Özgürlük Hareketinin Bir Dönemine Işık Tutacak Röportaj – 1

Yiğit arkadaşlarımız vardı o zaman, gözü kara arkadaşlar. Tabi o zaman nasıl yaşarız bu davayı ne kadar uzun sürdürebiliriz, onu düşünürdük aklımızdan geçen buydu.

Düzgün VEROZ

1970’li yıllar Kürdistan ve halkı için tarih boyu anlatılacak bir grup genç insanın faaliyetleri ve onların şahsından doğan olayalar zincirinin yaşandığı dönemdi. Yani Kürt halkı açısından geçmiş dönemin gerçeği ve bilimiydi. Kısa bir tanımlamayla Bu yakın geçmiş tarih biliminin gerçekleşmesini sağlayan kahramanların bir çoğu o geçmiş tarih biliminde kaldıkları gibi, o kahramanların yol arkadaşları birer tarih anlatıcıları gibi hala yaşamlarını sürdürmekte.

İşte bunlardan biride R. Y, kendisi adeta bir tarih emekçisi gibi nereye gitmişse o dönem yaşadıklarını gizli bir hazineymiş gibi bilinç heybesinde taşımış. ”Sana ne altayım nereden başlayayım. Bir tarih yaratıldı. benimle böyle bir kaç saat değil, günlerce haftalarca konuşman gerekir” diyerek bir kitabı dolduracak tarih bilgini olduğunun adeta işaretini veriyordu. Küçük mütevazi kahvesinde bir gece yarısı misafiri oldum. Sohbetimize başlarken telefonuna kaydettiği çok eskilere ait Bir kaç resmi göstererek ”Bak bu Hayri abi, Hayri Durmuş. Biz Hayri abi diyorduk” diyerek başladı. Bir dava uğruna birlikte yola çıktıkları, ama zaman içinde yaşamdan erken ayrılan yoldaşlarını anlatması kadar zor bir şey yoktur bir insan için. R. Y içinde öyle oldu, bazen gözlerinin içi parlayarak bazende yoğun bir duygun yoğunluğuyla duraksayarak, bazende bana çıkışarak ”nereden açtın bu konuları” diyerek önce cezaevi dönemi ve oradaki yoldaşlarını anlatarak konuşmasına başladı. Banada bu analtımı sizlerle paylaşmak düştü.

