Nasıl anlatayım sana Ahparig… – Yetvart Danzikyan

Kaç gündür düşünüyorum, nasıl anlatmalı son bir yılda olan biteni.

Senin iyi ahbap olacağını düşündüğüm Selahattin Demirtaş ve diğer HDPli siyasetçiler hala hapiste. Demirtaş 14 ay sonra ilk kez hakim karşısına çıktı geçen hafta. Düşün. Bir tür siyasi rehinedirler.

Tanıdığın, birlikte muhtemelen bir sürü hayal kurduğun Osman Kavala da hapiste. Olmadık suçlamalarla. Bu hafta o da içerden sana birkaç satır yazıverdi sağolsun. Vakıfta, Hrantın Arkadaşları grubunda gayret gösterenlerden Özlem Dalkıran ve diğer hak savunucuları yine olmadık, akla hayale sığmadık suçlamalarla tutuklandıktan sonra tahliye edildiler ama mahkemeleri hala devam ediyor. Yandaş medyada hakkında yazılanları okusan kim bilir ne derdin.

OHAL sürüyor. Yine uzattılar. Üçer aylık dilimlerle uzatıldığı için bir tanesi hep 19 Ocak öncesine dek geliyor. O da ayrı bir tuhaflık oluyor doğrusu.

Mehmet Altan, Ahmet Altan, Şahin Alpay, Ali Bulaç, Ahmet Turan Alkan gibi isimler de hapiste. Geçtiğimiz hafta Anayasa Mahkemesi Mehmet Altan ve Şahin Alpay için hak ihlali kararı verdi ve tahliyelerini talep etti ama gel gör ki yerel mahkemeler bu karara uymuyor. Yargı artık buralarda, düşün yani.

Ahmet Şık, Murat Sabuncu, Akın Atalay da hala hapiste. Savunmalarını çoktan verdiler suçlamaların mantıken düşmesi gerekir ama öyle olmadı. Turan Günay, Kadri Gürsel, Güray Öz ve diğer  Cumhuriyetçiler neyse ki tahliye edildiler ama onların da aklı içerdeki arkadaşlarında. Dava da devam ediyor zaten.

Bir sürü televizyon, gazete kapatıldı. Malları haraç mezat satılıyor. Kürt medyası üzerinde tarif etmesi zor bir baskı var, her gün davalarla uğraşıyorlar. Sonradan kapatılan Özgür Gündem ile dayanışma için 1 günlük yayın yönetmenliği yapanlara da sistematik olarak ceza veriliyor. Barış Akademisyenlerinin durumu da farklı değil. neredeyse hepsi üniversitelerinden uzaklaştırıldı, bir şekilde öğrencileri ile birlikte olmanın, kendilerini, ailelerini geçindirmenin yolunu arıyorlar. Bir kısmı yurtdışına gitti, aynı 12 Eylül dönemi sürgünleri gibi.

Şu son hafta yine tuhaf işler olmaya başladı. Canan Kaftancıoğlu, hani Ümit Kaftancıoğlunun gelini, CHP İstanbul İl Başkanı seçildi. Öyle bir kıyamet koptu ki. Bir 24 Nisan yürüyüşü ile ilgili tweetinde Ermeni Soykırımı dedi diye önce CHPye yakın gibi duran Halk tv ihbarda bulundu, sonra da son yıllarda adet olduğu üzre sosyal medyada ne kadar troll dediğimiz yandaş tetikçi varsa harekete geçti. AKP işi gücü bıraktı Kaftancıoğlu ile uğraşıyor günlerdir. Sahte bilgilerle, fotomontajlarla kamuoyunu yönlendirmeye çalışıyorlar. Cumhurbaşkanı Erdoğan ne dedi biliyor musun kürsüden?

Her şey bir tarafa da Gazi Mustafa Kemal’in kurduğu parti ne hale geldi. Ermeni Soykırımı diyerek tarihimizi ve milletimizi aşağılıyor. Devlet katil değil, seri katil diyerek ölen polislerin suçunu devlete atıyor. Gezi Parkı olaylarında, yüzünde maske, elinde taşla çekilen resim ona ait değilse nerede durduğunu belli etmiştir.

Yani o resimlerin foto montaj olduğu kabul ediliyor ama bağlam dönüp dolaşıp başka yerden kuruluyor. Nereden kurulduğunu gayet iyi anladın. Sana anlatmama gerek yok.

Çok ilgisiz belki ama bir de şu can sıkıcı. Kanal İstanbul diye bir proje var, Karadeniz ile Marmarayı su yolu ile çok büyük masrafla birbirine bağlayacak Hükümet, Boğazın batısından bir hat çekerek. Kabaca Sazlıdere hattı. Çevreciler, bilim adamları bunun çevresel bir felaket olacağını söyleyip duruyorlar. Geçen gün de güzergah açıklandı. Televizyonları gazeteleri görsen. Aman da emlak fiyatları şöyle artacak, şu kadar toprak kazılacak şöyle olacak böyle olacak. Çevresel açıdan yaratacağı sakıncalarına kimse değinmedi desem yeridir.

Daldan dala atlıyorum. Davaya gelecek olursak. Bu yıl da dişe dokunan bir gelişme olduğunu söyleyemem. Cinayet günü ve öncesi Agosta ya da evinin civarında olduğu söylenen bazı Jandarma İstihbarat görevlilerinin yargılanmasına başlandı. Bir kısmı tahliye edildi, bir kısmının daha ifadesi alınmadı. Kilit konumda olanların bazıları Hatırlamıyorum diyor, bazılar topu birbirine atıyor. Karinin benzettiği gibi, yakar top misali. Duruşma önleri eskisi gibi kalabalık değil ama kime ne diyebiliriz? O kadar çok dava, katliam, cinayet var ki. Son beş yılı herhalde nefes alamadan geçirdik desek yeridir. Hangi birini sayayım, Ali İsmaili mi, Berkin Elvanı mı, Suruç Katliamını mı, 10 Ekim Ankara Katliamını mı? Bir başka güvercini daha vurmuşlardı, belki anlatmışımdır, Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçiyi. Belki de iyi ahbaptınız. İki yıl geçti cinayetin üzerinden, daha tek bir tutuklu yok ortada.

Patrik seçimi konusuna hiç girmiyorum şimdi. Öyle tatsız işler çeviriyorlar ki. Detaylı anlatırım bir ara. Hava ağır mı ağır yine, velhasıl. Ama işte umudu kaybetmemeye çalışıyoruz. Böyleyken böyle.

http://www.agos.com.tr

Related Articles