Ortadoğu’da kartlar yeniden karılıyor-Dr. Hüseyin Akdağ

Ortadoğu’da radikal Selefi yorumu kaldırılıyor. Şii Arapları da kapsayacak bir yorum esas alınacak. Yeni süreçte Şiilik bir anlamda Kum kentinden, Necef ve Kerbela’ya taşınarak, Arap kimliği ön plana çıkacak. Bu aynı zamanda Suudi Arabistan ve Mısır öncülüğünde İran’a karşı yeni bir cephenin oluşumudur.

 

Ortadoğu, bir dönem kendisini kasıp kavuran DAİŞ ve arkasındaki güçlerin, Suriye ve Irak’ta ağır yenilgisinin ardından yepyeni bir sürece giriyor.

Mayıs ayında ABD Başkanı Donald Trump’ın, Suudi Arabistan ziyareti aslında bu yeni sürecinde ilk işaret fişeği gibiydi. Suudi Kralı ve Mısır Devlet Başkanı ile medyaya verdiği pozlarla, Riyad’ın öncülüğünü yaptığı bu yeni sürecin fitilini de o dönemde ateşlemiş oluyordu.

2015’te ABD’nin de arasında olduğu BM’nin 5 Daimi ülkesi ile Almanya (5+1 ülkeleri), nükleer çalışmaların sınırlandırması karşılığında, ambargonun kaldırılması konusunda İran ile anlaşma yapmıştı. İran bu anlaşmadan fazlasıyla istifade etti. İran bu anlaşmayla Irak, Suriye, Lübnan, Yemen ve Bahreyn gibi alanlarda nüfuz alanını genişletti ve güçlendirdi. Bu hem Amerika’da hem de diğer Sünni bölgesel güçlerde büyük kaygıya yol açıyor. Yeni süreç de İran’ı Ortadoğu’da sınırlamak, etkisini kırmak amacını taşıyor.

Selefi yorumdan kopuş

Daha önce Suudi Arabistan, Sünni Selefi yorumunu esas alarak İran’ı ve bu ülkenin Şii yayılmacılığını durdurmak istedi. Sünni İslam’ın Selefi yorumuyla İran’ın dengelemek istedi. Ama hesapta olmayan gelişmelerin, örneğin bir El Kaide ve Afganistan’da Taliban’ın ortaya çıkması, son olarak da DAİŞ’in gelişimi bu planla alakalıydı. Şimdi öyle anlaşılıyor ki, yeni bir tanımlanmaya doğru gidilen bir süreçten geçiyoruz.

Bu, Suudi Arabistan ve Mısır eksenli gelişen bir süreçtir.

ABD, İsrail ve çok sayıda Sünni Arap ülkesince destekleniyor.  Eski stratejiyle, eski İslami Selefi yorumuyla tüm Arapları kucaklamak, tüm Arapları kendi etrafında birleştirmek mümkün değildi. Şimdi radikal Selefi yorum kaldırılıyor.

Bu yorum ortadan kaldırıldığı zaman, Şii Arapların da dahil olduğu Arap aleminin kucaklaşması ise daha kolay olacak. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ın “Ilımlı İslamı esas alacağız” şeklindeki açıklamasını bir yönüyle de böyle okumak gerekiyor.

İran’ı güçlendiriyordu

Sünni İslam’ın Selefi yorumunda, bu yoruma dahil olmayan herkesin düşman ilan edilmesi vardı. Bu yaklaşım, Irak’ta, Yemen’de, Suriye’de, Bahreyn’de, İran’ı daha fazla güçlendiren yaklaşımdı. Yeni geliştirilmek istenen yaklaşımda ise Arap kimliği ön plana çıkıyor. Bu şekilde Ortadoğu’daki Şii Arapları da yanına çekip, İran’ı ekarte etmek istiyorlar.

Irak, Sünni Araplık ile Şii Araplığın barıştırıldığı, Şiiliğin yanında Arap etnik kimliğinin ön plana çıkarıldığı böylesi bir sürecin bir nevi merkez üssü rolünde. Şiilik adeta, İran’ın Kum kentinden Irak’ın Kerbela ve Necef kentine taşınıyor.

