Libya’da neler oluyor?

Dünyanın gözü Ortadoğu’dayken, biraz kenarda kalsa da, Libya şimdilerde postmodern yeniden paylaşım savaşının kızıştığı bir alan olma yolunda.

Bir süredir Rusya(Mısır’ın da desteklediği) Libya’daki güçlerden Tobruk merkezli General Halife Haftar’la yakın temas halinde. Rusya’nın Libya savaşına ABD adına müdahil olan Haftar’a, daha önceden silah ikmali yaptığı türden söylentiler uluslararası basına yansımıştı. Haftar da iki defa Moskova’yı ziyaret etmişti. Son olarak geçtiğimiz hafta Libya’nın doğusunda Mısır’a bağlı kıyı kenti Sidi Barrani’ye Rus özel kuvvetlerinin ve insansız hava araçlarının müdahale amacıyla konuşlandırdığı haberleri yine basında yer aldı. Rusya’nın Haftar’a bağlı birliklere özel ordularla eğitim verdiği de iddia ediliyor. Bütün bunlara ilaveten Putin yönetiminin Libya’da “terörizm karşıtı kampanya” açabileceği konuşulanlar arasında.

Moskova böyle bir hareketlenmeyi doğrudan yalanlamadı. Ayrıca bu konuda Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov “Rusya, Libya’ya bir şekilde istikrar gelmesinden ve kendi yönetimi üzerinde karar verebilecek olmasından, Libya’nın terörün güçlenme ortamı olmasını önlemek için güçlü tedbirler alabilecek bir yönetimi olmasından yana” dedi.

Rusya’nın Libya’ya müdahil olması, Suriye savaşı ile birlikte Sovyetler Birliği dönemindekine benzer tarzda Rusya’nın küresel güç olma iddiasını pekiştirme anlamında tutarlı bir hamle. Son dönemde Filistin sorununa müdahil olması, Suriye’de İsrail saldırıları karşında tavır alması ve Afganistan’da “barış için” insiyatif alması bu politikayı destekler tarzda hamleler. 

Libya’ya dönük adımlar tek başına Rusya’nın değil aynı zamanda Çin’in de bir girişimi olarak görülebilir. Çünkü Libya savaşının en çok kaybedeni bu ülkedeki yatırımları berhava olan Çin oldu. Stratejik ortağı Rusya ile birlikte yeniden bölgede eski konumuna kavuşmayı istemesi ve enerji alanlarını kontrol etmeye çalışması olası bir politika. Dünyanın genelinde olduğu gibi bu bölgede de “işlerin yolunda gitmesi için” stabilizasyona en çok Çin’in ihtiyacı var.

Asıl dikkat çekilecek mesele ise Libya’ya sevkiyatın yapıldığı ülke Mısır. Son birkaç yıldır Sisi iktidarıyla birlikte Rusya, Mısır’la yakın temasa geçti. Kahire’yle askeri anlaşmalar yapılırken Rusya ve Mısır orduları Akdeniz’de birlikte tatbikat bile yaptı. Rus doğalgaz şirketi geçtiğimiz yıl Mısır’ın zengin doğalgaz sahalarından Zohr’da yüzde 30’luk payı 1,5 milyar dolara satın aldı. Mısır yönetimi Çin’le de(Çin’in tıpkı diğer Afrika ülkeleriyle yaptığı gibi) geçen yıl başta alt yapı ve enerji olmak üzere 21 alanda kapsamlı anlaşmalar imzaladı. Bu saatten sonra Mısır’ın Çin’in ekonomik işgali altından olduğundan bahsetmek abartılı olmaz. Doğal olarak bunun politik yansımaları da olacaktır.

Libya’da savaş tırmanıyor

Ülkede ulusal uzlaşma hükümeti kurulması çalışmaları yapılmasına rağmen bu girişimler sonuç vermedi. Çok başlılık sürüyor. Başta İngiltere ve İtalya olmak üzere Batılı güçler de burada boş durmuyor. Onlar da daha çok Trablus merkezli hükümeti destekleyerek petrol bölgelerini ele geçirme uğraşını yoğunlaştırıyor. El Kaide, DAİŞ ve İhvan’ın bu ülkeler tarafından desteklendiği, hatta bazı yaralı çete üyelerinin Mısrata kentinde İtalya’ya ait bir hastanede tedavi gördüğü gelen iddialar arasında. Ayrıca İngiltere’nin BM Güvenlik Konseyine Libya hava sahasının kapatılmasına ilişkin karar tasarısı sunması dikkat çekici. Zaman zaman Mısır, Haftar’a bağlı güçleri desteklemek için hava akınları düzenliyor. 

