Mamkirek Köyü Katliamı

O gün Mamkirek köyünde uygulananlar Mamkirek halkının belkide tarihlerinde gördükleri en acı en barbar yöntemlerden biriydi. Dersim’in Pulur (Ovacık) ilçesine bağlı Mamkirek köyünde bulunan tüm köy halkı , kadınların, kızların çığlıklarına, bebeklerin ağlamalarına bakılmaksızın vahşi yöntemlerle işkenceden geçirilir. Köyde 15 yaş ve üstü ne kadar erkek varsa alınır ve barbar bir biçimde katledilir. Yalnızca kaçıp dağlara saklananlar kurtulur. Benzeri az görülmüş bir barbarlık uygulanır.
Bu gün R. T. Erdoğan rejimi ve iktidar partisi AKP’nin Cizre’de , Sur’da yaptığı ve tüm dünyanın canlı izlediği katliamın aynısını, bundan tam 80 yıl önce M. K. Atatürk rejimi ve iktidar partisi CHP, Dersim’in Mamkirek köyünde yapar. İşid, El-Nusra gibi çete örgütlerinin Şengal’de, Rojava’da, Suriye’de ve Irak’ta yaptıkları ve ekranlarda canlı canlı izlediğimiz gibi.
1937’de Dersim Karabal aşiretine bağlı insanların yaşadığı Mamkirek köyünde yapılan ve tarihimizin bir yerinde duran katliamı bir kez daha hatırlayarak, bu katliamı yapan Türk Devletinin bu çete örgütleriyle neden bu kadar ortak hareket ettiğini ve ilişki içinde olduğunu, Cizre, Sur’u neden yaşadığımızı, belki bilince çıkarır ve geleceğimize yönelik tedbirlerimizi almak için bir kez düşünürüz.
Dersim katliam kararı her ne kadar 4 Mayıs 1937 ‘de altında Reisicumhur K. Atatürk imzasını taşıyan
Bakanlar Kurulu kararıyla alınmış olsa da, aslında her şey 1924 yılından itibaren kendini göstermeye başlamıştır. Bu tarihten itibaren, Devletin çeşitli kademelerinde görevli kişiler Kürdistan’ı gezerek Kürtlere yapılması gerekenleri bir bir rapor etmeye başlamıştır.
1915 yılında Ermenileri, Suryani, Rum ve Kürt Ezidileri katliamdan geçiren bu zihniyet artık sıranın Tüm Kürtler’de olduğunu ve bunun biran önce hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyordu .
HER ŞEYİN TEMELİNDE YATAN GERÇEKLİK, YENİ KURULMUŞ CUMHURİYETİN SINIRLARI İÇİNDE KALAN NE KADAR FARKLI KİMLİKTEKİ HALK VARSA, BİR BÜTÜN OLARAK TÜRKLEŞTİRİLMESİ GEREKTİĞİYLE İLGİLİYDİ ve öylede yapıldı.
Cumhuriyet kurulduktan kısa bir süre sonra, farklı kimlikteki halklara neler yapılacağının işaretini Atatürk şu sözüyle göstermiştir:  “Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur.”
Atatürk’ten geri kalmayan İsmet İnönü ise şunu söylemiştir: “Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları behemehal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek anasırı [unsurları] kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf [nitelikler] her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır” (31 Ağustos 1930)
Atatürk ve İsmet İnönü söyler de dönemin adalet bakanı ırkçılıkta geri durur mu?
Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt: “Türk bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır. Türklere hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı.” (19 Eylül 1930)

24 Eylül 1925 tarihli ve “Gayet mahremdir” ibaresi taşıyan Şark Islahat Planı Kararnamesinin iki maddesi aslında her şeyi açık bir biçimde özetliyordu.

