Ortadoğu’da postmodern savaşın alanı genişleyebilir

ABD’nin Cuma sabah erken saatlerde Başkan Donald Trump’ın talimatıyla Doğu Akdeniz’de bulunan gemilerinden ateşlediği Tomahawk füzeleri ile Suriye’deki El Şayrat Hava Üssü’nü vurması sonrası tartışma ve değerlendirmeler bütün cenahlarca yapılıyor. ABD Temsilciler Meclisi’nde de durum gündemdeydi.

Demokratlar saldırının etik açıdan doğru olsa da meşru olmadığını,Trump’ın Kongre’ye danışmadan Suriye’ye saldırı düzenlememesi gerektiğini savundu.

Son dönemde Trump ekibinin tasfiyesinde belirleyici rol oynayan ve kendi partisi içinde Trump’ın en önemli rakibi olan Senato Silahlı Hizmetler Komisyonu Başkanı Senatör John McCain ise Trump’ın Suriye’de daha fazla adım atmaya hazırlanması gerektiğini söylemiş.

Ayrıca McCain, Perşembe günkü saldırıyı ölçülü yaklaşım olarak nitelemiş ve Suriye hava gücünün etkisiz hale getirilmesi gerektiğini vurgulamış ve insani krizle mücadele için güvenli bölgeler oluşturulması gerektiğini de belirtmiş.

Arada Trump’a ayar vermeyi unutmamış. Devletin asıl sahiplerinden olduğunu anımsatırcasına “Trump’ın tweet atmasının duracağını umduğunu” da belirtmiş.

Trump ekibinin bir kısmının tasfiyesi(M. Flynn, S. Bannon gibi) bazılarınınsa etkisizleştirilmesi(son olarak İstihbarat Komisyonu Başkanı D. Nunes) geri kalanının da müesses nizamın çerçevesine çekilmesi(zaten bir kısmı hep oradaydı) sonucu Pentagon- silah endüstrisi merkezli yaklaşım (Bu konudaki dalaş elbette henüz bitmedi, muhtemelen de daha uzun zaman politik çekişme konusu olmaya devam edecek. )ABD dış siyasetinde belirleyici pozisyona geldi. McCain’in açıklamalarında da görüldüğü üzere daha henüz Trump’ı kişisel olarak bütünüyle kontrol altına alamasalar da ne yapması gerektiğini anlatıyorlar, yönlendiriyorlar. McCain, daha önce DAİŞ, El Nusra unsurlarıyla Suriye ve Libya’da çektirdiği fotoğrafları doğrularcasına bir yönelim içinde olduğunu gösteriyor. Suriye’de barışçıl bir çözüm yerine onun tercihinin çeteleri destekleyerek savaşın sürdürülmesi, bölgede kendi kontrollerinde DAİŞ’in yerini alacak bir Sünni-istan yaratma arayışının daim olduğu görülüyor. “Güvenli bölgeler” meselesi ise Suriye’deki işgalini kalıcılaştırmak isteyen Erdoğan rejimine adeta bir pas niteliğinde.

Cumhuriyetçi Senatör Marco Rubio da “Trump, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Türkiye’ye ulaşarak Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat’ın istifa etmesi ve yeni rejim kurmanın yollarını tartışmalı. Esat, diplomatik baskıya geçmişte karşılık vermedi fakat askeri saldırılar bunu değiştirebilir. Esat’a alternatif oluşturmak için diplomasi ve alandaki cihatçı olmayan gruplarla birlikte çalışarak ilerleme kaydetmemiz gerekiyor” demiş. Konuşulacak ülkelere dikkat ederseniz kendine “Sünni blok” payesi biçenler ve bölgedeki savaşın en büyük kışkırtıcıları. Bu sıralanan devletler (ve bazı Arap ülkelerinin yanı sıra Sünni-Müslüman olduklarından biran olsun şüphe duymadığımız İsrail ve İngiltere de elbette bu listeye eklenmeli.) herhangi birinden Batılı anlamda demokrasi diye bahsedemeyeceğimiz göre Suriye’ye hem de El Kaide vb. unsurlarla nasıl bir demokrasi kurmayı arzuladıklarını sanırım sormamız bir haktır. Doğrudan El Nusra dedim çünkü bu “alandaki cihatçı olmayan gruplar” sözcük öbeğinin gerçek bir karşılığı olmadığını onların bizden daha iyi bildiğine eminim. Elbette seçtiğiniz yol arkadaşları, tuttuğunuz güzergah ve yöntem sizin nasıl bir dünya arzuladığınızı da iyi kötü anlatır. Tabii gerçekte onların haritasında, bir “oyun alanı” olmanın ötesine gitmeyen Ortadoğu gibi yerler için bir gelecek hayalleri var mıdır bu da ayrı bir soru.

ABD egemenlerinin bölgedeki ittifaklarıyla birlikte Ortadoğu’daki yenilgiyi kabullenmeyip, yeni manevra alanı açma peşinde oldukları görünüyor. Bu sınırlı saldırının peşi pekala doğrudan değilse de bölgedeki çetelerin ve Erdoğan rejiminin desteklenerek savaşın büyütülmesi, “güvenli bölge” adı altında işgal alanlarının tanımlanması ile gelebilir. Daha da önemlisi ve gözden kaçansa, postmodern savaşın sınır tanımazlığının kendini bu kez, İsrail’in Lübnan’a saldırması, Filistinlilere dönük acımasız politikalarını tırmandırması, diğer yandan Suudi rejimi gibilerininse Yemen’de savaşı yoğunlaştırırken, İran Körfezi’nde İran’a karşı cephe açma arayışlarına girme olasılığı olarak karşımıza çıkıyor.

Trump yönetiminin sahayı ne kadar kontrol edebildiği şüpheli, (öyle olmasaydı ne olurdu, onlar da savaşı geçer akçe görmez miydi ayrı mesele) fakat Pentagon’un Ortadoğu’da ipleri elinde tuttuğu bir süreçte en iyi bildiği aracı yani silahı-savaşı kullanarak, kendi hakimiyetini kurma çabası içinde olacağı açık bir gerçek.

Related Articles