R. Y. : 12 Eylül döneminde biz içerideydik, cezaevine düşmüştük. Bu Tilek tarafında bir olay olmuştu. Bir Çerçi olayı, bunlar içeri düşmüşlerdi. Geldiklerinde bunlara çok kötü işkence yapmışlardı, çok kötü dövmüşlerdi. Şahin’in (Şahin Karakaya-Tosun) ayaklarının altı patlamıştı, yara olmuştu. Baki’nin (İhsan Tilek) ayaklarının altı patlamıştı. Yapmadıkları bir şeyden dolayı Şahin ve Baki’de almışlardı, yanlarında Abbas Koçer vardı, Çerçi; ”Biri buydu, dediği halde ona hiç bir şey olmamıştı, Abbas Koçer sapasağlamdı. Bir tokat bile atılmamıştı. Ama bu iki genci adeta öldürmüşlerdi. Tabi İhsan Tilek – Baki sonradan olayı bana anlatmıştı. ”Yapanların ikiside akrabam, yeğenlerim için olayı ben üstüme aldım” diyordu. Hele Şahin’e karşıda hep bir mahcuptu, İhsan gibi onunda hiç bir suçu yoktu. Zaten Şahin suçlamayı o kadar işkenceye rağmen kabul etmemişti. Ama kimsesiz olunca suç onların üstüne kaldı. Çerçi; ”Bular yapmadı. bunların hiç bir suçu yok” dediği halde.
Ben Ali ihsan’i (Şehit Baki), bizimle bu Türk solu örgütleri ile yaşanan sorunlardan dolayı Dağ mahallesinde görmüştüm. İhsan’la bizim Polat’ı (Polat Tosun). Yanlış hatırlamıyorsam 1978 olacak. Bunlar Dağ mahallesine gelmişlerdi, oradan tanıyorum. Cezaevine düştükten sonrada tabi, orada daha iyi tanıdım İhsan’ı tanıdım, Şahin’i tanıdım, onların yoldaşlığı, onların sevgisi, hele Şahin’in resim yapması, mükemmel resim yapardı. Şakaları. müthişti bu iki arkadaş hele İhsan çok candan çok içten bir arkadaştı. Bizim beraber olduğumuz grup, bizim Cemil vardı şehit düştü Mehmet Yüksel vardı, Veli Dağtekin vardı, oda şimdi çok kötü hasta, yatalak, bakıma muhtaç. Şimdi Bursa’da kalıyor sanırsam. Şey vardı Haydar Alpaslan vardı.
Ben İhsanı orada daha iyi tanıdım ama, İhsanın aile durumunu bilmiyordum. İhsanın ailesi geldi. Orada öğrendim ve çok kötü olmuştum halla unutamam o anı. Babam o zaman memurdu diğer insanlarımıza göre biraz daha iyiydik, iyi değildik ama işte bir maaş vardı. Alınan şeyleri İhsanın ailesiyle paylaşıyorduk. Mua mı vatene, kokim, kokime lale ama, çedi çik esto pare kem. (Annem diyordu yaşlı, dilsiz yaşlı gelmiş, evde ne varsa onunla paylaşıyoruz). Öyle kimseninde gücü yok, insanlar perişan herkes içeri düşmüş, bizimde Murat Şehit düşmüştü. Çok büyük zorluklar çekiyorduk. kimse bana ne olduğunu anlatmıyor. Sonra dışarı çıktığımda öğrendim bir çok şeyi çok acı şeyler yaşamıştı insanlarımız. Onları öğrendim.

D. V. : Peki ne kadar kaldınız birlikte?

R. Y. : Tam iki yıl birlikte kaldık. Bu iki insanımızda sahipsizdi hiç kimseleri yoktu avukat tutacak paraları yoktu. Öyle boşu boşuna yıllarca yatılar suçu işleyenlerden bir zaten hemen çıkmıştı. Diğeri de olayı yaptığı gün köyden kaçıyor Dersim merkeze gelerek kurtuluyor ve hiç yakalanmıyor. Sonra Malatya’da E tipi cezaevi yapıldı, beni orya götürdüler.
Bu iki insanla bir kitabı dolduracak anılarımız oldu anlatmakla bitmeyecek anılarımız. çok yetenekli el becerileri olan insanlardı bunlar. Hele İhsan çok güzel saz çalardı, bizde bir dönem saz vardı sonra onu bizden aldılar. Moral veriyor motive ediyor diye bizden aldılar.
İhsan arkadaşlığına bağlı bir insandı bu özeliği çok belirgindi. Fedakar, çalışkan, bir şey yaptığı zaman erinmeyen, sürekli arkadaşının önünde koşan, yani fedakarlığı ölçülemeyecek bir kişilikti. Şahin’de öyleydi oda öyleydi. Hele Şahin mükemmel resim yeteneği vardı çok güzel resimler yapardı. Şahin’in bir hitap şekli vardı, hitap ederken ”Welat sekan” Ülke ne yapıyorsun, derdi.