1-“Aslen Türk olup Kürtlüğe mağlup olmaya başlayan bervech-i âtî Malatya, Elaziz, Diyarbekir, Bitlis, Van, Muş, Urfa, Ergani, Hozat, Erciş, Adilcevaz, Ahlat, Palu, Çarsancak, Çemişgezek, Ovacık, Hısn-ı Mansur (Adıyaman), Behinsi (Besni), Arga (Akçadağ), Hekimhan, Birecik, Çermik, vilayet ve kaza merkezlerinde hükûmet ve belediye dairelerinde ve sair mücessesat ve teşkilâtta, mekteplerde, çarşı ve pazarlarda Türkçeden maada lisan kullananlar evâmir-i hükûmete ve belediyeye muhalif ve mukavemet cürmile tecziye edilirler.”
2-“Fırat garbındaki vilayetlerimizin bazı akvamında dağınık bir surette yerleşmiş olan Kürtlerin Kürtçe konuşmaları behemahal men edilmeli ve kız mekteplerine ehemmiyet verilerek kadınların Türkçe konuşmaları temin olunmalıdır.”
Devleti yönetenlerin bu fikirleri Yukarıda Şark Islahat Planının iki maddesinde adı sayılan yerlerin tümünde hayata geçirilecekti. Çok değil, kısa bir süre sonra Palu’da İsmet İnönü’nün ”kesip atacağız” dediği ”unsurlardan” olan Kürtler Harput (Elazığ), Bingöl ve Amed’de, Şeyh Said İsyanı olarak ta bilinen (Şubat 1925) isyanda katledilir. Şeyh Said ve 47 arkadaşı 29 Haziran 1925’de idam edilir.

images

Bu katliamdan bir yıl geçmeden Dersime ilişkin rapor 1926 yılında Mülkiye Müfetişi Hamdi Bey’den gelir: ”Dersim gittikçe Kürtleşiyor. Tehlike büyüyor. Dersim, Cumhuriyet için bir çıbandır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliyat yaparak acı sonuç ihtimali önlemlenmelidir.”
Bu yaklaşım gelecekte Dersim’de olacakları gösteriyordu.
1930 yılında Ağrı’da Zilan deresinde, kadın ve çocuklarında olduğu binlerce Kürt katledilecekti. 16 Temmuz 1930 tarihli Cumhuriyet gazetesine göre, bu katliamda 15,000 kişi katledilmiştir.

zialn dersi katilamı

Kürdistan’ın her yerinde adım adım gerçekleştirilen katliamlar ve bu katliamlardan sonuç alan devlet bir sonraki yerin raporlarını hazırlıyor ve gündemine alıyordu.
İşte bunlardan bir tanesi de Zilan katliamından hemen sonra 1931’ de Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın Dersime ilişkin raporuydu: ”Dersim cahildir. Zorunlu iskan uygulanmalıdır. Yüksek memurlara koloni (sömürge) yönetimdeki yetkiler verilmeli. Türklük telkini yapılmalı. Kürt kökenli yerli memurlar tümüyle bölgeden çıkarılmalı, Dersim okşanmakla kazanılmaz. Silahlı kuvvetlerin müdahalesi, Dersimliye daha çok tesir yapar ve iyleştirmenin esasını oluşturur. Türk toplumu içinde Kürtlük eritilmelidir.”
Dersim’de katliam 1937’ de başlasa da Dersime ilişkin katliam kararının fikri 1930’lu yılların hemen başında oluşuyor. 1932 yılında İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’nin raporu şunu belirtiyor: ”Kuzey Dersim halkı batıya göç ettirilmelidir. Askeri harekat başlamadan önce tüm silahlar toplanmalıdır. Yerli memurlar, (yani kürtler) casustur. Dersimlilere kendilerinin aslen Türk olduklarını öğretmek lazımdır…”
Tüm bu raporların ışığında 4 Mayıs 1937’de bakanlar kurulu ”Gayet Gizlidir” ibresiyle ”Başvekalet Kararlar Müdürlüğü” başlığıyla Dersime ilişkin kararını almıştır ve çok kısa bir süre sonra’da harekata başlar. Şükrü Kaya’nın raporunda belirttiği ve 4 mayıs Bakanlar Kurulu kararının ikinci maddesinde de geçtiği gibi öncelikle ”silahlar toplanacak” kararı hayata geçirilir ve Dersim’de tüm köylere düzenlenen askeri operasyonla , herkesin silahlarını teslim etmesi istenir. Silahları olmayan insanlar ölümle tehdit edilir ve günlerce işkenceden geçirilerek silah getirmeleri istenir. Silahları olmayan insanlar öldürülmemek için gidip başka yerlerden parayla silah satın alıp getirirler. Olmayıp veremeyenler ise öldürülür.
Aslında Dersim halkı silahların toplanması sonrası gelecek felaketin farkındadır .
Askerler:” Yalnızca silahları toplayıp gideceğiz” dese de her gittikleri köyde kadın ve kızlara yaptıkları taciz, insanlara yaptıkları işkenceler duyulmaya başlar. Bu durum karşısında silahları ellerinden alınmış halk dağlara sığınırken ,silahlarını teslim etmeyenler ise direnişe geçer.
İşte bu işkence ve katliamların yaşandığı yerlerden biride Mamkirek (çayüstü) köyüdür. 1937 yılının ortalarına doğru Dersim Mamkirek köyüne Türk Askerleri tarafından düzenlenen operasyonda bir yüzbaşı vurulur,işte Mamkirek köyünde işkenceler ve katliam bu olay sonrası olur.
Katliam yaşandığında 10 yaşında olan B. Ç o gün yaşananları gün gibi hatırladığını söyleyerek söze söyle başlıyor:
”Askerler önce silahları toplamak için geldiler bizim köye. Muhtarı çağırdılar, Muhtar köyde degildi, Aza Xalil amcayı çağırdılar geldi ne konuştuğunu biz bilmiyoruz . Türkçemiz yok, yalnız onun konuştuğunu bizimkilere anlatınca, Kürtçe tercüme edip anlatınca, şey yapıyoruz, anlıyoruz.

