O yaz ülke diktatörlüğe geçerken ne yaptın? 

KHK’lara ve diktaya inatla direnenlere, Nuriye ve Semih’e…
Her krizini daha fazla gericilik ve baskıyla aşabilen bir devletin bugünkü krizine bulduğu tek adam diktatörlüğü çözümünden gerçek anlamıyla kurtulmak için devrim gerekiyor. Referandum sürecinin de gösterdiği üzere, Kemalistinden Kürt‘üne, sosyalistinden, liberaline, hatta İslamcısı ‘na çoğunluğun acil talebi ve ihtiyacı ülkenin demokratik bir devrim yoluna sokulmasıdır.
Kemalizmden ilham alan devletçi-milliyetçi çizginin hegemonya krizine karsı benimsenen İslamcılığın 4-5 yıldır yaşadığı itibarsızlaşmaya karşı ne yapacağını bilemeyen düzen güçleri 150 yıllık Anayasa, 70 yıldır demokrasi tecrübesi olan 80 milyonluk bir ülkeye tek adam dayatması yapıyor. Bu, Türkiye toplumunun sosyal gelişkinliğiyle, maddi-manevi birikimleriyle, etnik-kültürel çeşitliliğiyle açıkça çelişen, her bakımdan hayat damarlarını kurutan bir dayatmadır. Gezi isyanından bu yana, yani 4 yıldır ülke bu dayatmaya en güçlü şekillerde hayır demişse de güçlü bir demokratik irade açığa çıkaramadığı için ekonomik ve sosyal bakımlardan yerinde saymış ya da büyük bedeller ödeyerek gerilemiştir. Bunun Türkiye kapitalizmine maliyetleri, inşaat ve tüketime pompalanan kaynağı belirsiz petro-dolarlar ve kara paralarla gizlenmeye çalışılsa da insanlar gidişatın olumsuzluklarını iliklerine kadar hissediyor…

Dikta Normalleşiyor mu?

Artık hiçbir şeyin mümkün olmadığını düşünme, şeylerin amansız düzeninden kaçabilme umudunu yitirme noktasına vardığımızda bile, varolanın sefaleti karşısına vuku bulabilecek olanın imkanını dikmekten vazgeçmiyoruz. Çünkü artık özgür olmak istememe utancını kolayca kabullenemeyiz. Daniel Bensaid -2006-(1)

Toplumun farklı kesimlerinden insanlar bu olumsuz gidişatı tersine çevirmek için son bir umutla iki buçuk ay canla başla çalıştı ve referandum sandığından bu öneriye karşı bir kez daha kocaman bir #Hayır yanıtı çıkarmayı başardı. Tıpkı, 5 milyon kişinin sokaklara aktığı Gezi günlerindeki gibi, ya da “Başkanlık” önerisinin referandumuna dönüşen 7 Haziran 2015 genel seçimlerindeki gibi, bir kez daha halk; tek adam rejimiyle yönetilmek, mezhepçi bir dinciliğin sığ kalıbına sokuşturulmak istemediğini söylemiş oldu.
Halkın çoğunluğu tarafından reddedilmiş olsa da referandum sonucunu göstere göstere değiştiren ardından da atı alan Üsküdar’ı geçti daha fazla konuşmanızın anlamı yok diyen Erdoğan 4-5 beş yıldır önerdiği şeyi, devleti diktatörlük rejimine göre yeniden kurma işini gün gün tamamına erdiriyor. Gözlerimiz önünde gerçekleşen bu olaya karşı siyaset dünyasından cılız sesler dışında bir karşı koyuştan söz etmek mümkün değil.
AKP’nin başına geçtiği gün Kadıköy’de Hayır Meclislerinin çağrısıyla yapılan “MEŞRU DEĞİLSİNiz” eylemi dışında, son 15 günde kim ne yaptı, yapmayı planlıyor? Yoksa hileyle, zorbalıkla değiştirilen sonucu sol da mı sineye çekti? Sol da pek çokları gibi bu çılgını azcık daha idare edelim, “gün ola harman ola” diye bekliyorsa, bunun varacağı yerin ağır bir yenilgi ve kopkoyu diktatörlük olduğunu kısa süre içinde anlayacağı aşikardır.

