Nusra’nın İdlib’e Yerleş(tiril)mesi 1 bölüm- Mîrzend Siyaroj

ABD’nin hava destegiyle IŞID’in başkenti Raqqa’ya Haziran 2017’nin ilk haftasında operasyon başlatan SDG güçleri, şimdiden bölgesel ve uluslararası güçlerin “IŞID sonrası”nı konuşmasına neden oldu. Gündemdeki en önemli konu ise 15 Temmuz’dan sonra Ahraru’ş Şam ile Heyet Tahriru’ş Şam (Cebhet el Nusra) arasındaki 1 haftalık çatışmalar sonucunda HTŞ hakimiyetine geçen Idlib. El Qaide’ye resmen bağlı olan (1 yıl önce ‘artık bağlı degiliz’ demiş olsa da ABD ve Rusya tarafından bu açıklama kaale alınmadı) Nusra’ya karşı nasıl bir operasyona girişilecek, operasyonu hangi güçler yapacak vb konular şimdiden konuşulmaya başlandı.

Peki ne oldu da İdlib bölgesi Nusra’nın hakimiyetine girdi ve Nusra o bölgede bu kadar güçlü olabildi?

2015’ten itibaren Halep-İdlib hattında neler olmuş, kısaca bakalım.

***

MART 2015

Suudi Arabistan, Qatar ve Türkiye destekli cihadcı gruplar bir araya gelerek “Fetih Ordusu”nu kurdular. Cephet el Nusra, Ahraru’ş Şam, Nureddin Zengi, Ceyş’ul İslam, Türkistan İslam Partisi ve daha birçok cihadçı grubun bir araya gelmesiyle kurduğu ve ÖSO’nun bir açıklamayla “müttefik” ilan ettiği Fetih Ordusu kısa sürede İdlib merkezi ve Cisr el Suğur dahil geniş bir bölgeyi rejim güçlerinden almayı başardı.

Aynı dönemde Erdogan’ın Suudi Arabistan’ı ziyaretiyle ortak strateji belirleyen Türkiye, Qatar, Suudi ittifakı kısa sürede sahadaki güçleriyle Halep’i de ele geçireceklerinin hesabını yapıyordu. Bunun için binlerce cihadçı Türkiye sınırından İdlib’e aktarıldı ve akabinde cihadçı örgütler tarafından “Halep’in Fethi” ittifakı kuruldu.

Türkiye, Suudi ve Qatar’ın ağır silah ve TOW füzeleriyle destek verdiği, öncülüğünü El Qaide’ye baglı Nusra Cephesi’nin yaptığı ve Ahraru’ş Şam ve ÖSO gruplarından oluşan cihadçı ittifak Halep merkezinin de üçte ikisini kontrol etmeyi başardılar

***

KASIM 2015

24 Kasım 2015’te Rus jetinin Türk ucaklarınca düşürülmesinin ardından işler değişti. Rusya o güne kadar rejime destek verse de, Türkiye sınır kapılarındaki cihadçıları bombalamıyordu.

Suriye’de S400 hava savunma sistemini kuran ve Türk uçak ve helikopterlerinin Suriye sınırını ihlal etmesi durumunda onlari düşürecegini ilan eden Rusya, Türkiye’den gönderilen cihadcılar ve cephane konvoyları Ezaz ve Idlib sınırında bombaladı.

Türkiye üzerinden cihadçılara savaş ve silah takviyesi devam etse de Rusya’nın savaşa aktif katılımı rejim karşıtı cihatcı ittifaka ciddi kayıplar verdirmeye başladı. Deyim yerindeyse cihadçılar icin “gerileme devri” başlamıştı

***

ŞUBAT 2016

YPG, Ezaz güneyinde, yani doğu Efrîn’de aralarında Minnig havaalanı ve Til Rifat beldesinin de oldugu birçok yerleşim yerini Türkiye, Suud, Qatar destekli cihadçılardan ele gecirdi. Böylece cihadçıların Ezaz-Mare üzerinden açtıkları kuzey Halep saldırı cephesi kırılmış oldu.