Asker: ”Ee dokunmayalım Köye, bir şey yapmayalım. Biz sadece silahları almak için geldik. Köydeki silahları, herkesin, kimin varsa toplayın getirin verin.” Tabi Xalil amca dedi ki. Tabi onun konuştuğuna göre, bizde silah yok. Biz fakir insanlarız, yani silah yok.
Asker: ”O zaman köyü yakarız çoluğu çocuğu yakarız” dedi , Kürtçeye çevirince ben kaçtım doğru annemin yanına. Xalil amcanın üstünde çok duruyorlar, silahları çıkart diyorlardı. Oda silah yok. Sonra on beş kişiyi kadın çocuk, Şükrü’nün evinin yanında bir oda vardı oraya koydular otu odunu getirip kapısına yığdılar.

Asker: ”Eğer silahları çıkarmazsanız hepsini yakarım.” Amcam Memed, Memed efendi oda oradaydı. İçeriden bağırıyor; ”silahları çıkarın ,bizi kurtarın.” Tabi kapıyı açtılar. Xalil amcaya git köyde olanların hepsinden topla dediler. Neyse işte köyde silahları olanlar çıkardılar aldılar geldiler. getirip verdiler.

Evleri aradılar. Hemik efendi gilin evinde bir fişek buldular, fişek budur silahını getirin, dediler. Silah yok. Çocukları Ç…’ı ve Xalil amcayı aşağı Munzur suyunun oraya götürdüler askerler oradaydı zaten. Gerçekten silahları yoktu. Artık o fişeği nereden bulmuşlarsa . Ç…’ı Annesinin Türkçesi çok kuvvetliydi; ”bizde yoktur ama bize bir gün sabır verin” dedi. Ama oğlunu götürdüler. Hemik efendi gil sordular, soruşturdular nerede var? Sonunda buldular silah satın alip getirdiler, askere teslim ettiler. Sonra sen inkar ettin diye orada iyice bir dövüyorlar mı yine. Xalil amcayı çayda dövmüşlerdi, hiç bir tarafı beyaz yoktu siyah, ölü, o şekildi. Sen nasıl inkar edersin diye öldüresiye dövmüşlerdi.”

İlk defa askeri o zaman gördüğünü anlatan B. Ç ”silahlar teslim oldu kurtulduk tamam mı?” diye düşünürken iki üç ay geçmeden, askerlerin tekrar köyler geldiğini ve herkesin köyleri hemen boşaltması gerektiğini, yoksa köyle birlikte yakacaklarını belirterek anlatımını şöyle sürdürüyor.