Şii önderleri Mukteda El Sadr, Ammar El Hakim ve Irak Başbakanı Haydar Abadi bu çizgiye yakın duruyor. ABD, Irak Şiiliğinin bu öncülerini, Suudi Arabistan ve Mısır’la uzlaştırma çabası içinde. Genel anlamda Abadi’nin üzerinde İran etkisi var. Ancak Abadi’nin güç olması daha çok Amerika’nın sayesindedir. Son süreçte hem Abadi, hem Mukteda el Sadr, Ayman El Hakim Suudi Arabistan ve Mısır’ı ziyaret etti. Bu ziyaretlerle Sünni Arap alemine ılımlı mesajlar verdiler. Şii kimliğinden çok Arap kimliği üzerinde yeni duruma İran ne der? Bu konu belirsizliğini koruyor.

Genel anlamda Abadi üzerinde Şiilikten kaynaklanan İran’ın bir etkisi var ancak Abadi’nin güç olması daha çok Amerika’nın sayesindedir. ABD, öncülüğündeki DAİŞ’e Karşı Uluslararası Koalisyon, Musul başta olmak üzere DAİŞ’in işgal ettiği çok sayıda kentin kurtarılmasında Abadi’ye destek verdi. Daha önceki Başbakan Nuri El Maliki döneminde Musul’un bir günde DAİŞ’e geçtiği ve bu yüzden koltuğunu şu anki Irak Başbakanı’na kaptırdığı düşünüldüğünde, ABD’nin Abadi’ye ne kadar büyük bir destek verdiği ortaya çıkar.

Burada yeri gelmişken, Maliki’nin Sünnilere karşı katı yaklaşımının, DAİŞ ve benzeri çete örgütlerinin ortaya çıkması ve güçlenmesinde payının olduğunu da hatırlamak gerekir.

Irak’ta Şiiler arasında  çelişkiler

Öte yandan Irak’ta dengelerin yerli yerine oturduğu söylenemez. Irak’ta ABD destekli Suudi Arabistan’a yakın Abadi hükümetinin, İran’ın desteklediği Heşdi Şabi ve Maliki güçleri ile çelişki ve çatışma içine girmesi bir olasılık dahilinde. Bu çatışma silahlı mı olacak, yoksa siyasi zeminde kalan bir çatışma mı olacak? Bu, şimdi belli değil ama Irak hükümeti, orduya paralel bir şekilde duran Heşdi Şabi’yi orduya entegre etmeye çalışırken, İran ise Heşdi Şabi’yi, Devrim Muhafızları’nın yurtdışı yapılanması olan Kudüs Gücü’nün bir parçası olarak değerlendirmek istiyor.

Lübnan’daki gelişmeler

İran ve Hizbullah’ın baskısından dolayı istifa edip, daha sonra ise Lübnan’a döndükten sonra şimdilik bu istifasını askıya almış olan Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin durumunu da bu gelişmelere eklemek gerekiyor. Şimdi bunları hepsini alt alta topladığımızda yeni bir dalganın, Ortadoğu’yu kasıp kavurmak üzere olduğunu söyleyebiliriz. Hem Şiilik noktasında hem de Sünnilik noktasında yoğun bir çatışmanın, yoğun bir dalgalanmanın yaşanacağı yeni bir sürece giriyoruz.

Özellikle Lübnan’da bir savaş biçiminde bunun kendisini yansıtabileceği görülüyor. Lübnan’daki hesap, İran ve Hizbullah’ın etkisini kırmaya yöneliktir. Olası bir savaşın hem İsrail, hem de Suudi Arabistan tarafından geliştirileceği gibi bir durum var. Tabii ki Lübnan’da ortaya çıkacak bir savaşın, Suriye-Lübnan arasındaki tarihsel ilişkiler düşünüldüğünde Suriye’yi etkilemeyeceği düşünülemez.

Doğrudan İran’a değil de bu ülkelerin dışarıdaki kalelerini yıpratma ve nüfuz alanlarında sınırlamanın temel mantığı şu: “İran, kendi içinde çok güçlü değil. Kendi içinde oluşturduğu dengeler kırılgandır. İran’ı ayakta tutan, daha çok dışarıda İran adına savaşan güçlerin bu ülkeye olan bağlılığıdır. Suriye’deki güçlerdir, Lübnan’daki Hizbullah’tır, Yemen’deki Husilerdir ve Irak’taki Heşdi Şabi’dir. İşte bu ayaklar çöktürülürse otomatikmen İran kendi içine büzülür. İçine büzülen İran’ın da çok fazla yaşama şansı olmaz.”

