NATO’dan Astana üçlüsüne ‘ayaklarınızı toplayın’ operasyonu ve Kürtler

Karşımızdaki en büyük sorun Kürtlerin ve Ortadoğu halklarının yeni bir şekilleniş karşısında hazır olup olmadıkları durumudur. Ortadoğu’da halkların ortaklaşacağı bir düzen mi kurulacak, yoksa yeni bir boğazlaşma sürecimi başlayacak? Bu sorunun cevabının büyük kısmı Kürtlerin kendi aralarında kuracakları ulusal birlik örgütlenmesinden geçiyor.  

Suriye’de geçtiğimiz gün NATO tarafından yapılan hava saldırısı ve bu saldırının sonuçları üzerine yazılacak çok şey var ama belki de üzerinde durulması en gereken önemli konu Türkiye’nin takındığı tavırdır.

Daha on gün önce Ankara’da bir araya gelen Erdoğan, Putin, Ruhani bir ittifak fotoğrafı vererek Suriye iç savaşının (rant paylaşımında) beraber hareket edeceklerini deklare ettiler. Suriye savaşındaki ateşkes sürecine garantör olan bu devletler Suriye topraklarında bir paylaşım anlaşmasının eşiğinde olduklarını açıkladılar. AKP basını bu buluşmayı zafer çığlıkları ile duyurdu. Öyle ya, ABD, AB ve NATO boyunduruğu çıkarılmış yeni ittifaklar çerçevesinde bağımsız bir dış politika izlenecek, batıdan saldıran bütün şer odaklarına dersleri verilecekti.

Çok geçmeden kazın ayağının öyle olmadığını Astana ittifakının üç ülkesi anladı. Rusya Türkiye ile girdiği Efrin işgal operasyonunun ve taktiksel ittifakın sandığından daha kısa ömürlü olduğunu, Erdoğan’ın kendisine verdiği sözlerin suya yazılmış mektup kadar kalıcı olduğununun idrakine vardı. NATO’nun Suriye’ye kontrollü bir şekilde abanması Rusya ve Türkiye ittifakının temellerinin ne kadar zayıf olduğunu yedi düvele gösterdi.

İngiltere’nin çift taraflı çalışan bir Rus ajanının üzerinden ateşlediği işaret fişeği önce diplomatik bir cephe yarattı arkasından perdesini İsrail’in açtığı askeri bir operasyona dönüştü. Suriye’nin Doğu-Guta bölgesinde kimin tarafından yapıldığı (yapılıp yapılmadığı) belli olmayan kimyasal silah saldırısı önceki gün ABD, İngiltere ve Fransa’nın ( NATO’nun) Suriye’ye hava saldırısı yapması için istenen ortamı yarattı.

NATO saldırısının sonuçları ileriki süreçte daha fazla ortaya çıkacak ancak bugüne kadar ortaya çıkan sonuçlar bölge ve küresel güçler açısından çarpıcı.

  1. 1. Astana süreci kapanmıştır. Suriye’de siyasi süreç için tek adres Cenevredir.
  2. 2. NATO istediği zaman uluslar arası bir kriz çıkarıp hasımlarının ekonomik sistemlerini (Türkiye, İran ve Rusya’da dolar tarihlerinin rekorunu kırdı. İran kuru sabitlemek zorunda kaldı. Türkiye’nin durumu meçhul) felç edebilir.
  3. 3. NATO, Rusya’dan silah alan, almak isteyen Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, Mısır gibi ülkelere NATO ve Rus silahları arasındaki teknik ve kalibre farkını gösterdi.
  4. 4. Rusya’nın küresel değil ancak bölgesel alt-emperyalist bir ülke olduğunu ve rolünü buna göre oynaması gerektiğini hatırlattı.
  5. 5. Cerablus, Al Bab’ta başlayan Efrin ile devam eden Rusya -Türkiye işbirliğinin tabutuna isterse son çiviyi çakabileceğini gösterdi.
  6. 6. Türkiye ve İran’a “Rusya’ya fazla yaslanmayın düşersiniz” mesajını verdi.
  7. 7. Rusya’ya “Türkiye ile hangi ittifaka girersen gir, Türkiye’nin tasması benim kapı koluma bağlı” mesajını bizzat Erdoğan’ın ağzından iletti.

Uluslar arası ilişkilerde uzun zamandır statükonun yerle yeksan olması Suriye üzerine üçüncü cümleye varacak kadar tahlil yapılmasını engelliyor. Zira dengeler ve ittifaklar her an her saniye değişiyor. Yapılan bütün planlar, projeler, anlaşmalar, ittifaklar hemen her şey dönüp dolaşıp Kürtlerin dört parçada ki statüsüzlüğüne ve çözümsüzlüğüne çarpıp tuzla buz oluyor.

AKP-Erdoğan devletinin bütün iç ve dış politikasının çekirdeği bütün dünyada Kürt kazanımlarına saldırma üzerinden şekillendi. Yaptığı bütün ittifak ve çatışmalar bu politikaların getirdiği savrulmalardan ibaret. Bu saplantının bedeli olarak vermediği taviz, satmadığı maddi ve ahlaki değer kalmadı. Kürtlerin Orta-Doğu’da ittifak alanları genişledikçe Erdoğan’ın manevra alanı daralıyor. Bu durumu aşmak için Erdoğan Skyce-Picot anlaşmasını dışa yayılmacı politikalarla ortadan kaldırmak istiyor. Oysa var olan durum bunun tam tersi Ortadoğu’daki kriz bu anlaşmanın Türkiye’nin sınırlarının içine doğru kaldırılmasını dayatıyor. Erdoğan bu durumun önüne geçmek için heybesindeki bütün taşları müsrifçe harcıyor. Ancak tarihin akışına karşı çok fazla duramaz kendi eliyle katliamlar üzerine kurulu Türk ulus devletini tasfiye ediyor.

Karşımızdaki en büyük sorun Kürtlerin ve Ortadoğu halklarının yeni bir şekilleniş karşısında hazır olup olmadıkları durumudur. Ortadoğu’da halkların ortaklaşacağı bir düzen mi kurulacak, yoksa yeni bir boğazlaşma sürecimi başlayacak? Bu sorunun cevabının büyük kısmı Kürtlerin kendi aralarında kuracakları ulusal birlik örgütlenmesinden geçiyor.

15.04.2018

 

 

Related Articles