“Kutsal” Anadolu´da Barış-Bayram

Anadolu toprağı çok kutsaldır. Doğal olarak 20 milyon nüfusuyla Anadolu´yu koynuna alan İstanbul´da kutsal. Hem Anadolu hem İstanbul´da doğup büyüyen insanların herbiri de kendi ağırlığında kutsal sayılır. Hatta öyle ki bu insanlar Fizan`a bile gitseler, hem gittikleri her yeri hem de orada dokundukları her şeyi kutsarlar. Avrupa´da, Amerika´da, Afrika´da, hatta Çin ve Japonya´da bile Anadolu insanını hemen ilk görüşte şıp diye duruşundan tanırsın.
Peki neden…?
– Çünkü tıpkı masalda her tuttuğu altın olan, sonra sırf bu yüzden bir parça ekmekten bile mahrum kalan kral gibi tatsız ve çaresiz dururlar da ondan.
Anadolu insanı kutsal olduğundan gittiği hiçbir yerde bir türlü uyumlu davranamaz. Hep ve sadece kendi kutsalını arar. Kazara uyum sağlarsa kutsalına haksızlık ettiğini, hatta özünü kaybetttiğini sanıp, başını hafif yana eğerek mahcup olur, utanır.
Bu hakikaten böyle…! Valla hiç abartı yok…!
Örnekleyeyim; Anadolu insanı her sevdiğini ve sevdiği herşeyi kutsar dedik ya… Diyelim ki bir kitap okur. Hoşuna gider o kitap. Karşısına ilk çıkan kişiye, – o kişi istemese bile -; “Al bu kitabı. Benim çok hoşuma gitti. Mutlaka okumalısın..!” der. Bir şarkı dinler mesela. Şarkı iyi gelirse kulağına, artık istisnasız sürekli aynı şarkıyı dinler. Yoook, asla bıkmaz…! Bıkmayı ihanet sayar. Üstelik o şarkıyı söyleyen her kimse onu da alıp kutsar. Beğensin beğenmesin bütün şarkılarını dinler, sosyal ağda paylaşır. O şarkıcı hakkında biri “Eh fena değilmiş…” diye bir yorum yazarsa, bunu anlamamış gibi yapar. Taktiksel olarak önce o kişiden diplomatik biçimde uzaklaşır, sonra da hiç müzikten anlamadığını söyleyerek başka bir paylaşımda kınamaya başlar.
Futbol takımı tutmaya görsün. Alimallah(!) en yakın arkadaşına bile açıkça küser…! Eğer yakın arkadaşı o takımda oynayan herhangi bir futbolcuya ya da takımın renklerinin aleyhine herhangi bir şey söylemiş, rencide edebilecek bir davranış içine girmişse… Bu durum en az 301. madde kadar tehlikeli olabilir. Çünkü Anadolu insanı tuttuğu takıma yapılan hakareti kendine yapılmış sayar.
Ya bi de aşık olursa…? En iyisi aşk…! Eee bu kadar manevi hissiyati yüksek olan Anadolu insanı aşık olmaz mı sandın…!? Olur elbet… Hem de nasıl can-ı gönülden sever. Ayrılsa da sevmeye devam eder. Sevdiği onu sevmese, terkedip başkasına giderse, onu daha çok sever. Hatta öyle çok sever ki, “Ya benimsin ya toprağın…!” der. Sonra da eline geçen ilk fırsatta, kendisinin olmak istemeyen sevdiğini önce öldürür, sonra da toprağa verir. Onun bu son derece cömert-fedakar aşk macerasını sadece ve sadece en az onun kadar özüne bağlı olan ikinci bir Anadolu insanı anlar. “Ne yapsın? Sevmiş işte…” der.
Evet, böyledir Anadolu insanı. Övmek gibi olmasın, pek bi kutsaldır… Kutsal olduğu için işte, böyle sevdiği her şeyi kutsar. Kutsadığı her neyse kendini onunla bir tutar. Allah göstermesin(!!) Diyelim ki kazara kutsadığı şeye bir şey olsa, kendine olmuş gibi kahrolur, mahvolur, yemeden içmeden kesilir, yataklara düşer, kanser bile olur…!!!
Ama en kötüsü kutsal saydığı etnik, politik ya da dini grubunun ikinci bir Anadolu insanı tarafından yok sayılmasıdır. İnkar Anadolu´nun o kutsal topraklarında kutsanarak ve kutsayarak yaşayan insanın sonu gibi bir şeydir. Öyle ki ya ölür ya da öldürür. İşte Anadolu insanını ciddi ciddi radikalleştiği zaman budur.
Partiler, örgütler, dernekler, ideolojiler, dinler, etnisiteler, liderler, teoriler, kulisler, klikler ve daha neler neler hep bir olup devreye girer. Bütün bunların hepsi aslında soyut politik kelimeleridir, ama yine de sanki Anadolu insanının öz be öz kimliğini belirler. Bunlardan birine yanlışlıkla elin değdiğinde, aman haaa kıyamet kopar…! En iyi arkadaşlar bile telaş içinde kavgaya başlar. Hiç çıkar yol yokmuş da, hiç dost olunmamış, ve hatta hiç dost olunamazmış gibi… Küsmeceler, darılmacalar ve hatta kafa atmacalar…! Bir taraf kendi kutsal grubundan yola çıkıp öbür tarafı suçlar, öbür taraf suçlanan yanını alıp hakarete etmeye kalkar. Derken aynı bedendeki organların birbirlerine karşı anlamsız rekabeti başlar. Mesela bir ayak öteki ayağa çelme takar, bir el öteki ele çimdik atar, bir göz hemen yanında duran göze küçümseyerek bakar. Her biri hep birden aynı bedenin parçası oldukları halde bunu unuturlar. Ne fayda…?!


xxxxxxxxxx
Ey şimdi lütfedip şu naçizane satırları “Bu kadın ne yazmış hele…?” diye anlamaya çalışan sevgili okur, muhtemelen sen de benim gibi bir Anadolu insanısın, öyle değil mi?… Yani yabancı sayılmazsın. Şimdi demem o ki;
Anadolu(muz) kutsaldır. Dolayısıyla 20 milyon nüfusuyla Anadolu´(muzu) kucaklayıp koynuna alan İstanbul´(umuz) da kutsaldır. Ama şu güncel politik bağlamda insanı(mız) kendi fikrini ve zikrini kutsayıp “öteki” sandığının fikrinin ve zikrinin üstüne koymasa… Hatta “öteki” sandığının kendisiyle tıpa-tıp aynı olduğunu anlasa, Türk Kürd´ü horlamasa, Kürd Türk´e yabancı gözle bakmasa ne iyi olur. Belki o zaman her iki halkın da hakları hakikaten eşit olur. Kimbilir belki barış olur, bayram olur…

Soné Gülyan
Köln, 11.01.2018

Related Articles