Murat Karayılan: Türk sömürgeciliği bütün imkanlarıyla Kürtlerin karşısında

Denge Welat Radyosu’na konuşan PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan gündeme ilişkin geniş bir değerlendirmede bulundu, Güney Kürdistan’da yaşan sürece ilişkin ise şunları söyledi:

 

TÜRK SÖMÜRGECİLİĞİ BÜTÜN İMKANLARIYLA KÜRTLERİN KARŞISINDA

Güney Kürdistan’daki referandum vesilesiyle Türk sömürgeciliği bütün imkanlarıyla devreye girmiş ve tehditler savuruyor. Kendisini hazırlıyor. Bu 2 haftadır Silopi Ovası’nda tatbikat yapıyorlar. Hatta bir kısım Irak askeriyle birlikte bu tatbikatın yapıldığı belirtiliyor. Bir bunu yapıyor. Bir de dikkat çekici bir şekilde 27 Eylül günü Govendê Dağı ile Adilbeg Köyü arasında kalan alana dönük bir operasyon başlattılar. Burası sınırdır. Bir yanı Güney Kürdistan’dır. Adilbeg, Şîrvan’a bağlı bir köydür. Yani Barzan mıntıkası olarak adlandırılan bölgeye bağlıdır. Burada da Silopi’deki tatbikat benzeri bir şey yapıyorlar. Bu amaçla bu operasyonu geliştiriyorlar. Silopi ovadır; biz orada yokuz. Bir de hududu geçmemişler. Fakat Adilbeg hattında yer yer sınırı geçtiler; elbette gerilla da cevap verdi. Orada savaş yaşandı. Operasyon ve çatışmalar halen devam ediyor. Adilbeg’de 3 arkadaşımız şehit düştü; 5 kişilik bir arkadaş grubumuzla da şu an ilişkimiz yoktur. Yani savaş içerisindedirler. Ayrıca orada bir dizi farklı düzeyde eylemler gerçekleştirildi. Düşman tıpkı daha önce dediğimiz gibi ağırlıklı olarak hava güçlerini kullanıyor. Bununla hem bize darbe vurmayı hem de tehdit mesajlarını Güney Kürdistan yönetimine iletmeyi amaçlıyorlar. Özellikle de Barzan bölgesi özel bir bölge olmaktadır. Yani adeta, ‘bakın ensenizdeyim’ demek istiyor. Çünkü teslim almak istiyor. Yani bu tehditlerin ve çabaların hepsi ‘teslim olun’ demek içindir. ‘Benliğinizden vazgeçin; referandumdan vazgeçin; tek çareniz var; o da teslim olmaktır’ demek istiyorlar. Bu operasyonu da bunun için yapıyorlar. Fakat gerilla gerekli cevabı vermiş durumda. Şu an savaş devam ediyor; düşman biraz ilerledi ama darbe yedi. Bunun için de şimdiye kadar ciddi bir ilerleme kat edemediler. O hatta gerillanın direnişi devam edecek ve gereken cevap verilecektir.

KÜRTLER BİRLİK OLSA KİMSE KÜRTLERE DİL UZATAMAZ

Kürdistan halkı ve siyasetçileri olarak kendi aramızda tartışıyoruz, tartışmalıyız. ‘Bu referandumun zamanı uygun muydu, değil miydi; referandum gerçekten çözüm müdür, değil midir; kararı nasıl alındı ya da alınmadı’ vb. çerçevelerde Kürtler olarak kendi içimizde eleştiriler yapabiliriz; tartışabiliriz. Bu, bizim halk olarak kendi içimizdeki bir sorundur. Fakat bugün Kürt halkına dönük saldırı, tehdit ve işgal hazırlıkları vardır. Referandum, nasıl ki bütün halkların hakkıysa, Kürt halkının da kaderini kendi belirleme hakkı vardır. Ama ‘nasıl siz böyle yaparsınız; Kürtler olarak böyle yapamazsınız’ deniliyor ve Güney Kürdistan’a çok dil uzatılıyor. Özellikle de Türk devleti herkesten fazla dil uzatıyor. Sanki Güney Kürdistan Irak devletine bağlı değil de Türk devletine bağlıymış gibi ele alıyorlar. Zaten Türk devletinin bu yaklaşımları olmasaydı, Irak ve İran bu kadar sertleştirmezdi. Türkler bunları daha çok tahrik etti. Tahran’a gittiler; görüşmeler yaptılar telefon üzeri Ebadi ile konuştular; yani bu işin başını Türkler çekti. Sanırsın Hewlêr ve Kerkük bunlarındır da onların elinden gidiyor. Bu şekilde öne çıktılar.