D. V. : Sizemi öyle derdi?

R. Y. : Yok herkese Welat diye hitap ederdi. orada birlikte yatığımız arkadaşlar vardı. Bir biriyle uyumlu olan bir gruptu bu arkadaşlar. Aslında yoksul aile geleneğinde gelen insanlardık, hepimiz aynıydık, aynı terazinin insanlarıydık biliyormusun. Onun için kimsenin kimseden bir üstünlüğü yoktu, bir ağırlığı yoktu, hepimiz beraberdik. Müthiş bir Apoculuk vardı. Devrimci ruh vardı. Herkes bir birine bağlı birbirini desteklerdi. Birlikte eğitim çalışması yapardık, toplu kitap okurduk, sohbetler, diğer cezaevindeki yoldaşlara mektuplar yazardık.
Kaldığımız yere bir gün sıkıyönetim komutanı geldi. İhsan’la Şahin yeni yakalanmışlardı. geldi beni çağırdı aramızda tartışma oldu ben adama sert çıktım. Nereden bileyim sıkıyönetim komutan. Ben askeri cezaevinden geldiğim için orada hep isyan vardı. Orada tartışmamız oldu. sonra Şahin ve İhsan onlara yöneldi ezmeye çalıştı ”nasılsın lan” dedi ve çerçi meselesini atı ortaya, demek ki o kadar kötü dövüp işkence yapmışlardı ki bu iki insana gelip onu sorma gereği duydu. Ben orada anladım ki bu iki arkadaşımız bilinçli planlı bir biçimde kurban seçilmişlerdi.
Orada sordum Ben Şahin’e dedim ne söylüyor ne yaptınız? ”Dedi Welat hiç sorma oda gelmiş bizimle dalga geçiyor kendince.”
Ben Malatya’da olduğum dönemde ve cezaevinden çıktıktan sonra İhsan’la Şahin’le uzun süre mektuplaştık. Bir gün eve baskın oluyor Bütün mektupları yakıyorlar çok üzüldüm. İhsan bana yazdığı mektuplarında gideceğinden söz ederdi ama ben hep engel olmaya çalışırdım çünkü İhsan’ın ailesini tanıdıktan sonra gitmesini istemedim. Çok fakirlerdi durumları çok kötüydü çalışıp ailesine bakmasını istiyordum engel olmak istedim, ama olmadı gitti.

D. V. : Kaç yıl kaldınız cezaevinde?

R. Y. : Ben beş yıl kaldım cezaevinde. beş sen dört ay filan kaldım. O dönem Dersim’de imkanlar hiç yok gibiydi dışarıyla ilgili doğru net haberler alamıyoruz, arkadaşların şehadet haberleri geldiğinde deli oluyorduk. Bir şeyler yapmak istiyorsun ama yapamıyorsun, bu bizi çılgına çeviriyordu. Ülkede kalan bir iki arkadaş vardı. Hüseyin Eroğlu onlar onlarla ilişkiye geçmek istedik, kısa bir süre sonra onlarda yakalandı. Onlarda yakalanınca dışarıyla ilişkinin yolları tümden kapandı.

D. V. : Tekrar geriye dönersek, Şehit Baki (Ali İsan Tilek) ve Şehit Murat (Polat Tosun)’la ilk Dağ mahallesinde tanışmıştınız değilmi?

R. Y. : Evet. O zaman Aydın Gül’ün şehadet yıl dönümü anması vardı sanırsam, yada Newroz olmalıydı tam hatırlamıyorum. Dağ mahallesine gelmişlerdi. Orada bodrum diye bir yer vardı herkes gelir orada kalırdı. Orada tanışmıştık. Bunlar, bu Tilek’ten gelmişlerdi. Muzaffer onlarla beraber, Muzaffer başka yerde kalıyordu abisi gildemi ne kalıyordu. berber gelmişlerdi. İhsan gelmişti Ali Murat gelmişti. biz o zaman Polat’a Ali Murat diyorduk. Ali Murat ismini kullanıyordu, sonradan herkes onu Murat olarak tanıdı. Yıllar sonra ben cezaevinden çıktıktan sonra Polat’ı ben Roj Dersinde gördüm orada görüştük.

D. V. : O kısmı anlatmadan önce, biliyorsunuz 12 Eylül darbesi sonrası kadroların yurtdışına çıkma durumu oluyor o sürece ilişkin biliniz var mı?

