Öcalan haklı çıktı, çıkardıkları yasayı bile dinlemediler

İmralı Heyeti’ne sık sık “Yasal güvenceniz olmazsa yarın öbür gün sizi idamla yargılarlar” uyarısında bulunan PKK Lideri Öcalan’ın ısrarı üzerine çıkarılan “çerçeve yasaya” rağmen HDP’li İdris Baluken’e ceza verildi.

Çözüm sürecinin önemli aktörlerinden biri olan ve 28 Şubat Dolmabahçe Mutabakatı’nda yer alan İmralı Heyeti üyesi HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken yürüttüğü siyasi faaliyetlerden dolayı yargılandığı davadan ağır cezaya çarptırıldı. Baluken’e 16 yıl 8 ay hapis cezası verildi. Baluken hakkında yargılama konusu yapılan suçlamalar arasında, devlet heyetiyle birlikte görüşme yaptıkları Öcalan’ın posterinin katıldığı bir mitingde açılması, defalarca görüştüğü “Kandil’in talimatıyla hareket ettiği” gibi iddialar yer alıyor.
DEP DAVASININ TEKKERÜRÜ 
Baluken’e verilen ağır ceza yıllar önce DEP davasında verilen kararı da tekerrür ettirdi. Aslında HDP’lilerin dokunulmazlıkları kaldırılırken, “2 Mart 1994 DEP Darbesi”nin yolu da açılmıştı. Verilen karar da DEP davasıyla fazlasıyla benzerlik taşıyor. 2 Mart 1994 tarihinde tutuklanan DEP’li vekiller hakkında 1994 Aralık ayında 15’şer yıl ceza verildi. DEP’liler tutuklanacaklarını biliyorlardı ve birçok konuda geri atmaları karşılığında “af edileceklerine” ilişkin baskı altına da alınmışlardı. Ancak DEP’liler geri adım atmadı ve bunun karşılığında ağır cezayla cezalandırıldı.
BALUKEN’İN GÖZALTINA ALINDIĞI GÜN MESAJ VERİLMİŞTİ
HDP’lerle ilgili süreç bir yanıyla daha komplike bir şekilde yürütülürken bir yanıyla bundan 24 yıl önceki DEP operasyonundan daha beter bir yöntemle işletildi. Dokunulmazlıkları kaldırılan HDP’lilere Meclis’te kendilerini savunma hakkı bile tanınmadı. Baluken, yıllar önce Orhan Doğan’ın kafasına bastırılarak gözaltına alındığı gibi HDP Genel Merkezi’nde darp edilerek ve kafasına bastırılarak gözaltına alınmak istendi. Baluken bu duruma karşı sert tepki göstermişti. O gün Baluken’in kafasına bastırılmasının mesajı açıktı. DEP’liler şahsında Kürt siyasetçilere uygulanan muamele tekrarlanıyordu. Nihayetinde Baluken hakkında da 14 ay sonra DEP’lilere verilen cezadan bir parça daha fazla olan 16 yıl 8 ay hapis cezası verildi.
ÇERÇEVE YASA GELECEK!
PKK Lideri Abdullah Öcalan pek çok konuda olduğu gibi HDP’lileri bekleyen akıbet konusunda öngörüde ve ciddi uyarılarda bulunmuştu. Oysa o dönem uyarının muhatabı olanlar bile Öcalan’ın bu tutumunu devlete yönelik “politik çıkışlar” olarak gören değerlendirmelerde bulunuyordu. Öcalan ise son derece kararlı bir şekilde çözüm sürecinin ancak “yasal güvence” ile yürüyeceğini dile getirerek, “aksi adım atmanın mümkün olmayacağını” belirtiyordu.
Öcalan, 9 Mart 2014 tarihinde heyet ile yaptığı görüşmede şöyle diyordu: “Beşir Atalay’a da aktarın; anti-terör yasası kalkacak, oluşan boşluk müzakere çerçeve yasasıyla dolacak. Bu yasayı çıkarsalardı, şimdiye kadar yaşanan pek çok sorun çözülmüş olacaktı. İşte 17 Aralık darbesinin maliyeti 300 milyon Dolar’dır diye şimdi açıklıyorlar. Benim söylediklerimi kabul etselerdi bu darbe dinamiği işlemezdi, 300 milyon Dolar da kaybolmazdı. Çerçeve yasası çıkar çıkmaz yepyeni bir Türkiye oluşacak. Üç beş yasalık bir düzenlemeyle bu yapılabilir. Türkiye’yi de, MİT’i de bu kurtaracak, önünü açacak. O kasetlerde dediğim devlete hizmet de budur. Tabii ki devletle doğru bir sözleşme yapmak isteriz.”
‘SİZİ İDAMLA YARGILARLAR’
Öcalan devamında yaptığı görüşmelerin birçoğunda konuyu gündeme getirerek, adım atılmaması halinde süreçten çekileceğini söylüyordu. Öcalan, MİT yasasında yapılan değişikliğin sürecin işlemesi için yardımcı olabileceğini belirterek, “Ancak bu MİT Yasası eksiktir. Hükümetle görüşün. Bunu tamamlamaları gerekiyor. Sizin hukukçularınızla bir çalışma yapsınlar. Siz hâlâ güvencede değilsiniz. Kandil’e gidip geliyorsunuz. Yarın farklı biri çıkıp bunun üzerinden sizi idamla yargılayabilir. O nedenle önerilerinizi oluşturup tamamlayıcı yasalar konusunda hükümetle görüşün” diyordu. Öcalan’ın işaret ettiği daha sonra Meclis’ten geçen “çerçeve yasa” oldu.
ÇERÇEVE YASANIN ÇERÇEVESİ
Öcalan’ın 2014 yılının başında gündeme getirdiği yasal güvence konusunda ayak direyen hükümet ancak sonunda kadükleştirerek de olsa bir çerçeve yasa hazırlayarak Meclis’e sundu. Düzenleme “6551 sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Tasarısı” adıyla Meclis’e sevk edildi ve 10 Temmuz 2014 tarihinde kabul edildi. Düzenleme 16 Temmuz’da resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girdi.