YPG’nin Rusya ve ABD’den hava desteği almadan, TC-Qatar-Suudi ülkelerince her türlü destegi alan cihadcı güçlerden geniş bir bölgeyi ele geçirmesi Fetih Ordusu bileşenleri arasında ilk sorunların baş göstermesine neden oldu.

***

HAZiRAN 2016

TC Cumhurbaskanı sıfatıyla Erdoğan Rusya’ya resmi özür mektubunu iletti.

Erdogan mektubunda sadece düşürülen ucak için özür dilemiyordu. Aynı zamanda “Suriye’de teröre karşı ortak mücadele ve siyasi çözüm” taahhüdünde bulunuyordu. Bu da Suud ve Qatar ile birlikte cihadçı gruplar üzerinden Suriye’ye ihraç ettiği savaşın seyir değiştirmesine yol acan stratejinin başlangıcıydı.

Tüm bunlar olurken Rusya ve Suriye rejim güçlerinin kuzeydoğu Lazkiye ve Halep merkezinde cihadçılara karşı ilerleyişleri devam ediyordu.

TC’nin Rusya’ya “teröre karşı ortak mücadele” taahhütüne karşın sahada ÖSO ve Ahraru’ş Şam ile birlikte olan El Qaide’ye bağlı Nusra gerçeği vardı.

Bu engelin de aşılması için Nusra, Temmuz sonunda ismini “Şam’in Fethi Cephesi” olarak değiştirdigini ve El Qaide ile “biat” bağını kestiğini açıkladı.

TC bu hamlelerle kendisine bağlı cihadistleri “ılımlı muhalif” maskesiyle hem Rusya ve Suriye Rejimin saldırılarından kurtarmak istiyordu hem de onları Şehba’ya aktararak (ve tabii ki diger Rojava bölgelerine) YPG’nin denetimindeki bölgelere saldırtmak istiyordu.

***

AGUSTOS 2016

9 Agustos’ta Erdogan Rusya’yı ziyaret etti. 25 gün önce gerçekleşen “15 Temmuz askeri darbe girişimini” yeni atlatan bir devletin C.Başkanı olarak bu ziyareti, Kasım 2015’ten beri Rusya tarafından uygulanan “gıda ithalatı yasağı, işadamlarına konulan vize yasağının kaldırılması, dogalgaz anlaşması, turistlerin gelişi” vs kaynaklı ekonomik içerikte degildi sadece. TC esas olarak Rusya’ya “müttefiğin Suriye rejimi için yok edici degil, kolaylaştırıcı pozisyonda olacağım” sözünü verdi. Çünkü Erdoğan askeri darbe kalkışmasının Avrupa ve ABD destekli olduğunu düşünüyor(du). Rusya ile Kasım 2015’ten beri süregelen gerginligin bundan sonra “kontrol edilebilir” olmadığını hesaplıyordu.

Erdoğan’ın verdiği sözler akabinde Rusya, 24 Agustos’ta TC destekli cihadçı grupların Şehba Bölgesine (Ezaz – Jarablus – El Bab) “IŞID ile mücadele” gerekcesiyle girmesine onay verdi.

Böylece,

* Rusya destekli Suriye rejimi o bölgede bulunan ve kendisi için öncelikli tehdit olan IŞID’den kurtulacaktı

* Diger bölgelerde rejimle çatışan cihadçılar oraya aktarılıp IŞID ile çatıştırılacaktı

* ilerde rejim için de tehdit olacak “yekpare Rojava”nın önüne geçilmiş olacaktı.

(TC’nin Fırat Kalkanı ismini verdigi işgal operasyonuna İdlib’deki Ahraru’ş Şam başta olmak üzere cihadçı grupların katılmasına Nusra karşı çıkmış ve bunun rejime karşı savaşı baltalayacağını belirtmişti)

***

ARALIK 2016

TC’nin Şehba işgaline ses cıkarmayan Rusya, bunun karşılığında TC’nin Halep’teki cihadistlere destek vermemesini şart koşmuştu. Halep’e sonbaharda şiddetli saldırı dalgası başlatan rejim güçleri ve hava saldırılarıyla Rusya, Kasım sonunda birçok yeri Türkiye, Suudi, Qatar destekli cihadistlerden ele geçirdi. Öyle ki son 6 mahallede mahsur kalan cihadist savasçılar ve aileleri icin BM’den destek istendi.