AKP KONUSUNDA KDP’Yİ UYARDIK; DİNLEMEDİLER

Biz AKP devletinin ve AKP-MHP ittifakının gerçekliğini önceden Güneyli güçlerle paylaştık. Onlara, ‘siz bizim kadar AKP’yi, Erdoğan’ı tanımıyorsunuz. Erdoğan yeni Saddam’dır; hatta Saddam’dan daha tehlikelidir. Çünkü ırkçı bir kişidir. Bizi birbirimize düşürmek için, ilişkilerimizi bozmak için, sizden istifade edebilmek için sizinle dostluk yapıyor gibi görünüyor ama öyle değildir; sizin de düşmanınızdır. Doğru; onlar şimdi kendilerini yalnızca PKK düşmanı gibi gösteriyorlar ama bunlar bütün Kürtlerin düşmanıdır’ dedik. Özellikle de AKP ve MHP arasında gelişen konsepti anlatmak istedik. ‘Türk devleti yeni bir konsepte girmiştir; bu yeni konseptte stratejileri Kürt halkının bütün kazanımlarını yerle bir etmektir. Bunun için bu kadar Rojava’ya karşı duruyorlar. Rojava halkının haklarına kavuşmasını istemiyorlar. Çünkü onlar Kürt halkının bütün kazanımlarının elinden alınmasını istiyorlar’ dedik. Ben kendim Sayın Mesut Barzani’ye iki sefer bunları bizzat anlattım. Ama maalesef bizi dinlemediler. Belki de, ‘PKK Türkiye karşıtıdır; bu yüzden öyle diyor’ diye düşünmüşlerdir. Halbuki biz Türkiye devletini çok yakından izliyoruz ve 2015 yılında AKP’nin ateşkesi sonlandırmasıyla hemen yeni bir konsepte ulaştığını anladık ve sadece PKK’ye karşı değil, bütün Kürtlere karşı bir saldırıya geçeceğini gördük. Biz bunu iyi anladık. Zaten Önder Apo da 5 Nisan 2015 tarihinde yanına giden heyete, ‘bu son görüşmemiz olabilir’ dedi. Hatta, ‘sizin de yaşamınız tehlikeye girebilir’ dedi.

Yani hem Önder Apo işaret etti hem de yönetim olarak bizler bunu iyi anladık ve bunu kavratmak istedik. Özellikle de KDP yetkilileriyle bunu paylaştık ki, onlar da bu konuda dikkatli olsunlar ama bu çabalarımız maalesef sonuç almadı. Gittiler; Türk devletiyle derin dostluklar geliştirdiler. Şimdi Güney’de o kadar Türk özel kuvvet elemanı vardır. Türk Özel Kuvvetleri’nin yarısı Güney Kürdistan’dadır. Bundan dolayı Türklerin sesi bu kadar çıkıyor. Bundan dolayı, bu bölgeler sanki kendilerine bağlıymış gibi konuşuyorlar. İnsanın düşmanına bu kadar güvenmemesi gerekir. Bu doğru bir siyasi yaklaşım değildi. Eğer Türkiye’ye bu kadar güvenmeseydiler ve 2013’te beraber başladığımız ve çalışmalarını yürüttüğümüz Ulusal Kongre çalışmalarını başarıya taşıyabilseydik, bugün durum böyle olmazdı. Örneğin; referandum, bir ulusal karar olarak gündeme girseydi, Türkiye’nin durumu da hesap edilir ve ona göre gündeme girerdi. Tedbiri alınırdı ve ondan sonra gündeme konulurdu. Yani durum böyle olmazdı. Ama bu biçimde bir yaklaşım oldu. Dikkat edin; bizim sözlerimiz (ki ileride imkan olursa bu konu üzerine daha fazla konuşurum) bir bir doğru çıktı. Bizim AKP-MHP üzerine olan sözlerimiz, Erdoğan üzerine dile getirdiğimiz konular bir bir doğru çıktı. O zaman biz, ‘Kürtlerin nerede bir kazanımı olursa, bunlar saldırırlar’ dedik. Çünkü bunlar Kürtlerin bir saç teline bile tahammülleri yoktur. Hatta, ‘bütün dünya kabul etse de Türkiye devleti yine de kabul etmez’ dedik. Kürtlerin varlığını kabul etmek istemiyorlar; nasıl Kürdistan’ın bağımsızlığını kabul edecekler! Şimdi eğer Irak devleti ‘ben uğraşmıyorum’ dese de bunlar saldıracaklar. Böyle görünüyor.

