Dürüst davaya bağlı insanlar bilinçli bir biçimde bu çeteci ekip tarafından hedef alınıyordu ki parti ve mücadele ele geçirilsin ve sonrada yok edilsin. Bu çeteci ekip başarılı olsaydı bugün kimse Kürtleri konuşmuyor olacaktı. Bugün dünyada Kürtler’den söz ediliyorsa bu şehitler sayesindedir. Biliyorsunuz Önderlikte ”PKK şehitler partisidir” der ve öyle tanımlar.

D. V. : Evet çok teşekkür ederim bu güzel bilgi ve anılarınızı bizimle paylaştığınız için.

R. Y. : Ben teşekkür ederim, benim için anlatması zor olsa da bu güzel yiğit insanları anlatıp kayıt altına almak tarihe bırakmak önemliydi tabi. Ne kadar anlatsam da bu insanları mutlaka eksik kalacak. Onlarla yaşamak bir şeyleri birlikte paylaşmak çok farklıydı anlatmak ise çok zor. Tekrar teşekkürler.

BİTTİ.
Düzgün VEROZ

Related Articles