”İşte tam bu sırada Mamkirek köyüne de asker gidiyor. Er Mustafa vardı Kalan aşiret Reisi çok yiğit bir adamdı. Tek başına askeri köyüne bırakmamıştı. Onun bir adamı var Qaçiğ, gidiyor Mamkirek’in altında gizleniyor, asker gelince atıyor yüzbaşıyı vuruyor. Asker köye çıkamıyor geri gidiyor. Orada bir yüzbaşı ölüyor. Qaçığ oradan kaçıyor Torunova Köyüne gidiyor. Alay komutanı da Kirmer köyü muhtarını ve bizim köyün muhtarını çağırıyor. Köyü boşaltın yoksa köyle birlikte herkesi yakarız diyorlar. Haber geldi Bizim köydekileri öldürecekler. Annem, babama dedi ki; ”sen bunları al git siz kurtulun bizi öldürsünler, bir şey olmaz.” Babam beni ve Xideferi aldı Torunova’ya gittik. Bu T. İ…’nin babası gil o zaman orada oturuyorlar. Biz oraya gittik baktık ki Qaçiğ orada oturuyor. orada gördüm ben o adamı o zaman.

mamkirekkoyu

Alay komutanı bazılarını toplamış Mamkirek’te bu olayı kim yapmış kim etmiş öğreniyor bunlara diyorlar ki; ”gidin adamı bulun getirin yoksa bütün herkesi yakarız, öldürürüz.” İnsanlar ”bilmiyoruz” dese de inandıramamış.

Asker; ”ya bu kişiyi getirir teslim edersiniz yada bütün insanları öldürürüz”
Sonra benim kaynatam B. K, Sedimedi M.. ve Kirmer muhtarı geldiler Qaçiğ’ı götürüp teslim edelim dediler. Adam yalvarıyor kendilerine yakarıyor; ”siz beni öldürün götürüp hükümete teslim etmeyin.” Tabi bunların amacı adamı teslim edip insanları kurtarmak,adam ne yapıyor dinletemiyor. Götürdüler adamı alay komutanına teslim ettiler.

Sonra diyorlar Alay komutanı; ”yüzbaşıyı sen mi vurdun?” diye sormuş buna
Qaçiğ: ”Evet ben vurdum” demiş inkar etmemiş.
Asker bu olaydan sonra Mamkirek köyüne gidiyor o gün köyde ne kadar insan varsa kadın, çocuk ,yaşlı, erkek hepisini köy meydanında topluyor. Her türlü hakareti edip, işkence yapıyorlar. Ve sonra tam 32 tane erkeği birbirlerine bağlayarak götürüp dağda diri diri yakıp öldürdüler.

Qaçığ’ı teslim ettiklerinde millet ölümden kurtuldu mu? Tabi ki hayır ”sonra insanları gruplara ayırarak buradan gideceksiniz diye toplu halde katletmeye götürdüler” diyor B.Ç  Ve anlatımını sürdürüyor; ”32 Mordem berd bine çe Hese Qaji’di vesan. Zirçayise ine herdi asmen kerd leti. (32 insanı götürdüler Hese Qaji onların evinin altında yaktılar o insanların çığlıkları yeri göğü ikiye parçaladı) Ama duyan olmadı” diyor.
Bazı tanıklar bu katliamın Ağdat tarafında bir Mezra’da yapıldığını anlatır.

Her Kürt baba adıyla çağrılır soyad Kürtlerde baba adıdır. Mamkirek köyünde yapılan katliamdan sonra daha önce baba adıyla anılan çocuklar. Annelerinin adıyla anılmaya başlanmıştır. Mamkirek Köyü bu özeliği ile Dersim’de ender yerlerden birdir.
Dersim Mamkirek köyünde yaşanan bu katliamın emrini, dönemin tek adamı olan Atatürk veriyor. O dönem Dersim’le ilgili alınan tüm kararların altında ”Reisicumhur” olarak Atatürk’ün imzası vardır. Celal Bayar’da anılarında dile getirir: ”Atatürk Dersimi Vurun ! sorumluluk bana aittir” dedi bizde vurduk.
Türkiye’de Devleti yöneten hükümetler değişse de Kürtlere yaklaşım hiç bir zaman değişmedi. Bu günün tek adam R. T. Erdoğan rejimi ile o dönemin tek adam M. K. Atatürk rejimi ne kadar birbirine benziyor değil mi?
Bu gün R. T. Erdoğan tarafından Kürtlere karşı söylenen ve yapılanları nasıl birebir görüyor ve yaşıyorsak, o zamanda katliamı yaşıyan büyüklerimiz M. K. Atatürk’ün her söylediğini gördü ve yaşadı. Hemde çok büyük acılarla.

Düzgün VEROZ

Related Articles