TÜRK DEVLETİ GÜNEY’E SALDIRSA SEYİRCİ KALAMAYIZ

Güney Kürdistan halkımız bilmeli ki, biz PKK olarak eğer Türkiye devleti saldırırsa, buna seyirci kalamayız. Biz, Kürdistan’ın savunmasını yapan Apocu Savunma Kuvvetleri olarak, Türkiye’nin saldırganlığına karşı Güney Kürdistan halkımızı yalnız bırakmayız. Halkımızı savunacağız. Yine süreç böyle giderse, bu yük bizim omuzlarımızda olacaktır. Biz bunun farkındayız. Ama burada açığa çıkan gerçeklik, doğru yolun ulusal birlik olduğudur. Bizler, kendi içimizde olan sorunlarımızı, ister Güney özgülünde olsun, isterse de genel ülke kapsamında olsun, çözmeliyiz. Yine ortak bir stratejimiz olmalı. Artık Kürdistani bir strateji olmalı. Bunun için adı kongre mi, konferans mı, çalıştay mı; ne konulursa konulsun; geliştirilmelidir. Halkımızın Ortadoğu’daki mevcut koşullardan istifade etmesini ve bu davanın başarıya gitmesini istiyorsak, o zaman ortak bir stratejimiz olmalıdır. Bunu derken, ‘yönümüzü düşmana verelim’ demiyoruz. Ne zaman ki düşmana bel bağlanmışsa, o zaman Kürdistan toplumu kaybetmiştir. Tarihte onlarca kez ispat edilmiş olan bu şey, işte bu dönemde de ispatlanmıştır. Bu nedenle bütün Kürdistanlı siyasetçiler, bu açığa çıkan gerçekliği göz önünde bulundurmalı ve ulusal yaklaşımı daha fazla geliştirmelidirler. Çünkü tek yol Kürt halkı olarak omuz omuza vermek, gerçekliğimizde ısrar etmek ve düşmana karşı geri adım atmamaktır.

MADEM BİR ADIM ATILDI; O ZAMAN ARKASINDA DURULMALI

Neçîrvan adeta Türkiye’ye ‘yalvarır’ gibi konuşuyor. ‘Biz hiçbir zaman çıkarlarınız karşısında tehlike oluşturmadık; şimdi de tehlike değiliz’ vb. şeyler söylüyor. Adam sopasını kaldırmış tepende bekliyor; sen niye öyle konuşuyorsun! Ayıptır. Yani birisi gelip karşında tankla duracak; sen de sonra gidip ona yalvaracaksın. Madem adım atmışsın; o zaman devam etmelisin. İnsan böyle şeylere tenezzül etmemeli, geri adım atmamalı. Doğru; politik konuşmalar gereklidir ama bu biçimde karşı tarafın politikayı bir tarafa bırakıp askeri devreye koyduğu bir ortamda tehditler savururken; o zaman biz de tutum sahibi olmalıyız. Bu halkın da bir şerefi ve onuru vardır. Yani bu halk adına konuşanlar, bu konularda ölçülü olmalıdırlar. Politika adı altında bu kadar şeye tenezzül etmek bizce doğru değildir. Halkımız bugün Ortadoğu’da gerçekliğini ispat etmiştir. Artık bir aktördür. Bunların bize yaptıkları tehditler bizi daraltmamalı. Bundan sonra herkesin bugün ortaya çıkan bu gerçeği göz önünde bulundurup buna göre tutumunu yenileyeceğini; bu biçimde halkımızın kazanımlarını daha iyi savunabileceğimizi düşünüyoruz. Bu tarihi dönemde Kürdistan Özgürlük Mücadelesi’ni bu şekilde sonuca götürmeliyiz. Bu topraklar üzerinde Kürt halkının da özgür ve bağımsız bir biçimde yaşama hakkı vardır ama bu meşru ve doğal hakkın yerine gelebilmesi için bizler doğru yöntemlerle, doğru siyasetle hareket etmeliyiz ve bir de düşmana karşı gerçekten cesaretli bir biçimde durabilmeliyiz. Madem bir adım atılmış; o zaman bedeli ne olursa olsun bu göze alınmalı ve saldırılara karşı gerekli tutum takınılmalı. Bu çerçevede gelişmelerin olacağına inanıyoruz.

Biz hareket olarak ulusal tutum ve duruş bağlamında her daim halkımızın arkasındayız. Fakat yanlış çizgide ısrardan hiç kimsenin faydası yoktur. Önemli olan gerçekten bu halkın çıkarları için ulusal-demokratik bir siyaset yapabilmemiz ve bu temelde bu tarihi dönemde Kürt özgürlük davasını başarıya ulaştırmamızdır.”

ANF 

Related Articles