Öykü: Mor Filler-Hıdır Ateş

Mayıs ayının ilk haftasında, sabahın erken vaktinde karşıma çıktılar. İşim çoktu; Bir an önce iş yerine ulaşmam ve birikmiş dosyaları sonuçlandırmam gerekiyordu. O dosya yığınını bitirmeden tatile gitmem mümkün olmayacaktı. Onları başımdan atmam gerekirdi. Merhamet duygusu bazen kötü sonuçlar doğuruyor. Yanlış yaptım, alıp başımı gitmeliydim. Yapamadım…
-Hasan Abi, bize ancak sen yardım edersin, Lütfen Abi..
Hey, bu ne tuhaf bir durum, sabah işe gitmek için yola koyulmuşken karşımda iki mor renkli fil yavrusu belirmiş ve kendilerine yardım etmem için yalvarıyordu.
“Hayır, olmaz çok işim var” demem gerekirdi ancak diğerine göre sıska olan fil o kadar mazlum , çaresiz ve sevimliydi ki yardım etmeyi kabul ettim.
Sabahın o erken vaktinde, arkamdan usul usul gelen iki mor fil yavrusu ile Kızılay’ın yeni yeni kalabalık olmaya başlayan ana bulvarında yürüyordum. Evet, olup biten biraz tuhaftı. Mor renkli fil olur mu hiç? Ama oluyor işte, o an arkamdan beni rahatsız etmemek için adımlarını yavaş atan iki mor fil takip ediyordu.
Tanrıların tanrısı Jüpiter beni bu halde görseydi acaba ne derdi? Anadolu’nun orta yerinde iki mor fil ile gezinen bir kulunu görmek ona ilginç gelir miydi?
Sen büyüksün Ey tanrıların tanrısı Jüpiter, aklıma mukayyet ol.
O, iki fil annelerini kaybetmişti, dediklerine bakılırsa kötü adamlar biricik annelerini ağ kullanarak yakalamış ve bu esnada Anne Fil son bir gayretle yavrularına dönüp kaçmalarını ve Hasan Abi’yi bulmalarını istemişti…”O size yardım eder, gidin onu bulun” diye bağırmıştı.
O sabah, güneşin ve ışığın tanrısı Apollo dünyanın bu bölgesine çok cömert davranmıştı. Gökyüzünde neredeyse hiç bulut yoktu. Masmavi gökyüzü sanki beni çağırıyordu.
Çoğu zaman işime yürüyerek giderdim ama bugün uçmak daha isabetli görünüyordu.
Durdum , geri dönüp o iki file gülümsedim, “Hadi! gelin, tutunun bana uçuyoruz “dedim.
İki fil hortumları ile bacaklarımı sıkı sıkıya kavradılar. Ceketimi çıkardım, içinde gizlenmiş zarif kırmızı renkli pelerin ortaya çıktı. Kollarımı mavi gökyüzüne uzattım. Önce hafif bir zorlanma hissettim ama ardından toparlandım ve mavi gökyüzünde hızla yükselmeye başladık.
Aşağıdan bizi izleyen insanlar ilk kez mor fil görmenin şaşkınlığı içindeydi.
Roma Hayvanat Bahçesi’ne doğru uçmaya başladım, Mor fillerin annesi orada olmalıydı.
Tanrıça Diana, kulağıma fısıldamıştı yoksa nereden bilecektim Anne Filin yerini. Doğanın ve hayvanların tanrıçası zorda kalan bu iki fili yalnız bırakmazdı zaten.
Ege Denizi üzerinden hızlıca uçup Roma’ya ulaştım. Hayvanat bahçesinde esir edilmiş zavallı Anne Fili oradan alıp kaçırmak benim için zor olmadı.
Hayır, doğrusunu söylemek gerekirse, üç fili birden taşımak biraz zor olmuştu. Onları evlerine, Afrika’nın ortasındaki ormanlık bir alana bıraktım. Bana defalarca teşekkür ettiler.
“Tamam, abartmayın lütfen, Hasan Abiniz için çocuk oyuncağı sayılır bu işler, ne zaman zorda kalacak olursanız beni aramayı unutmayın, Tanrıça Diana sizinle olsun” diyerek mavi gökyüzüne yöneldim.
Tanrıça Diana’nın gökyüzünü kaplayan lazer ışıkları ile yazılmış mesajını o esnada fark ettim.