 

CHP, HDP, Erdoğan Ne Yapıyor?
Hayır Cephesinin ağırlıkla oy verdiği ve ilişkide olduğu iki parti CHP(2) ve HDP de, irili ufaklı tüm sağ-sol çevreler de Tayyip ve onunla birlikte yürüyen kliklerin tehdit ve manipülasyonlarının ince dengeleri içinde bekle ve gör politikası izliyor.. CHP’nin kulağına “ordu ve milli unsurlar Tayyip ve ekibini dengeleyecek güçlerini koruyor, devletin şimdilik bu adama ihtiyacı var, 2019’a kadar bir şekilde gidecek sıkın dişinizi” mesajı fısıldanırken, tutuklamalarla lidersiz ve kadrosuz bırakılan HDP de “sonbaharda yeniden barış süreci başlatılacak” sözleriyle beklenti içine sokulmuş bulunuyor.
Muhtemel siyasi rakiplerinin hepsini bir şekilde enterne etmiş durumdaki Erdoğan da 10 gündür emperyalist merkezlere bu yeni durumu anlatıp, Türkiye’deki yeni tek adam rejiminin kendileri için bir olumsuzluk içermediğini anlatma turuna çıkmış bulunuyor.

 

Sol Muhalefet Ne Yapabilir?

Her daim yeniden başlayışlar, yeniden doğuşlar ve yenilenmeler vardır. Karanlık geçiş ve değişim cağlarında dünyevi ve manevi özlemlerin, akılların ve tutkuların patlayıcı bir bileşimi gerçekleşir. Eskinin muhafazası yeninin kekelemelerine karışır. Daniel Bensaid

Sol muhalefet ve Gezi kitlesi ise Nuriye ve Semih’in anlamlı ve saygıdeğer direnişine ve açlık grevinden sağ-salim çıkabilmesine odaklanmış durumda… Bu direniş partilerin referandum sonrası yol açtığı hayal kırıklığını önemli ölçüde kırdı, bir kısım solun mücadele azmini kamçıladı ancak, solu da yeniden birbirine konuşan, birbiriyle tartışan bir dar alana sıkıştırdı. Meclisler canlılıklarını korurken açlık grevinin doğruluğu yanlışlığı tartışmasının bu platformlara taşınması CHP ve sağ eğilimli kesimleri yabancılaştırıcı bir etki yarattı. Solun şu noktada yapması gereken şey elbette, Nuriye ve Semih’in eylemine sırtını dönmek olamaz. Onların eylemlerinin konusu olan KHK’larla isten atmalar ve OHAL’e karşı mücadeleyi bütün sola mal edecek bir yolu Hayır Meclisleri üzerinden tarif etmektir.
Bugünün acil, ertelenemez ihtiyacı; CHP, HDP, DBH, BHH, Halkevleri gibi yapıları da sürece katacak bir heyetin oluşturularak, Nuriye ve Semih’in kritik aşamadaki eylem sürecinin daha geniş ve yaygın bir eylemsellikle nasıl devralınabileceği konusunda bir planın açıklanmasıdır. Aslı Erdoğan, Filiz Kerestecioglu, Arzu Çerkezoğlu Erkan Baş, Alper Taş, Efkan Bolaç gibi insanlardan oluşabilecek bu heyet, açlık grevindeki bu iki devrimci insana: „Böylesi bir eylem sellikle mücadele bayrağını sizden devralmak istiyoruz. Sizlerin yaşaması ve mücadelenizin daha geniş kesimlerce sürdürülmesi saray diktatörlüğüne karşı bir zaferdir ve bunda en büyük pay hiç kuşkusuz size aittir“ derse belki mevcut tıkanıklık aşılabilir. Solun Hayır Meclisleri üzerinden söyleyeceği söz „Hayır Hepimiz Kazanalım“ minvalinde kapsayıcı bir söz olmalıdır. Mesela „Hayır, Tek Adam Diktası Değil, Barış İçinde Demokratik Bir Ülke İstiyoruz“ minvalinde bir motto güzel bir çerçeve olabilir.

