Lübnan: Bir Kıvılcım Yeter – Ömer Çiftçi

 

Ortadoğu’nun bitmeyen kasvetli ve bol kanlı dönemleri devam ederken, gündeme bomba gibi düşen Lübnan Başbakanı Saad Hariri, İran ile Hizbullah’ı hedef göstererek ve suikasta uğrama korkusunu dile getirerek, Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da canlı yayında istifasını duyurdu.

Daha önce cumhurbaşkanı kriziyle gündeme gelen Lübnan iki buçuk yıl süren cumhurbaşkanı kim olacak belirsizliğine son veren Mişel Aun cumhurbaşkanlığa seçilerek  ‘’Soğuk Savaş’a son vermişti.

Lübnan küçük bir Suriye biraz da Ortadoğu gibidir. Etnik, aşiretsel, mezhepsel ve siyasal uzantılarıyla bu ülke, Suriye’nin bir kopyasıdır.

Batılıların daha çok Levant dediği Lübnan 1943’te Fransa’dan bağımsızlığını ilan ettikten sonra farklı dönemlerde İsrail’le savaşa tutuşmuş bir de iç savaş CV’sine yazmış. Bütün bunlar yetmezmiş gibi siyasal çekişmelerin yaşanmasında etkili olan etnik, dini ve mezhebi bölünmüşlüğün Lübnan halkını ve komşu ülkelerini etkilemesidir.

Lübnan birçok savaş, iç çatışma, katliam görmüş; sürekli politik çekişmeler, koalisyonlar, hükümet krizleri yaşayan bir devlettir.

KÜÇÜK SURİYE’NİN HETEROJEN YAPISI

Lübnan’ın nüfusu 5 milyon civarında. Yaklaşık yüzde 60’ı Müslüman. Müslümanlar içerisinde Şiilerin oranı  yüzde 55, Sünniler ise yüzde 40 seviyesinde. Yüzde 5’lik oranla Dürziler ve az sayıda Alevi de diğer dinsel ve mezhepsel kesimleri oluşturuyor.

Hıristiyanlar ise ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor. Hıristiyanlar içinde en büyük grup Maruniler. Marunilerin Hıristiyan nüfusun yarısından fazlasını oluşturduğu ifade ediliyor.

Lübnan’da başta mezhepsel sorunlar, siyasi farklılıklar ve etnik bölünmüşlük nedeniyle heterojen bir ayrışmaya maruz kalmıştır. Ülke’de etnik yapı  Arap % 93, Ermeni % 6 ve Rum % 1 olmak üzere üç ana guruptur.

Daha detaylı bakarsak etnik nüfus dağılımı şöyledir

  • Şiiler: % 27
  • Sünniler: % 27
  • Maruniler: % 21
  • Rum (Grek) Ortodoksları: % 8
  • Rum (Melkit) Katolikleri: % 5
  • Dürziler: % 5
  • Ermeniler: % 4
  • Diğerleri: % 3

Dini yapısı ise Hristiyan mezhebini oluşturan Maruni, Rum Ortodokslar (Grek), Rum Katolikleri (Melkit), Ermeni Ortodokslar, Ermeni Katolikler, Asuriler, Protestanlar; Müslüman mezhebini oluşturan Şiiler, Sünniler, Dürziler, İsmailliler ve Nusayriler’dir.

Ülkenin içindeki mezhebi bölünmüşlüğü sıralarken kendi içlerinde de ailevi veya aşiret olarak bir bölünmüşlük söz konusudur. Partiler, kişiler, aileler, siyasi akımlar, örgütler, hareketler kendilerini bir şekilde din ya da mezhebe göre ayırıyor.

LÜBNAN’IN İÇ SAVAŞI

İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyanın yeniden şekillenmeye başlamasıyla Fransızlar Lübnan’ı terk ederek ülke bağımsızlığı 1943’lü yıllardan itibaren tatmaya başladı. Fransa’nın gidişiyle yalnız kalan Maruniler ülkenin tek söz sahibi olmaktan çıktı.

Daha sonra 1948’de İsrail’in kurulmasıyla Filistinliler ve İran’dan gelen radikal Şii grupların akın etmesi, ülkenin demografik yapısını bozmuştur.

ABD 1958’de on bini aşan deniz piyadelerini Lübnan’a göndermiş, Müslüman halkın ayaklanmasıyla ilk iç savaş deneyimini yaşamıştı. Dolayısıyla Lübnan yönetiminde de Müslümanlara görev verilmeye başlanmış ve iç savaş yatışmış.

1960’lı yıllardan sonra ülkenin politik ve iktisadi hayatı mezhepsel bir çizgiye doğru eviriliyordu. Lübnanlılık kimliği altında birleşilmiyor; kan bağı ve mezhep bağları kimliği oluşturan ana unsurlar olmuştur.

