Majestelerinin muhalefeti

Biliyorsunuz rejim herhangi bir muhalefet istemiyor. Bunun için ellerinden geleni yapıyorlar. Son büyük hamleleri Özgürlükçü Demokrasi gazetesinin gasp edilmesi olayıydı.

Bu konuda doğal olarak aynı kulvarda koştuğunuz insanlardan dayanışma beklersiniz. Bunun yerine artık neyin hesabını yaptıklarını bilmediğimiz, Cumhuriyet, Birgün gibi gazeteler “Kürtlerle yan yana görünmeme”yi seçtiler. Çıktıkları yolda kutluyorum. Hürriyetin tirajını kendilerine çekebilirler mi bilmem ama sarayın soytarısı olma konusunda Kılıçdaroğlu’nu sollama ihtimalleri yüksek. Ha gayret!

Birgün gazetesinden değerli bir yazarımız Kızıldere hakkında şöyle demiş:

Bugün Kızıldere’ye sahip çıkmak, Türkiye’nin içinde bulunduğu durumuna razı olmamaktır. Mahir’ler her şeyden önce o günün koşullarını değiştirmeyi öne alan, bunun mümkün kılmak için mücadele eden bir iradeyi temsil ettiler….Bugün solun, muhalefet hareketlerinin sorumluluğu, geleceğimizi gericiliğin pençesinden kurtarmak için birleşik mücadele zeminlerini geliştirmekten başka bir şey değil. Kızıldere’nin bugün çağrısı, Türkiye’yi emperyalizmin tahakkümden kurtaracak bir yolu açmak için, siyasal İslamcı rejimi yenmek için birleşmeye, kararlılığa, inada ve cesarete çağrıdır!

Yazdıklarına üç aşağı beş yukarı ben de katılıyorum. Ama güzel kardeşim sen daha iyi kötü senle omuzdaş olan bir gazete için iki satır yazmaya sakınırken, sen kimi, neye  karşı birlikte mücadeleye çağırıyorsun?

Ha “ Kürtleri, HDPlileri istemeyiz, emperyalizme, Erdoğan’a biz kendi başımıza karşı koyarız…” falan diyorsanız açıktan söyleyin de bilelim. Boşa kabus yaşamayalım, kurtarıveringari hepimizi. Fakat bir sıkıntı daha var, bu kadar iddialı olup Kızıldere’ye sahip çıkmanın seçimlere katılıp binde bir oy almak için kendi sahanda top çevirmek olduğunu hiç sanmadığım gibi bu patinaj yapma halinin ne emperyalizmi ne de Erdoğan’ı def etmeye yetmeyeceği de aşikar.

Said-i Nursi gerçekten her devrin despotlarını titretti mi?

Haber sitesi Artıgerçek’in  renk cümbüşüne hayranım. Yine de bazen aklıma takılmıyor değil, bu kadar sorumsuzca saçmalayan akılların bir aradalığından bir harmoni doğar mı diye.

Muhammed Salar isimli yazarımız Said-i Nursi ve Teşkilat-ı Mahsusa başlıklı bir yazı kaleme almış. Yazıda özetle Nursi’nin Teşkilat-ı Mahsusa üyesi olmadığını kanıtlamaya çalışmış. Ama işin doğrusu ben bir kanıt göremedim. Dile getirilen şey, bu suçlamayı yazan çizenlerin bir kanıtı olmadığının ötesine geçmiyor. Yazının devamı geleceği için belki daha sonrakilerde yazarın elbette somut bir şeyler söyleyeceğini umuyorum.

Benim asıl takıldığım kısım ise şu:Yaşamı boyunca şiddet ve radikalizmi dışlamış, her zaman diyalog ve barış taraftarı olmuş, her devrin despotlarını da ikaz edip titretmekten geri durmamış olan Bediüzzaman;…(vurgu Salar’a ait)

Ah ne güzel diyebiliriz tabii. Fakat gelecek yazılarında yardımcı olsun diye Sayın Salar’a ben bir kaç soru sorayım, Nursi 1. Dünya Savaşı sırasında ne yapıyordu? Ermeni Soykırımı gerçekleştirilirken neredeydi, bu işte bir rolü var mı, Soykırım sırasında Van’da bulunan Molla Said kimdi? Mustafa Kemal despotunu nasıl titretti? Ya İsmet İnönü titreyerek nerelere kaçtı? Adnan Menderes’i destekleyerek mi titretti? Said-i Nursi’nin Fetullah Gülen çetesi gibi “yeşil kuşak” projesinin bir parçası olan organizasyonlara esin kaynağı olmuş olması sadece bir tesadüften mi ibarettir?

Not: Değerli okur sizi oyalamış gibi oluyorum farkındayım, yine Dubai’den bahsetmeye yerimiz kalmadı. Ama merak etmeyin gerçekte kışın da denize girilebilir olmasının ötesinde bir numarası yok. Fakat mutlaka söylemem gereken bazı tesadüfler oldu. Üç okurumla rastlaştım, biri Türkiye’den iş için gelmişti, bir Kürt çift de balayı için. Eh dünyanın bir köşesinde de okurlarınızın sizi bulması ulu Manitu’nun bir hikmeti olsa gerek.

Medya Dedektifi

30 Mart. 2018-Londra

Related Articles