 

Diktatörlüğü Normalleştirme Makinesi Nasıl İşliyor?
Tayyip 7 Haziranda devletin ve en geniş sağın bölünme paranoyalarına seslenerek sonucu değiştirmişti. Şimdiyse devlet-içi ve dışında gizli açık anlaşmalarla ve muhalefet saflarında beklentiler yaratarak referandum süreci ve sonrasında sağdan-soldan gelen itirazları bir kez daha yatıştırmış gözüküyor.
Kredisini fazlasıyla yitirmiş, iki yıl içinde ikinci kez halk tarafından „Hayır!“ denilmiş bir önerinin sahibi olan bu siyasi aktörün tek avantajı, karşısında güçlü ve kararlı bir muhalefetin olmayışıdır. Sorun sadece „Böyle bir şey olabilir mi“ diyerek ifade eden Kılıçdaroğlu CHP‘si değildir, tutuklama tehdidi ve ABD-MİT-Barzani ekseninin „Barış“ manipülasyonlarının(3) ikili kıskacı altındaki HDP‘den de diktatörü yıkma cüreti beklenmemelidir. Geçen bir ayın sonunda hala bunun aksini düşünebilen kaldıysa, bu ancak ahmaklık ve aymazca bir partizanlıkla açıklanabilir.
Bıkmadan söylemekte yarar var: Bunun tam olarak neyi ifade ettiğini şu anda idrak edemesek de artık Franco İspanyası, Mussolini İtalyasındakine benzeri bir diktatörlüğe geçiş sürecinin içindeyiz. Bu süreç diktatör bu kadar gayrimeşru ve siyaseten zayıfken durdurulamazsa, eşitlik, özgürlük, barış diyenlerin işi gelecekte çok daha zor olacak…

 

Dikta Muhaliflerinin Partileri Nereye Bakıyor?

En karanlık anlarında bile, doğmakta olan gelenek, çöken geleneğin hemen arkasındadır. Bu dik kafalı umut, ne inananın tasasız güveniyle ne de Spinoza tarafından defedilen „kederli tutku“yla karşılaştırılabilir. O tam tersine „üstesinden gelinen umutsuzluğun“ erdemidir. Çünkü „yanıltmayana karşı umut beslemeye hazır olmamız icin“, öncelikle kendi yanılsamalarımızdan umudu kesmeniz gerekir. Daniel Bensaid

Gezi’den beri on binlerce insanın canını yakmış, binlercesinin canına mal olmuş bir diktatörlük kurulurken, “2019 seçimlerini bekleyelim” diye konuşmak da “Barış gündemde, sonbaharda yeniden masa kurulacak” demek de, hatta daha solda olduğunu söyleyen birilerinin şu günlerde “neoliberalizme alternatifleri konuşuyoruz” başlıklı paneller düzenlemesi de düşman kapıları kırarken meleklerin cinsiyetini tartışma sefilliğinden başka bir şey değil. Kafamızı kuma gömmemiz dışında bir önerisi, çağrısı olmayan parti ve çevreleri bir kenara koyup yürümek dışında bir çaremiz var mı?
Hiç bir yanlış anlaşılmaya fırsat vermeden söylemek gerekiyor: Bugüne kadar oy verdiğimiz, destek sunduğumuz partilerden de onların biraz daha gelişkin ara kesiti olan Demokrasi için Birlik‘ten de Birleşik Haziran Hareketi gibi referandumdan sonra nereye kaybolduğu anlaşılmayan platformlardan da diktatörlüğü durdurma noktasında çok fazla bir şey beklemeyelim.

Cumhuriyetçiler, Kürtler, Laikler Bugün Ne Yapacaksa, CHP ve HDP‘yi Unutarak Yapacak
Yanılsamalarından kurtulmuş ve gözü açılmış bir umut, “alışkanlığın ve mülayimliğin, özü itibariyle taban tabana zıttı” haline gelir. Bu umut, “sürekli alışkanlıklarından kopmak”, durmadan “alışkanlık mekanizmasını” sökmek, her yere yeni başlangıçlar sokmak durumundadır, tıpkı “alışkanlığın her yere bitişler ve ölümler soktuğu gibi.” Daniel Bensaid

Geldiğimiz noktada Erdoğan‘ın devleti tek adam diktatörlüğü zemininde yeniden örgütleme sürecini tamamlamasına daha fazla gözlerimizi yummadan semtler/mahallelerden yükselen, yaygın ve kitlesel bir pasif direniş çizgisi geliştirmeye ihtiyacımız var.
Madem ortada derinleşen bir hegemonya krizi var. Madem bunca baskıya ve adaletsizliğe rağmen bugüne kadar ona ve partisine destek veren Ankara, İstanbul, gençler, hatta milliyetçi-muhafazakar mahalle bile onun bütün gücü elinde toplamasını istemiyor.. Kürdistan‘da sokakta siyaset yapacak bir kişi bile bırakılmamasına, korucular ve AKPli aşiretlerin silahlarının gölgesinde kırsal kesimdeki binlerce sandıkta büyük çaplı hileler yapılmış olmasına rağmen halk madem yine de „Hayır!“ dedi. Ve madem AKP Kongresi‘ndeki „birliğimizi korumadığımızda ne olduğunu 16 Nisanda gördük“ sözleriyle halkın kendisine „Hayır“ çektiğini Erdoğan da ikrar ediyor, Hayır‘ın sahipleri de durmamalı…