1975-1989 yılları arasında büyük bir iç savaşla boğuşan Lübnan’ın içinde birçok aktör yer alıyordu. İç savaşın temel taşlarını oluşturan Hristiyanlar ve Müslümanlar-Filistin grupları arasında büyük çarpışmalara sahne oldu. Savaşın ilk yılları böyle görünse de Lübnan’ın içindeki bütün grupları birbirleriyle kanlı bir hesaba tutuşmuştu.

İsrail iç savaştan istifade ederek Lübnan içindeki Filistinlileri bertaraf etmek amacıyla birkaç kere işgal etti.

TAİF ANTLAŞMASI

İç savaş boyunca BM Güvenlik Konseyi, Arap devletleri defalarca uzlaşmayı sağlamak için girişimlerde bulundu fakat etkisiz oldu.

İç savaşı bitirmek amacıyla Suudi Arabistan’ın Taif kentinde toplanan 62 milletvekili 22 gün süren müzakerelerin sonucunda Taif Anlaşması imzalandı. Anlaşmaya göre Hristiyan ve Müslüman eşitliğine dayalı dinsel yapılı bir yönetim tesis edilecek.

Cumhurbaşkanın Maruni, Başbakanın Sünni ve Meclis Başkanının Şii olduğu düzen aynen devam edilmiştir.

2006 KRİZİ

Suriye’nin yokluğunda İsrail boş durmayıp Lübnan’ı sürekli taciz ediyordu. Bu tacizler ilk başlarda Filistinlilerin Lübnan’daki varlığına yönelikti. Daha sonra Lübnan’ın güneyinde güçlenen Hizbullah İsrail’i tedirgin etmeye başlamıştı.

2006’lı yıllara gelindiğinde karşılıklı misillemeler baş göstermiş, Lübnan’ın altı kaynama noktasına geliyordu. İsrail önce belirlediği noktaları havadan bombalamaya başlamış daha sonra karadan operasyon başlatmasıyla Hizbullah ile resmen savaşa girişti.

Hizbullah’ın beklenmeyen gücü herkesi şaşırttı. İsrail’in farklı şehirlerine İran’dan alınan füzelerle vurarak cevap verdi. Her iki tarafta da ağır zayiatlar vererek kendilerinin bu savaştan galip ayrıldığını deklere ettiler.

SAAD HARİRİ’NİN İSTİFASININ MESAJI

Lübnan Başbakanı Saad Hariri’nin Suudi Arabistan’da istifa etmesi ABD ve İsrail’in İran’ın Ortadoğu’daki etkisini azaltmaya yönelik bir hamle olarak okunması görülebilir. ABD ve Sünni bloku Suriye’de kaybeden taraf olunca Lübnan üzerinden yeni bir savaş ya da etkinlik kazanma adına açılmış bir cephe olarak karşımızda duruyor.

Suriye’de Sünnilerin olduğu bir iktidar hayal eden başta Suudiler ve ABD ortaklığı sahada zemin bulmayınca İran’ı başka köşede sıkıştırmak için Lübnan senaryosu oynatılıyor.

Suudiler nereye elini atsa İran faktörü karşısına çıkmakta ve öfke köpürmektedir. İran’ın Irak işgali sonrası sürekli alan kazanması karşısında tüm kozlarını oynayarak Suriye’de kaybetti, Irak’ı da geri döndürmeye çalışmak için çeşitli görüşmeler yapılmaktadır.

İran’ın bölgede iyice ağırlığını koyması İsrail’i bir tedirginlik sarmaya başladı. Sınırlarında güçlenen Hizbullah terör örgütünün Suriye’deki savaş tecrübesini ve zafer naralarını taa kendi ülkesinde duyması Trump yönetimi ve İran’ın baş düşmanı Suudilerle gizli pazarlık yapmaya sevk ediyor.

Bazı medya gruplarına göre Suudi Arabistan yönetimi ve İsrail istihbarat paylaşımına başlamış bile. Hariri’nin istifası, kapanmak üzere olan Suriye cephesinin yerine yeni Lübnan cephesi açılmasının habercisi gibi duruyor.

Suudi yönetimi İsrail aracılığıyla Trump’tan ‘’vur emri’’ verilmesini istediğini ve yeni bir savaşın eli kulağında olduğunu gösteriyor.

Tarihi boyunca birçok vekalet savaşına sahne olmuş Lübnan’ın bir savaş istemesi menüsünde olamaz. İran, güvenilir bir askeri güç ve etkisini yaymasının önemli bir aktörü olan Hizbullah’ın dikkatinin Lübnan’ın dağılmasını istemiyor. Suriye savaşı sona yaklaşırken ve İran’ın bölgesel etkisini azaltmaya yönelik cephe güçlenirken, gözler bir kez daha Lübnan’a kilitlendi.

“Lübnan her çeşit tehlikenin kol gezdiği bir orman” sözleri akıllarda hala duruyor. Bir bomba gibi duran Lübnan herkesi patlatmaya yetecek kadar güçlü bir etkiye sahip. Ama ufak bir kıvılcımla…

Related Articles