“Ey, insanlar, bu Dünya sadece sizin için yaratılmadı, onu diğer canlılarla kardeşçe paylaşın aksi halde Jüpiter’in öfke yüklü şimşeklerini tepenizde bulacaksınız”
Tanrıçanın bu iletişim yöntemini çok beğendim, Hiç kimse ben duymadım, bilmiyordum ya da rahipler farklı anlatmıştı diyemezdi. “Umarım bu yöntem sonraki zamanların tanrılarına örnek olur, insanlara mesaj iletmek için araya başkalarını koymaz, söyleyeceklerini açık seçik biçimde ortaya koyarlar” diye düşündüm.
***
Artık bu şehirde yaşayanlar bana alıştı, kimin başı sıkışsa yardımına koşmaya çalışıyorum.
Önceki hafta haklarını almak için grev yapan cam işçilerinin grevini yasaklayan yetkilileri cezalandırmak zorunda kaldım. Ondan fazla koca bürokrat, siyasetçi aynanın karşında kendilerine tükürüp, ne kadar rezil insan olduklarını bağırarak çevrede toplananlara ilan ettiler.
O kadar çok kötülük var ki , hepsine yetişemiyorum. Ankara üzerinde gezinirken Kızılay’da Yüksel Caddesinde açlık grevi yapan o iki genç insanın gözaltına alınmasına tanık oldum, aşağı inip polisleri bir güzel pataklasaydım iyi olurdu.. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça sadece işini geri istiyordu. Tutuklandılar, zalimce, arsızca… benim gibi Kripton’lu süper insan değillerdi ama o kadar dirençli ve cesurlardı ki ben bile onların karşısında kendimi pek zayıf hissettim.
Ah, bu gezegen ne tuhaf bir yer, bu insanlar ne tuhaf şeyler hem yiğit hem korkak, hem iyi hem alçak, hem mert hem namert…
***
Yoğun koşuşturmadan ötürü, o gün işe biraz geç kalmıştım. Nihayet dosyaların başına geçtim, çalışmaya başladım. Oda arkadaşım Osman beni ispiyonlamaktan büyük keyif alırdı, patrona çıtlatmıştı geç kaldığımı. Şu rezil adamın kokuşmuş beynini 2500 volt gücünde kripton ışınım ile buharlaştırmak isabetli olurdu aslında ancak bu sefillerden o kadar çok var ki..
Osman, yılışık bir ifade ile bana bu saate kadar nerede olduğumu sorunca, olup biteni aşağı yukarı anlattım. Beni dinleyen Osman’ın yüzünün tuhaf şekiller aldığını bana bir deliye bakıyormuş gibi baktığını fark ettim .Osman yüzünde alay dolu bir ifade ile ;
Hasan Abi, Hasan Abi
Kurtar bizi Kral Abi
Kriptonl’u Süper Abi
Kurtar bizi Hasan Abi , tekerlemesini uyduruverdi…
Anlattıklarıma ikna olmadığı çok açıktı, özellikle mor filleri kurtarmış olmama hiç inanmamıştı. Üç fili aynı aynı taşımamın mümkün olmayacağını ileri sürdü. Zaten mor renkli fil olmazmış.
Öte yandan Tanrılar tanrısı Jüpiter, Diana, Apollon ona akıl dışı gelmişti. Tanrı, dediğin insan benzeri olmazmış, ezeli ve ebedi olmak zorundaymış. Mucize ancak onun isteği ile mümkünmüş, o insanlara mesajını seçilmiş kişiler üzerinden vahi ile iletirmiş, gökyüzüne lazer ile emir yazmak ne kadar da saçma bir yöntem imiş…
Ankara’da gezinip zorda kalanlara yardım eden Kripton’lu Hasan Abi’yi ise hiç görmemişti, duymamıştı. İnsan, gönül gözü kapanınca, burnunun dibini bile görmez oluyor.
Bu adama, Hz İsa’nın suda yürümesi ve Hz Musa’nın asası ile yerden bir dokunuş ile su çıkarması pek normal ve akla uygun geliyordu lakin öfkelenince şimşekler çakan En Büyük Tanrı Jüpiter inanılmaz görünüyordu.
Ey Yüce Jüpiter, sen ne yapılması gerektiğini bilensin, imansızların hakkından ancak sen gelirsin…
***
Osman’ın ne beter bir adam olduğunu bilmez değildim. Ona ne anlatırsam anlatayım asla inanmayacağının da farkındaydım, işte bu yüzden olup bitenleri tüm ayrıntısı ile anlatmaktan kaçındım.
Aslında filler mor renkli değildi ona gıcık olduğum için gerçeği gizlemiştim. Osman, onlar pembe renkliydi ama sen bunu asla öğrenemeyeceksin.
30.06.2017 Ankara

Related Articles