Türkiye kaybetti

Bu hesapların tutup tutmayacağı ayrı bir tartışma konusu ama şimdi ama yapılmak istenen bu. Çatışmalı hal, giderek kendisini İran ve Türkiye’ye daha fazla dayatacak. Dikkat edilirse hem Sünnilik hem de Şiilik adına olası yeni şekillenmeye ele aldığımızda Türkiye’den bahsetmiyoruz. Neden?

Tayyip Erdoğan, 2000’li yıllarda İslam’ın ılımlılaştırılması misyonuyla iktidara getirilmişti. Ancak bu projenin sonucunda Suriye ve Irak’ta DAİŞ’in ortaya çıktı.

DAİŞ ve benzeri çete örgütlerini ortaya çıkaran ve bunu hem Ortadoğu’ya hem de Batı’ya dayatan Türkiye kaybetti. Haliyle de İslam alemine liderlik iddiası bitti. Şimdi Ortadoğu eksenli yeni güç dengeleri ortaya çıkıyor. Bu anlamda birebir hem Türkiye hem de İran bundan etkilenecek.

Tabii tüm bu gelişmeleri alt alta sıraladığımızda ulus devlet zihniyetinin giderek daha fazla erezyona uğrayacağı ortaya çıkıyor. Referandum sonrası, Türkiye ve İran, Güney Kürdistan’a, Kürt düşmanlığı temelinde yönelimleri belli sonuçlar aldı. Bu sonuçlar üzerinden Kürt düşmanlığını daha fazla derinleştirme yaklaşımına da girdi. Ancak, tüm bu yeni gelişmeleri değerlendirdiğimizde söz konusu yaklaşım uzun vadede sonuç alamayacak.

İran, Irak, Suriye, Bahreyn, Lübnan ve Yemen gibi alanlarda ekonomik, askeri, siyasi ve deplomatik ataktayken karşıt cephenin yeni hamlesiyle kendi içinde zor bir dönemi de yaşıyor. Krizi, çatışmayı dış kalelerde tutmanın limiti de sonsuz değil. Bu durumda, İran’ın Kürtlere yönelik yaklaşımı ne olacak? Bir uzlaşmaya mı gidecek? Yoksa daha fazla bir çatışmaya mı yönelecek? Tüm bunları biraz da zaman gösterecek. Eğer Türkiye’nin istediği ve Türkiye’nin dayattığı biçimde Kürt düşmanlığı temelinde İran kendisini örgütleyecekse bu çatışmalar kendi içerisine de yansır ki, İran tüm bu sahalarda çatışmalara uzun süre dayanması mümkün olmayacak.

Dengeler içinde Güney’in durumu

Şimdi de bütün bu çelişki, çatışma ve dengeler düzleminde Güney Kürdistan’daki duruma değinelim. Güney’in çok fazlasıyla dışarıdan yönlendirilen bir siyasetinin olduğunu söyleyebiliriz. Dış destek olmadan bir şey yapabilme gücü yok. Referandum öncesi olduğu gibi referandum sonrası duruşları da güven vermiyor.

Çok basit yaklaşımları siyasette seviyeyi düşürüyor. Örneğin, İran ile birlikte Türkiye, Güney’de tüm kazanımların büyük bir darbe almasını sağladı. Güney, topraklarının yüzde 50’sini kaybetti. Ancak Türkiye’nin depremde gönderdiği 2 kamyonluk erzağa teşekkür eden bir Güney hükümeti var.

İran’da Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’nin babası öldü, Güney Kürdistan’da neredeyse yas ilan edildi. Kendi durumunu bile analiz etmekten aciz, dışarıya bel bağlayan, kendi gücünü örgütlemeyen bir Güney hükümetinin iş başında olduğunu söyleyebiliriz.

Ortadoğu’da yeni aktörler ve yeni dengeler ortaya çıkarken bu durumda Güney’in kaybettiği kazanımlarını tekrar alabilme olasılığı var. Ancak, Güney hükümetinin daha derli toplu ve kendi ulusal özgücüne dayalı politikayı benimsemesi şart.

Aksi durumda daha kötü bir tasfiye durumuyla karşılacak.

683

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Related Articles