ABD de burada DAİŞ’e karşı hava saldırıları yapıyor. Ama ne tesadüftür ki ABD şimdiki Libya’daki DAİŞ lideri Abdülhakim Belhadj’ı  2011 yılında NATO ittifakı kapsamında Kaddafi’ye karşı desteklemiş, ve bu kişiyle şimdi de Amerikan yönetiminde etkin olan Senatör McCain başta olmak üzere bazı yetkililer yakın ilişki kurmuşlardı.

Libya’da uzun zamandır İngiliz, İtalyan, Fransız ve ABD özel kuvvetleri bulunuyor. Fakat ülkede çatışmalar sonlanmadığı gibi bu güçler ülkeyi barışa ulaştıracak bir siyasi proje önermekten de uzaklar. Şimdilerde ABD’nin linç ederek iktidardan düşürdüğü Kaddafi’nin yerine oğlu Seyfülislam Kaddafi’yi Libya’da hâkim olan kaotik süreci sonlandırmak için “çare” olarak tartışması ayrı bir ilginçlikte. Tabii buna karşı hemen bir hamle geldi. Trablus merkezli yönetim Seyfülislam Kaddafi ve bazı eski hükümet yetkililerine “savaş suçu” işlemekten gıyabında ölüm cezası verdi.

Libya savaşı içerdiği bir çok karmaşık yanla birlikte daha uzun zaman uluslararası güçlerin kapıştığı bir zemin olmayı sürdürecek. Batı ve bu bölgede etkin olan güçler sorunlara barışçıl, uzun vadeli  çözümler aramak yerine, kendi hegemonyalarını ön plan çıkaran yönelimler içinde olduğu sürece savaşın/savaşların bitme olasılığı maalesef yok. Bunun için öncelikle başta AB olmak üzere Libya meselesini bir “yasadışı göç sorunu” olarak tartışmayı bırakmalı, kapsamlı yapıcı çözümlere odaklanmalı. Yoksa herkes için fazla geç olacak.

Erdoğan Rejimi ve Libya

Erdoğan rejimi Batı’nın Libya müdahalesinde gafil avlandı. Ama kısa zamanda toparlanarak, yağmadan pay almak için Katar’la birlikte yangına körükle gitti. İhvan vb. güçlerle iç içe olan Trablus merkezli “hükümet”i destekledi.

Bunu yapmak için silah sevkiyatları da yaptı. Bunun bir kısmı uluslararası sularda yakalandığı için bilebiliyoruz. Açığa çıkmayanların miktarını ise Allah bilir.

Son dönemlerde Libya ile ilgili Erdoğan rejiminin pek sesi çıkmıyor. Ama ilginç bir olay gerçekleşti, geçen hafta İhvan’ın etkili olduğu Misrata açıklarında “fırtına nedeniyle” Türk bandıralı bir yük gemisi battı. Yükün mermer tozu olduğu açıklandı. “Kaza”da 6 kişi hayatını kaybetti.

Yukarıda anlatılan bütün hikâye elbette doğru olabilir. Fakat Erdoğan rejiminin sabıka kaydını, (Erdoğan rejiminin hem Libya dünyanın birçok bölgesine silah sevkiyatları açığa çıktı. Örneğin Belçika’ya yapılan 800 pompalı tüfek sevkiyatı 2015’te İtalyan gümrüğünde yakalandı.) düşününce taşınan yükün “mermer tozu”, geminin batmasının “kaza” olduğu işi ister istemez biraz şüphe doğuruyor. Bütün bunlara komplo teorisi diyebilirsiniz. Ama maalesef siyaset denilen şey çağımızda büyük ölçüde meşru zeminlerde yapılan bir uğraş olmaktan uzun zaman önce çıktı.

Libya, 2011 öncesi dünyadaki zengin ülkelerden biriydi. Zengin gaz ve petrol yataklarının yanı sıra dünya çapında devlet olarak 150 milyar doların üzerinde yatırımı vardı. Libya merkez bankasında 144 ton altın bulunuyordu. Ayrıca başka bir sürü zenginlik. Emperyalistlerin bütün bunlar karşısında iştahlarının kabarması normal. Normal olmayan bir süre önce adeta elini öptükleri Kaddafi’yi “diktatör” ilan edip, dünyanın gözü önünde linç etmeleri ve buna dünyanın sessiz kalmasıydı.

Yazıyı bir soruyla bitireyim, Batı tarafından diktatör ilan edilen Muammer Kaddafi, Erdoğan rejiminin yaptıklarının ne kadarını yapmıştı, bu sıfatı ve linci hak etmek için?

Not: Bu yazı uluslararası basına yansıdığı kadarıyla Libya’da neler olduğunu anlama çabası olarak okunmalı. Sonuçta yazının eldeki sınırlı verilerle yapılmış bir değerlendirmenin eksiklerini barındırması kaçınılmaz.

Related Articles