R. Y. : Biz yakalandıktan sonra dışarıda kalan arkadaşların yurt dışına çıkmaya çalıştıklarını biliyorduk. O dönem yakalanmayan arkadaşların ya Filistin kampların gittiğini yada Yunanistan’a Avrupa’ya çıktıklarını düşünürdük. Ama içeri düştüklerinde haberimiz oluyordu. Ya Elazığdalar, yada Diyarbakırdalar. Çünkü o zaman toplanma yerleri Elazığ’dı bir de Diyarbakır vardı. Yakalanmayan arkadaşlar için diyorduk o zaman yurtdışına çıkmış öyle düşünüyorduk.
O dönem biz yakalanmadan önce bir olaya olmuştu ve Bütün arkadaşların Filistin’e çıkacağı yönünde haber gelmişti. benim gibi yakalanıp çıkamayan oldu. Tabi daha öncesinde Filistin’e gidip gelen ilk grup vardı Hüseyin Eroğlu onlar vardı. Vahap Çolak onlar o zaman Dersimdeydi. Ozan Sefkan vardı. Ama Ozan Sefkan ilk gidenlerden değildi.

D. V. : Filistin kampına ilişkin durum genelde 1980 ve sonrası bilinir.

R. Y. : Evet doğru. Bunlar 1978 gidip gelenler. O zaman kimler vardı? Bizim tanıdığımız Delil vardı. Delil Doğan arkadaş gidip gelipte gördüklerimiz, Hüseyin Eroğlu arkadaş vardı. Metin Yılmaz vardı. Vahap Çolak arkadaş tabi söyledim. Bunlar ilk geldiklerinde bölgede Ali Haydar Kaytan vardı, o zaman Dersim’de Aynı gruptuk. Bizimle Beraber Kazım Aydın vardı, Aşık Dayim’nin oğlu onlar geldikten kısa bir süre sonra Veli Tayhani arkadaş geldi. Yiğit arkadaşlarımız vardı o zaman, gözü kara arkadaşlar. Tabi o zaman nasıl yaşarız bu davayı ne kadar uzun sürdürebiliriz, onu düşünürdük aklımızdan geçen buydu.
Unutmadan bayan arkadaşlardan Çiçek Sercan vardı. Gündüz Söyelmez vardı. Meric vardı. Hüseyin Yeşiltaş, o vardı. Çok arkadaşlar vardı, o dönem ki gruptan hatırlaya bildiklerim bu arkadaşlar.
Ozan Sefkan ve Delil Doğan arkadaşlar çok sık gelirlerdi bize. Bizim sazımız vardı. Benim sazım Sefkan arkadaş gezer dolaşır yanında o an kim varsa ‘gidelim amca gilde saz çalalım” der ve hep bizim eve gelirdi. Vahap Çokal arkadaş gelirdi. Sefkan arkadaş çok yetenekli el becerisi olan bir arkadaştı. Ozan kişiliği vardı o zamandan beli oluyordu zaten sonradan tarihe ozan sefkan olarak da geçti. Veli çakmak arkadaş vardı Filistin’de Şehit düştü onunla birlikte gelirdi. sürekli Sizin köye Tilek’e giderlerdi. Sonra gelirlerdi yaşadıklarını anlatırlardı Bali mezrada Tilek’de böyle yaptık anlatır gülerlerdi onların maceraları çoktu.
Birgün Delil doğan arkadaş bize gelmiş tabi saz çalmış biraz kılam söylemiş. Benim teyzem vardı. Diyordu ”bıra bıra mendo Hz. eli” (kardeş kardeş Hz. Ali’ye benziyor) Teyzem eli derdi. Delil arkadaş sakal bırakmıştı Hz. Ali’ye benzetmişlerdi.
Bir defa yine geldiğinde babamla aralarında şöyle bir diyalog geçiyor. Delil arkadaş Babama diyor ”Amca bu kıleşi (kaleşnikof) sana verecem bu sazı ben götürecem.” Babam; ”yok kıleşin senin olsun sazımız bizim olsun” demiş. Oda ”benden mi kıymetli” deyince. Babam; ”Yok senden kıymetli değil tabi ki ama o sazda buradan gelip gecen bütün çocuklarımın gençlerin parmakları var, elleri var onların ellerinin izleri var. deyi cevap verince, Delil arkadaş da ”haklısın, o zaman bu kıleşte sana helal olsun sazda” diyor.

Devam edecek..

Related Articles