En son 13 Aralık’ta Türkiye’nin cihatçılar adına Rusya’nın da rejim adına arabuluculuğuyla rejim karşıtı silahlı grupların Halep merkezinden tahliye edilmesi anlaşmasına varıldı. Silahlı gruplar, Halep merkezinde denetimlerinde bulunan yerlerden ayrılarak, İdlib’e geçmeyi kabul ettiler.

Bu, 20 Temmuz 2012’de Halep merkezindeki ilk catışmalardan beri rejim adına elde edilen en büyük başarıydı.

24 Agustos’ta TC’nin Şehba’ya girişine izin verilmesiyle işleyen plan TC sayesinde yıl sonunda cihadçıların Halep’i boşaltmasıyla son buldu.

Aralık sonunda TC ve Rusya arasında varılan anlaşma ile muhaliflerin Halep’e saldırısını engelleyen “ateşkes” anlaşması imzalandı. Bu anlaşma ile muhalifler TC eliyle Astana’da rejimle masaya oturtulmakla kalmadı, rejimin toparlanarak bircok yeri daha sonra almasına yol açacak “ateşkes” anlaşmasını da kabul etmek durumunda kaldılar.

Rusya’nın Türkiye ile anlaşarak Aralık 2016’da Halep’i rejim ile savaşan cihadçılardan temizleme planı 2017’nin başından itibaren diger bölgelerde de devreye sokuldu. Şam’ın Doğu Guta, Humus, Hama ve en son Agustos 2017’de Lübnan sınırındaki Arsel’den çogunluğunu Nusra üyelerinin oluşturduğu binlerce savaşçı rejimin bizzat otobüs tahsis etmesiyle İdlib’e nakledildi.

Rusya ve Suriye rejimi, ilgili bölgelerdeki cihadçıları bu “nakil” anlasmasına zorlamak için ilkin cihadçıların olduğu yerleri çok şiddetli bombalıyor sonra TC’yi aracı olarak devreye sokup otobüslerle cihadçıları İdlib’e naklettiriyordu.

Elbette Suriye’nin farklı bölgelerinden onlarca cihadçı grubun, binlerce cihadçının İdlib’e nakledilmesinin bir amacı vardı. Terör örgütü listesinde olmasına rağmen farklı bölgelerdeki Nusra üyeleri de Idlib’e taşınmasındaki temel amaç, orada Nusra varlığı, Rusya’nın istediği zaman İdlib’e müdahale etmesinin “meşru” gerekçesini oluşturacaktı.

Zira, küçük grupların dahil nakledildiği İdlib’de cihadçılar arasında bir “güç savaşının” başlayacağını ve bunda en başarılı olacak grubun El Qaide’nin idrolojisinden, örgütsel disiplininden ve savaş tecrübesinden faydalanan Nusra’nın olacağını bilmek için kahin olmaya gerek yoktu.

El Qaide’ye biat eden Nusra, kendisinden ayrılan ve El Qaide’ye biat etmeyerek kendi yolunu çizen ve kendi dışındaki tüm örgütleri yok etmeye odaklanan IŞID’den farklı olarak hem pragmatik çizgisi hem de ittifaklara açık tutumuyla rejim karşıtı gruplarla iç içe faaliyet yürütebildi. Hatta Fetih Ordusu ve en son kurulan Heyet Tahriru’ş Şam’da ittifak ettiği örgütlere kendi liderliğini dayatmayarak birliğin liderinin diğer yapılardan biri olmasını onayladı. Böylece “cihad için fedekarlık yapan örgüt” profili çizdi.

Bu özelliğini Afganistan’da faaliyet gösteren ve Taliban dahil birçok örgütle ittifaklar kuran, ittifakların liderliğini diğer yapılara bırakan ve esas güç olmayı bu şekilde elde eden El Qaide’den alıyordu.

Özellikle Suudi, Qatar, TC ve hatta ABD tarafından desteklenen örgütlerle işbirliği, ittifaklar kurarak hem gelen silah, lojistikten faydalandı hem de batının desteklediği “muhalif” şemsiyesi altında Rusya’nın saldırılarından korundu yıllarca

Related Articles