Çıkış Hattı: iki Devrimcinin korkusuz inatçılığını halkın demokrasi ısrarıyla birleştirmek 
Kaygılanmak, tehlikeleri saptamaktır. Umut etmek ihtimaller yaratmaktır. Kaygıyı umuda bağlamak imkansızlıkların teşhis edildiği yerde imkanları kestirmektir. Her durum bir tehlikeler ve ihtimaller kümesi, bir imkanlar ve imkansızlıklar alaşımıdır. Daniel Bensaid
Bir çok bakımdan güçsüz ve gayrimeşru bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzu hatırda tutarak, Erdoğan diktasını daha da yalıtarak, çökertmek için şu aşamada bir sivil itaatsizlik aktivizminden başka çıkış gözükmüyor. Referandumdan bu yana gecen bir aylık sürenin son 15 gününü bir soluklanma evresi olarak görürsek, Gezi‘nin yıl dönümü de yaklaşırken, Nuriye ve Semih’in mücadelesini yükseltecek KHK-OHAL karşıtı bir kampanyayla Meclisleri yeniden çalıştırmanın zeminleri yoklanmalı diye düşünüyorum.
Bu zeminleri merkezi bir KHK karşıtı kampanyayla az çok canlandırabilirsek, dikta güçlerinin kuvvetle muhtemel hata ve çelişkilerinin önümüze sereceği mücadele olanaklarını kullanmaya da hazır durumda bulunuruz. Ondan sonra da; bir gün sokaklarda, meydanlarda kocaman kokartlarla oturma/ayakta durma, başka birgün „bizi siz delirttiniz“ diyip huni takma, uçurtma uçurma, vapur iskelelerinde metro istasyonlarında sabah işe gidiş saatlerinde insanları oyun oynamaya çağırıp o gün için işe gitmemeye teşvik, halay çekme, vb. gibi durumsal eylemlerle mevcut OHAL‘li hayatın akışını bozarak ona Hayır diyenlerin gücünü ve arzusunu görmek ve göstermek „Barış İçinde Demokratik Bir Ülke“ye doğru yürüyüşün başlangıç adımları olabilir. Unutmayalım ki, sıkıştığında bir gün önceki can düşmanıyla ittifak kurabilen, hiç olmadı devlete, muhalefete ve topluma dönüp; „gerekirse her seyi yakar bana karsi bir irade çıkarmanıza asla izin vermem“ diye kafa tutabilen haksiz, nobran olmasının yanında siyasi sezgileri gelişkin ve manevraları yerinde olan irade ancak Nuriye ve Semih‘in korkusuz inatçılığıyla alt edilebilir. Referandum sürecine göre ciddi bir geri düşüş olsa da halkın Türkiye toplumuna biçilen dikta gömleğine tepkisinin bitmediğini görmeye devam ediyoruz. Meclisler deneyiminden geçmiş sola düşen de bu iki devrimci arkadasın cesaretini halkın demokrasi ve özgürlükten yana ısrarıyla birleştirmenin yollarını aramak, bulmak…

(1)Yazıdaki tüm Bensaid alıntıları düşünürün yazılarının Uraz Aydın çevirisiyle derlendiği Marksist siyaset ve strateji konusunda enfes bir kitap olan „Köstebek ve Lokomotif“ten (Yazın, İstanbul, 2006)dır.

(2)Tartışma götürmez biçimde bir devlet ve düzen partisi olsa da CHP, hala ve maalesef Cumhuriyetçi, laik geniş bir kesimin -bunların önemli bir bileşeni olarak da Alevilerin- desteğini alan bir siyasi partidir. Bu yüzden de Tayyip karşıtı (ve sola açık) insanların önemli bir bölümünün kendisini yakın gördüğü, Bourdieu’cu anlamda bir siyasal alandır.

(3) En son Sırrı Süreyya Önder’in açıklamalarını düşününce, Barış beklentisinin İmralı’dan iletilen mesajlarla tahkim edilen bir manipülasyon olma ihtimali de yüksektir.

Related Articles