“Bu kanun amacı terörün sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi için yürütülen çözüm sürecine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir” sözleriyle başlayan 5 maddelik yasada, şu hükümler yer alıyordu:
“Bakanlar Kurulu, çözüm sürecine ilişkin gerekli kararları almaya yetkilidir.
2) Çözüm sürecinde kapsamında yapılan çalışmaların koordinasyonu ve sekretarya hizmetleri Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından yürütülür.
4 – 1) Bu kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.
2) Bu kanun kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişiler hukuki, idari veya cezai sorumluluğu doğmaz.”
Ancak 4’üncü maddedeki “bu kanun kapsamında verilen görevleri yerine getirdiği” için bu yasaya göre cezai sorumluluğu bulunmaması gereken Baluken, tam da bu nedenle cezalandırıldı!
DÜZENLEME YETERSİZ GÖRÜLMÜŞTÜ
Meclis’te de hararetli tartışmalara neden olan düzenlemenin adı da içeriği de HDP’liler tarafından eleştiri konusu olmuştu. Öcalan da düzenlemeyi yetersiz görmüş ancak “Önemli olan içeriği ve uygulamasıdır” diyerek sürecin sürdürülmesi açısından kısmen kabul etmişti.
Görüşmeler yapılırken, Meclis tutanaklarına yansıyan bilgilere göre HDP adına konuşan Sırrı Süreyya Önder, eleştirilerini şu sözlerle dile getiriyordu: “Yasanın mevcut hâlinin en büyük eksikliği, bundan daha evvel başlamış bir sürecin bugün itibarıyla yasal güvence altına alınmasını sağlayacak olmasıdır. Bu da, çözüm süreci dâhilinde, bugüne dek Hükûmetin bilgisi dâhilinde görev almış herkesin bugüne kadar yaptıklarının güvenceye alınmaması anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, geçmişe dönük bir düzenleme yapılarak süreç ve sürecin paydaşlarının tamamı yasal bir güvence altına alınmalıdır. Bu, sürece yönelik olası hukuki suikastlerin engellenmesi açısından da önemli bir adım olacaktır. Zira hiç kimse, toplumun barış için kendine ve verdiği sorumluluğu yerine getirirken güvenliğinden ve geleceğinden kuşku duymamalıdır.”
AKİL İNSANLARIN BİLE GÜVENCESİ YOK 
Oysa hükümet mensupları o gün bu yasayı hareketle savunuyor ve düzenlemenin toplumun isteği olduğuna işaret ediyorlardı. Dönemin çözüm koordinatörü Beşir Atalay, hükümet adına düzenlemeye ilişkin yaptığı konuşmada, “Bildiğiniz gibi, uzun süredir böyle bir yasa üzerinde çalıştığımızı ifade etmiştik, akil insanlar raporunda da yer almıştı bir çerçeve yasa…” diyor da. Oysa o akil insanların bile ülkede yaşama güvencesi kalmadı. En son akil insanlar heyetinde yer alan KESK Eşbaşkanı Lami Özgen ceza alarak aranır duruma düştü.
BEŞİR ATALAY’IN FARKLI YÖNTEMLERİ!
Beşir Atalay yine aynı konuşmasında, “Biz AK Parti olarak partimizi kurarken bu konularda farklı yollar izleyeceğimizi, ülkemizin her sorununa alışılagelmişlerin dışında çözümler arayacağımızı ifade etmiştik. Yani baştan sona bir paradigma değişikliği yaptık ve bu on iki yıldır bunu herkes zaten görüyor. (…) İster Kürt sorunu deyin ister terör sorunu deyin, aklınıza ne gelirse, ama biz bu soruna da alışılmış, sadece güvenlikçi yöntemlerle değil çok farklı bakışları getirerek, hem toplumsal hem insani bakışları getirerek çözümler bulacağımızı söyledik ve hamdolsun sabırla bu konu üzerinde çalışıyoruz” diyordu. Oysa aynı iktidarın geldiği nokta, DEP’lilere yönelik 24 yıl önce yaşatılan siyasi kırım politikası oldu ve üstelik çıkarılan bu yasaya rağmen.
‘AKILLI İNSAN KENDİ TOPLUMUYLA DÖVÜŞMEZ’
İktidarın akademi kökenli vekillerinden Naci Bostancı da iktidarın bugün yeniden hayata geçirdiği “güvenlikçi politikaların” iflas etiğini çerçeve yasa görüşmelerinde şu sözlerle getiriyordu: “Geçmiş herkes için çok yaralı. Biraz önce rakamlardan bahsetti Sayın Tanrıkulu. 23 bin PKK’lı öldürülmüş arkadaşlar; 8.300 kamu görevlisi hayatını kaybetmiş, şehit olmuş; 5.600 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiş. Bu yöntemle devam edersek bunları katladığınızı düşünün. Kanın olduğu yerde barış olmaz. Önümüzde de iki yol var, başka yol yok. Ya barışacaksın ya dövüşeceksin. Dövüşmek çözüm değil, o zaman barışacaksın. Akıllı olan insan kendi toplumuyla dövüşmez, kendi toplumunu anlamaya çalışır, ona nüfuz edecek bir dil geliştirmeye çalışır.”
MA / Kenan Kırkaya 

Related Articles